Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
103

“Düşsel, geçmişe, dışarıdaki yaşama ait hiçbir şey yoktur. Her şey, bir hastanenin içinde, çaresiz insanların yaşadıkları ‘an’lardır. Bu desenleri bir story board gibi yan yana dizdiğimizde, Sainte-Anne’daki günlük yaşamın filmini izler gibi oluruz. Hatta filmin kahramanlarını bile. Onlara birer öykü yakıştırmamız bile güç değil.”

                                                                                 Ferit Edgü

Yeni bir hayata başlamak için her şeyi ardında bırakıp kendini Paris’e sürgün eden Fikret Mualla‘yı 60 yıl sonra vatanına dönen çizgileriyle analım istedik.

Bir sanatçı kendini neden vatanından sürgün eder? Yalnızlaşmak, dışlanmak, anlaşılmamak… Mualla’nın sürgünü yollarla ya da mesafelerle tanımlanamaz bir iç sürgündür. Sanatçının yolculuğu Varoluş sorunsalıyla birlikte 1939 yılında başlar. Fakat biz sanatçının Sainte-Anne Hastanesi’nde geçirdiği yıllarda ürettiği eskizleri üzerinden bir sürece tanıklık etmek istiyoruz. 1953, 1956 ve 1957 yılları akıl hastanesinde geçirdiği dönemler…

İsyancı bir kişiliğe sahip olduğu için komünist, Alman sempatisi nedeniyle faşist olarak da değerlendirilen ressam, anarşist değildi belki, ama bir savaşı vardı. Açlık ve sefaletle, yalnızlıkla, aklıyla bir savaştaydı. Akıl hastanesinde geçirdiği dönemleri desenlerinde hissederiz fakat hiç bir psikozunu çizgileri tanımlamamaktadır. Çizgileri son derece dengeli ve yumuşaktır.

Türkiye’de bir hastane içinde oluşturulan ilk galeri olan Operation Room, 2016 yılında “Sainte-Anne Desenleri” isimli bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Ne gariptir ki, Mualla’nın hastanede geçirdiği süreci yine bir hastane devam ettiriyor.

Yakın dostu Abidin Dino, 1953 yılında hastaneye yatırılması ile ilgili anısını şu satırlarla anlatır;

“Sainte-Anne Hastanesi’nde yazılmış, çizilmiş küfürler üzerine verdiğim örnekleri çoğaltılabilir. Gel gelelim, bu hastaneyi kısaca anlatmak gerek: Upuzun bir yolun ucunda, kentin göbeğine yerleşmiş, iyi ve yaygın bir gözdağı niteliğindedir. Fransız burjuvazisi, hapishanelerini ve tımarhanelerini, daima şehrin en görünür yerine dikmiştir. ‘Duyduk Duymadık…’ der gibi. Evet, toplumsal baskı mekanizmasının anıtlarıdır bunlar.

Mualla’nın 1953 olayları sert oldu. Çıkrık Çıkmazı’ndaki kapıcı karısını yatıştırmaya çalıştıksa da, fayda vermemişti. Günlerce kafayı çeken Fikret, yabancı düvellerin ajanlarıyla çevrildiğine, hele sarı saçlı bir komşu güzeli tarafından adım adım izlendiğine inanıyordu. Düşmanları onu öldürebilirlerdi, kendini savunmak için biriktirdiği şişelerle altıncı kattan aşağılara endaht etmişti bir seferinde. Polis karışmıştı işe. Sainte-Anne’ı boylamıştı böylece.”

Sainte-Anne Bahçesi. Kağıt üzerine mavi tükenmez kalem, 1953
Oyun. Kağıt üzerine mavi tükenmez kalem (Tıpkıbasım), 1956
Kağıt üzerine mavi tükenmez kalem (Tıpkıbasım), 1956
Kağıt üzerine mavi tükenmez kalem (Tıpkıbasım), 1956
Kağıt üzerine mavi tükenmez kalem (Tıpkıbasım), 1956
Kağıt üzerine mavi tükenmez kalem (Tıpkıbasım), 1956
Kağıt üzerine mavi tükenmez kalem (Tıpkıbasım), 1956
Kağıt üzerine kurşun kalem, 1956
Kağıt üzerine mavi tükenmez kalem, 1956
Kağıt üzerine mavi tükenmez kalem, kurşun kalem, 1956

 

Kaynakça: 1

2) Mualla, FİKRET- “Drawings from Sainte-Anne Desenleri”, 2016

3) Sönmez, NECMİ. “Sanat Hayatı içerir mi?”, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2006

4) Edgü, FERİT. “Albastı Defterleri”, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1995

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
103

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here