Çizgi roman denilince akla ilk gelen üç farklı ekol mevcut. Bunlardan ilki Amerikan çizgi romanı olarak bilinen Anglo-Sakson ekolü, ikincisi Zagor, Tex gibi efsane karakterleriyle İtalyan ekolü, üçüncüsü ise Frankofon ülkeler için tasarlanan Ten-ten’li, Red Kit’li Franko-Belçika ekolü… Her ne kadar bu üç ekol, çizgi roman sektöründe büyük değerlere sahip olsa da Türk çizgi romanı da kendine özgü karakterlere ve hikâyelere sahip. Bu karakterlerden en önemlileri arasında ise Karaoğlan bulunmakta.

1 Nisan 1963 tarihinde yayımlanmaya başlayan Karaoğlan, bir süre boyunca haftalık olarak raflarda yer buldu. Farklı zaman aralıklarında farklı yayın evleri tarafından yayımlanan Karaoğlan, en son 2000’li yıllarda, önce Leman Yayınları tarafından daha sonra da Lal Kitap aracılığıyla okuyucuyla buluştu. İlk zamanlarda dergiyi yayımlayan hikâyenin yazarı Suat Yalaz’dan başkası değildi. Yalaz’ın hem yazıp hem de yayımladığı dergi 32 sayfadan oluşmaktaydı ve siyah beyazdı. 1982 yılında ise Güçlü Yayıncılık, eski maceraları renklendirerek yeniden raflara yerleştirdi.

Karaoğlan’ın ortaya çıkışı ise yayımlandığı zamandan biraz daha önceye dayanmakta. 1956 yılında Türk mimar, romancı, çizgi roman yazarı ve aynı zamanda Beşiktaş Spor Kulübü’nün de 10. başkanı olan Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun yazdığı Kızıltuğ öyküsü, Karaoğlan’a ilham kaynağı oldu. Kozanoğlu, kaleme aldığı Kızıltuğ öyküsünü süreli yayın Resimli Mecmua’da yayımladı. Hikâye oldukça rağbet gördü ve 1959 yılında Akşam gazetesinde Kızıltuğ öyküsünün çizgi romana dönüştürülmesine karar verildi. Hikâyeyi çizgileriyle betimlemesi için ise Suat Yalaz düşünüldü. Kozanoğlu’nun kelimeleriyle Suat Yalaz’ın çizgileri bir araya geldikten sonra daha da beğenildi.

Hikâyenin ana kahramanı Otsukarcı ve Kaan adında baba oğuldu. Orta Asyalı olan bu iki karakter Kozanoğlu’nun kurguladığı hikâyelerde maceradan maceraya koşuyorlardı. Hikâyenin beğenilmesiyle bu ikilinin yer aldığı maceraların sayısı da arttı. Bir süre sonra Kozanoğlu’nun hikâyeleri Kızıltuğ ismi yerine farklı isimlerle hayata geçirildi. Ancak karakterler aynı kaldı. Nitekim Kozanoğlu’nun yazdığı maceraların sonu artık yavaş yavaş yaklaşıyordu.

Dokuz macera sonunda Kozanoğlu, Kaan karakterinin yer aldığı başka hikâye yazmadı. Bunun üzerine Suat Yalaz, karakterin adını Karaoğlan olarak değiştirdi. Artık resmen Türk çizgi roman sektöründe doğmuş olan Karaoğlan’ın ilk macerası da Asya Kaplanı adıyla 1963 yılının başında raflarda yerini aldı. Kaan karakterinin Karaoğlan’a dönüşmesi ise beklenilenden kolay oldu. Karakterin dış görünüşünde fazla bir farklılık olmadı. Kaan’ın babası Otsukarcı, Baybora ismini ve Kozanoğlu’nun maceralarında yer alan Çakır karakteri ise Çalık ismini aldı. Ancak karakterlerin betimlemeleri değişmedi.

Karaoğlan ismiyle ortaya çıkan yeni karakter, bir Uygur genci olarak tanıtıldı. Atletik, mert, yiğit ve kahraman bir karakter olan Karaoğlan, göçebe biri olarak tasvir edildi. Karaoğlan’ın göçebe olması yer aldığı maceraların geniş coğrafyalara yayılmasını kolaylaştırdı. Öyle ki Karaoğlan, kendisini Çin, Hindistan, Bizans gibi uygarlıklarda geçen maceralarda buldu.

Karaoğlan’ın geçmiş hikâyesi ise erkek çocuklara törenle isim koyulan bir dönemde geçiyordu. Ancak ne yazık ki Karaoğlan, kendi isim törenine sahip olamadı. Henüz daha yaşına girmemiş bir bebekken annesini bir saldırıda kaybeden Karaoğlan, babası tarafından kurtarıldı. Ancak babası da yaralıydı ve onu bir ormancıya bıraktı. Zaman içerisinde ormancının yanında büyüyen Karaoğlan, kara saçlarından ötürü Karaoğlan diye anılmaya başladı.

Karaoğlan’ın yaratıcısı olan Suat Yalaz, maceraları hazırlarken Türk tarih ve folkloründen oldukça faydalandı. Bununla da kalmayan çizer, yabancı kaynaklardan da ilham aldı. Türk tarihinin en bilindik karakterlerinden Dede Korkut’tan oldukça etkilenen Yalaz, Demir Maskeli Adam gibi efsaneleşmiş hikâyeleri de es geçmedi. Ayrıca hikâyelerde kullanılan dile de fazladan özen gösterildi. Öyle ki maceraların çoğunda maceraların geçtiği dönemde kullanılan dil tercih edildi.

Karaoğlan hikâyeleri hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap etmekteydi. Bazı maceraların içerdiği erotizm, karaktere olgunluk ve gerçekçilik katmaktaydı. Aynı zamanda hikâyelerde geçen sertlik ve mizah, doğru oranlarla bir araya geldi. Mizah yönü genelde Çalık ve Balaban gibi yan karakterler üzerinden ilerledi. Aksiyon yönü ise ana karakter Karaoğlan temelliydi. Üstelik hikâyelerde yer alan bu unsurun kurgusal olarak harmanlanması da oldukça başarılıydı. Okuyucuların gerginlikleri aksiyon dolu panellerle artarken aralara yerleştirilmiş mizah ögeleri sayesinde azalıyordu.

Karaoğlan hikâyeleri okuyuculara psikolojik tahlillerde de bulunuyordu. Üstelik bu durum, derinlik ve değer katmaktaydı. Maceralarda geçen karakterlerin saf iyi ya da saf kötü olmaması gerçeklik açısından oldukça önemliydi. Bir macerada kötü olarak karşımıza çıkan bir karakter, bazı maceralar dahilinde değişerek iyi bir kişiliğe bürünebiliyordu.

Karaoğlan hikâyelerindeki bu tarz etkenler, popülerliğini artırdı. Öyle ki Karaoğlan sinemalarda da kendine yer buldu. Karaoğlan’ı canlandıracak oyuncunun arayışı ise çeşitli kampanyalar ve yarışmalar dahilinde gerçekleşti. Ancak Yalaz, tesadüfen karşılaştığı Kartal Tibet’in Karaoğan rolü için en iyi isim olacağı kanaatine vardı. Kartal Tibet’in Karaoğlan olarak başrolünde yer aldığı üç film peş peşe çekildi. 1965 yılında Altay’dan Gelen Yiğit, 1966 yılında da Baybora’nın Oğlu ve Camoka’nın İntikamı filmleri Karaoğlan’ı beyazperdeye taşıdı. Daha sonraki yıllarda da beş film daha çekildi. Çıkan sekiz filmden altı tanesinin yönetmenliğini Suat Yalaz üstlendi. Kartal Tibet de çıkan altı filmde Karaoğlan’a can verdi. 2002 yılında ise Karaoğlan televizyon dizisi olarak ekranlara geldi ancak bu macera kısa sürdü.

Suat Yalaz, Karaoğlan hikâyelerinde o dönemin sosyal ve politik olaylarına da atıflarda bulundu. 1970’li yılların başında Yalaz, hikâyelerinde Kazılık Koca adında bir karaktere yer verdi. Kazılık Koca, o dönemlerdeki İsmet İnönü ile oldukça büyük benzerlikler gösteriyordu. Kazılık Koca’nın yer aldığı hikâyede de o dönemin siyasal etkileri görülmekteydi. 1980’li yıllarda da gerçek hayattaki Türk-Ermeni ilişkileri Yalaz’ın kurguladığı maceralarda kendine yer buldu.

Suat Yalaz’ın Karaoğlan’a can verdiği çizgileri ise başlangıçta Kanada asıllı Amerikalı çizer Hal Foster’ın izleri taşıyordu. Foster’ın 1937 yılında Prens Valiant hikâyesini çizerken kullandığı tarz, Karaoğlan’ın maceralarında da görülmekteydi. Aynı şekilde Yalaz, Orta Asya gelenekleriyle ile Orta Çağ Avrupası temalarını başarılı bir şekilde harmanladı.

Suat Yalaz’ın Türk çizgi romanı adına kattığı Karaoğlan karakteri, yurt dışında da yayımlandı. Öyle ki Karaoğlan, yurt dışında yayımlanan seri halindeki ilk yerli çizgi roman olarak da tarihe geçti. 1970 yılında Paris’e yerleşen Suat Yalaz, çalışmalarına burada devam etti. Yalaz, daha önce Akşam gazetesinde yayımlanan Karaoğlan maceralarını yeniden düzenledi ve yedi yıl boyunca Kébir adıyla yeniden yayımladı. Bu maceralar kısa bir süre de Changor adı altında bir araya getirildi. Maceralar, Fransa’dan sonra Kanada, Fransa ile kültürel bağları bulunan Cezayir, Tunus ve Fas gibi Kuzey Afrika ülkelerinde de yayımlandı. Cezayir’in Fransa ile kültürel olarak girdiği çatışma sonucu Fransız yayınlarına uygulanan boykot, Karaoğlan’ı etkilemedi. O dönemlerde Cezayir’e giren sayılı Fransızca yayınlardan biri de Kébir adıyla Karaoğlan hikâyeleriydi. Karaoğlan’ın Cezayir’de yayımlanabilmesinin en önemli nedeni, hikâyelerin Arap halkıyla ilgili olmasıydı. Ayda bir defa çıkan hikâyeler, Cezayir’de ayda iki defa yayımlanmaya başladı. Bu nedenle Karaoğlan’ın asıl başarısı yurt dışı olarak Cezayir’de sağlandı.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here