Yazıya geçmeden önce oyun hukuku kavramının kapsamını ve oyun hukukunu ilgilendiren konulara dair genel bir değerlendirmeyi içeren Oyun Hukuku #1: Neyle Karşı Karşıyayız ve video oyun tüketicilerinin haklarına ilişkin değerlendirmeleri içeren Oyun Hukuku #2: Tüketici Hakları yazılarımıza da göz atmanızı tavsiye ederiz.

Daha önceki yazılarımızda video oyun piyasasının tüm eğlence sektörlerinin toplamından bile daha büyük ekonomik boyuta ulaştığını ve böylesine büyük bir ekonomik hacminin olmasına rağmen gerek ülkemizde, gerekse dünyada video oyun hukuku üzerine yeterli çalışmanın yapılmadığından bahsetmiştik. Her ne kadar video oyunlarının üretilmesi, yayınlanması, satılması gibi konularda henüz elimizde yeterli literatür veya içtihat bulunmasa da Türkiye özelinde video oyunları üzerinden işlenen suçlara ilişkin birtakım yargı görüşlerinin oluşmaya başladığını söylemek mümkün.

2011 yılında Nazife Çetin isimli bir internet kafe işletmecisi, değeri 5000 TL’yi bulan Metin2 karakterinin hackerlarca çalınması üzerine savcılığa suç duyurusunda bulunmuş ve bu olay o zaman için epey ilginç karşılanarak hemen hemen bütün ana akım medya kuruluşlarınca haber yapılmıştı. Nazife Çetin‘in şikayetinin akıbetini bilmiyoruz ama o günden beri pek çok kişi benzer şikayetlerle soluğu savcılıkta aldı. Yapılan yargılamalarda birbirinden farklı mahkemelerce benzer kararlar çıktı. Sanıkların, bilişim sistemlerini kullandıklarından, Türk Ceza Kanununun 142. maddesinde düzenlenen “nitelikli hırsızlık” suçunu işledikleri sabit görüldü. Yapılan başvuruları üzerine dosyaları inceleyen Yargıtay ise istikrarlı olarak sanıkların fiillerini hırsızlık olarak nitelendirmedi.

Ceza Kanunumuz hırsızlık suçunu, “Zilyedinin¹ rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak” olarak tanımlıyor. Peki, video oyunlarındaki karakteriniz, eşyalarınız, hesabınız ya da buna benzer herhangi bir şey kanunda yer alan “mal” kavramını karşılıyor mu? Yerel Mahkemeler görülebilen, kullanılabilen ve maddi değeri olduğundan alınıp satılabilen bu materyalleri mal olarak değerlendirse de, Yargıtay aynı görüşte değil. Yüksek Mahkeme 2016’dan beri istikrarlı olarak benzer olaylarda verdiği kararlarında, oyun karakterlerinin çalınması durumunda, hırsızlık suçundan değil, madde 243 ve devamında düzenlenen bilişim suçlarından ceza verilmesi gerektiğini söylüyor. Bizce de gerek somut durum, gerekse gelecekte video oyunları üzerinden işlenebilecek suç potansiyeli düşünüldüğünde bu şekilde karar verilmesi video oyunlarının ruhuna daha uygun.

Her ne kadar ilk bakışta, oyun karakteri ya da oyun içi eşyaların çalınması hırsızlık gibi görünse de aslında bu durumda ne ortada gerçekten bir mal var ne de bu malın bulunduğu yerden alınması. Bizim oyunlarda karakter, silah, yüzük ve benzer şekillerde gördüğümüz her şey birer bilgisayar verisinden ibaret. Oyun hackerları ise bu verileri bozarak yahut silerek kendilerine maddi kazanç elde ediyorlar. Bu eylemin ise bizim kanunumuzda tam anlamıyla karşılığı ise mevcut.

Ceza Kanununun 244. maddesi “Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi”nin altı aydan üç yıla, bu eylem sayesinde kendisine maddi bir çıkar sağlaması durumunda ise iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasına çarptırılmasını öngörüyor. Kanunda geçen “var olan verileri başka bir yere gönderen” ifadesi tam anlamıyla yukarıda bahsettiğimiz karakter hırsızlığını tanımlıyor. Ancak buradaki sorun bu eylemi gerçekleştirerek maddi menfaat elde etme durumu.

Örneğin, internet üzerinden 10.000 TL’ye satılabilen bir oyun içi eşyanın çalınması ve çalan kişinin bu eşyayı satarak para kazanması durumunda herhangi bir karışıklık yok. Ancak hırsızın bu eşyayı satmayıp kendisinin kullanması durumunda maddi menfaat elde edip etmediği nasıl değerlendirilecek? İşte burası hakimin video oyunlarına olan bakışının önemli hale geldiği nokta. Siz de benim gibi düzenli olarak video oyunları oynayan biriyseniz “tabi ki maddi değeri var” diyebilirsiniz ancak olaya bir de öbür taraftan bakmak gerek. Söz konusu oyun içi eşyanın ilk sahibi eşyayı hiç para vermeden, oyunu oynayarak elde ettiyse ne olacak? Bir an için bu eşyayı elde etmek için emek harcadığını düşünsek bile kişisel zevki için yaptığı bir faaliyetteki emeğinin karşılığı gerçekten olmalı mı? Dolayısıyla, bu oyun içi eşyanın çalınması TCK 244. maddesine göre her halükarda altı aydan üç yıla hapis cezası gerektiren bir suç fakat bu suçun ağırlaştırıcı nedenini uygulamak tamamen video oyunlarına olan bakış açısıyla alakalı oluyor. Video oyunlarının eğlence ve ekonomi dünyasındaki önemi daha iyi anlaşıldıkça oyun ceza hukukuna ilişkin daha kapsamlı düzenlemeler yapılacağı ya da yapılması gerektiği aşikar.

Video oyunlarının internetle buluşmasından sonra sıkça karşılaştığımız diğer suçlar ise oyun içi hakaret, siber zorbalık, oyunbozanlık ve hatta ırkçılık. Özellikle internet tabanlı oyunlarda kullanıcıların anonim olması ve karşısında bir insandan ziyade oyun karakteri olduğunu düşünmesi karşısındakine hakaret ederken çok daha rahat davranmasına yol açıyor. Her ne kadar suç dediysem de bizim kanunlarımızda elbette doğrudan oyunbozanlık ya da siber zorbalık gibi suçlar yok. Ceza kanunumuzda düzenlenmiş olan hakaret, ırkçılık, taciz gibi suçlar bakımından ise suçun oyun içerisinde işlenmiş olmasına dair herhangi özel bir düzenleme yok. Şahsi fikrim ise gerçek ismi ya da fotoğrafı bulunmayan bir kullanıcıya doğrudan hakaret etmek ceza hukuku kapsamında suç oluşturan bir eylem değil. Zira kim olduğunu bilmediğiniz birinin şahsiyetine saldırmanız pek mümkün olmadığı gibi oyun içerisinde anonim olan kullanıcının da toplum nezdinde itibarının zedelendiğini iddia etmesi pek mümkün değil. Ancak kendi ismi ya da fotoğrafıyla oyun içerisinde yer alan birine hakaret edilmesi durumunda suçun oluştuğunu söyleyebiliriz.

Sonuç olarak; teknolojinin ve buna bağlı olarak video oyun dünyasının bu denli hızlı büyümesi karşısında, çok uzak olmayan bir gelecekte hem ülkemizde hem de bütün dünyada, bilişim hukuk ve bilişim ceza mahkemelerinin kurularak, gerek daha önceki yazılarda bahsettiğimiz ihtilafların, gerekse video oyun suçlarına ilişkin ihtilafların, bu mahkemeler vasıtasıyla çözüleceğini hep beraber göreceğimizi düşünüyorum.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here