Otantik sözcüğünü sözlükler, “hakiki, gerçek, sahih, aslına uygun, su katılmamış” şeklinde tanımlıyor. Varoluşçu psikolojide otantik varoluş, kişinin sosyal çevresinin egemenliği altına girmeden, sahip olduğu potansiyeli kullanmasıyla mümkündür. “Otantik varoluş” bence üç ögeyi kapsıyor. Bunlar;

  • Kişinin sahip olduğu gerçek potansiyeli fark etmesi ve sergilemesi,
  • Görünüşün altındaki duygularını fark etmesi ve ifade etmesi,
  • Görünüşün altında isteklerin fark etmesi ve ifade etmesidir.

Örneğin; müzik alanında, kaynağa yani halka giderek türkü derlendiği zamanda toplanan parçaların otantik olduğundan söz ediyoruz. Bu durumda kanımca gerek otantik varoluşta gerekse otantik sanatta, kaynağa uygunluk söz konusudur.

Otantik varoluş demek, kişinin, görünümün altında var olan iç güçlerini, potansiyellerini, zihinsel kapasitesini, spontanlığını, duygularını, isteklerini fark etmesi ve bunları aslına uygun olarak yaşama dökmesi demektir.  Eğer yeterli düzeyde otantik yaşıyorsanız, yeteri kadar kendiniz olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Otantik yaşamak demek ya hep ya hiç demek değildir. Kendinizi ne kadar ortaya koyabiliyorsanız, siz o kadar siz olabiliyorsunuz demektir.

OTANTİK YAŞAMAMANIN SAKINCALARI

Varoluşçu psikolojide, kaynaklı yaşamanın bedeli, suçluluk duymaktır. Heidegger, “otantik olmayan” Sartre ise “samimi olmayan” yaşam biçimi adını veriyor. Otantik yaşamadığımız zaman bir anlamda kendimize ihanet etmiş, kendimizi engellemiş oluruz. Otantik yaşamadığımız zaman ortaya çıkan söz konusu suçluluğun temelinde, kişinin kendi kendisini engellemesinden, kendisine ihanet etmesinden doğan huzursuzluk bulunuyor olsa gerek.

Kaynaklı yaşamak için, içimizdeki duygulara bakarak ne yapmak istediğimizi keşfetmeli ve keşif doğrultusunda davranışta bulunmalıyız. İçimizdeki gerçek isteklere uygun davranışta bulunduğumuzda başarılı olma ihtimalimiz yüksektir. Çünkü, bir başka insanın istekleri için davranışta bulunmak, evrim sürecinde bizi güçlü kılabilir ancak öz benliğimize uygun isteklerde bulunmak ise bizi daha da güçlü kılabilir.

Kendi özlerine uygun yaşamak yerine, başkalarının özüne uygun yaşayanlar, adeta varlıklarını kiraya vermiş olurlar.

Otantik yaşamaktan uzaklaşan birey veya toplum, giderek kendisine yabancılaşır.

OTANTİK YAŞAMAMAK VE İLETİŞİM ÇATIŞMALARI

Otantik yaşamamak, meslek veya eş seçiminde sorunlar ortaya çıkarmanın yanı sıra, günlük yaşamda birtakım iletişim çatışmalarına girme ihtimalimizi artırır. Bir insan gerçekten içinde öze uygun otantik yaşayabilirse, büyük bir ihtimalle gireceği çatışmalarının sayısı azalacaktır. Merakla beklediğimiz bir yakınımız geldiğinde, geç kaldığı için ona kızabiliriz ama asıl istediğimiz onunla iyi vakit geçirmektir. Asıl istediğimizin bu olduğunu fark edebilirsek, çatışma ortaya çıkmayacaktır.

ÇEVREDEN KOPUK BİR OTANTİK YAŞAMIN SAKINCASI

İnsanın olabildiğince otantik olması, belki kulağa hoş geliyor ancak bu konuda gerçekçilikten uzaklaşmamak gerektiğini düşünüyorum. Çevremizde olanlara gözümüzü kapatıp, yalnızca kendi içimizdeki potansiyeli kullanmaya çabalamak herhalde gerçekçi olamaz, hatta mümkün değil. Potansiyelimizi kullanırken etrafımızda bir dünya olduğunu da dikkate almakta yarar vardır.

Otantik yaşayamadığımız zaman kendimize yabancılaşabiliriz; doğal ve toplumsal çevreyi dikkate almadan otantik yaşamaya çabaladığımızda ise yine çevremize yabancılaşabiliriz.

Kaynak: GÜLEÇ, Cengiz, Ustaca Yaşamak ve Otantik Varoluş

Görseller: 1, 2, 3

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here