Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
64

Rembrandt Harmenszoon van Rijn, ışığın ve gölgenin ustası. Şanssızlıkla ve ölümle dolu bir hayat, anlaşılmayan sanat, en büyük ressamlardan biri olma yolu. Onca olumsuzluk içinde öyle tablolar çıkarmış ki sanatçı, adeta tabloları ışıkla aydınlatılıyor. Belli noktalarda tuvalin altına ledler takılmışçasına bir aydınlık, belli noktalarda ise gerçekçiliği zorlayan gölgeler. Hem maddi yükseliş hem tanınmışlık. Yükselişinin, doğruları söylemesiyle aristokratların tepkisini çekip düşmeye dönüşmesi. Her şeye rağmen, en büyük sanatçılardan biri olmayı başarmak.

Rembrandt, 15 Temmuz 1605’te Hollanda’da dünyaya geldi. Şanslıydı, Hollanda Altın Çağı’nda yaşadı. İleride Hollanda Altın Çağı’nın en büyük ressamlarından biri olacak ve hatta gravür sanatı onunla var olacaktı. Diğer dahiler gibi okulu ve dersleri umursamıyordu. Okulla ilgisiz oluşu şanssızlığın şansa dönüşmesiyle sürekli resim çizmesine yol açtı. Etrafındaki insanların portrelerini çizmeye başladı. Okulla ilgilenmeyip portre çizmesinden dolayı da sıkça ceza aldı. E haliyle bir süre sonra okuldan atıldı. 14 yaşındaydı, Jacob İsaaksz van Swanenburch isimli bir ressamın atölyesinde çıraklık yapmaya başladı. Daha sonra, sanatı daha fazla arama dürtüsünden midir bilinmez, Amsterdam’a gitti. Orada, yine bir ressamın yanında çalıştı. Bu ressam, resim sanatına oldukça değer veren, hayran olan bir ressamdı. Resim hayatı iyi gidedursun, uzun zaman onu takip edecek olan talihsizlikler ve ölümlerden, babasının ölümü gerçekleşti. Bunun üzerine kendini daha çok sanata vermek istemiş olsa gerek, Leyda’dan, Amsterdam’a taşındı. Bu arada “Profesör Tulp’un Anatomi Dersi (Anatomy Lesson of Dr Tulp)” eserini yaptı ve çok tutuldu.

Değerli ressamlar işlerini çok beğeniyor ve Rembrandt sürekli takdir ediliyordu. Keşfediliyor, eserleri satılıyor, resim üzerine istekler alıyor, sipariş üzerine krallara bile resimler yapıyordu. Amsterdam’daki hayatına başladıktan kısa süre sonra Saskia van Uylenburgh ile evlendi. Birçok çocuğu oldu. Şanssızlıklar ve ölümler devam edecek demiştik ya, eşi öldü, çocukları öldü, annesi öldü. Eşinden sonra yeni tanıştığı kadın ile ilişkisi kötü bitti. Hayatında olumsuz giden onca şeye bir de sanatını anlamayan insanların resim siparişleri eklendi. Yalnızca gösteriş için, isim için tonla para döküldü ama sanatı anlaşılamadı. Ölmeyen çocuğu Titus ile beraber yaşıyorlardı. Yalnız ikisi vardı ama uzun sürmedi. Oğlu için eve aldığı dadı, yalnız oğluyla ilgilenmekle kalmayıp kendisi ile de oldukça ilgilenmeye başladı. Bu ilgi, Rembrandt’ın başta canını sıkıyordu ancak paçasını kurtaramıyordu. Mutsuz bir evlilik gibi ilerliyordu ilişkileri. Zor bela kurtulduğu kadından sonra, yeni bir hizmetçi tuttu. Bu kadın, 25 yaşında, Hendrickhe isimli genç bir kadındı. Rembrandt bu kadına aşık oldu, sonunda şansı biraz olsun dönmüştü. Biraz olsun dönmüştü diyoruz çünkü aşık olduğu kadınla evlenemedi, evlenmeden çocuğu oldu ve kadın namussuz görüldü. Şans demişken, bu sırada Amsterdam Keskin Nişancılar Loncası, Rembrandt’a sipariş verdi ve ressamımız bunun üzerine “Gece Devriyesi (Night Watch)” eserini yaptı. İlginçtir ki beğenilmedi. Tabi sonrasında en görkemli ve önemli eserlerden biri olduğu anlaşılacak ve ölümünden sonra sergilendiğinde eserin önü bir dakika bile boş kalmayacaktı.

Zaman ilerledi, Rembrandt’ın ölüm çilesi bitmedi, aşık olduğu kadını kaybetti, Titus’u kaybetti. Ve bu iki ölüm sonrası, Rembrandt çöküş dönemine geçti.

Rembrandt’ın eserleri anlaşılmıyor demiştik ya, moda diye portresini yaptıran zenginler, Rembrandt’ın sınıf ayrımını yersiz buluşunu açıklaması üzerine bir bir azalmaya başladı. Dürüstlüğünden ödün vermeyen sanatçı o güne kadar inanılmaz büyük paralar kazanmıştı ama müşterileri azalıyordu. Zamanla tepki üzerine tepki çekti, aristokratlar ressama taraf aldı derken, sefalet günleri başladı. Eşyaları satılmaya başlandı, evi satıldı, resimleri satıldı. Zamanla o kadar fakirleşti ki, hiçbir şeyi kalmadı. Hayatı boyunca kendisinin portresini yapmıştı. Farklı zamanlarda, farklı modlarda. Bir gün yine kendi portresini yaptı, bu portre son olacaktı. Denilir ki, bu portreyi gözü yaşlı şekilde izleyip uyumuş. Ve bu ebedi uykusu olmuş. Takvimler 4 Ekim 1669’u gösteriyormuş.

Ölümünden sonra, ona modası geçen bir ressam olarak bakılmış olsa da daha sonraları önemi ve değeri anlaşıldı. Birçok ressam izinden geldi. Işığın ve gölgenin ustası olarak ve renkleri ustaca kullanarak geçti tarihe Rembrandt. Şimdi, evi müze olarak kullanılıyor. Önceden sattığı eşyaların bazıları bağışlanmış bazılarını hükümet satın almış ve az da olsa hayatına dokunan parçalar toparlanmış. Şimdi, eserlerine daha çok değer verilen bir dönemdeyiz. Hatta öyle ki, Night Watch eserinin sergilendiği Rijksmuseum, 10 milyonuncu ziyaretçisine hediye olarak eserin önüne yatak koymuş ve geceyi eseri izleyerek geçirmesine izin vermiş. Başı bir dakika bile durulmayan eserlerle Rembrandt, gelmiş geçmiş en büyük ustalardan biri sayılmakta.

The Storm on the Sea of Galilee
Philosopher in Meditation

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
64

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here