Bir Rüya İçin Nerval

Bir Rüya İçin Nerval
  • 0
    0
    0
    0
  • Gece ile gündüzü ayırt etmek kolay mıdır? Rüya ile gerçeği? Güneş doğar, güneş batar; uykun gelir, uykun kaçar. Tüm görkemiyle boylu boyunca önümüzde duran bu nesneleri doğru bir şekilde algılamak mümkün müdür peki? Yanımızdan geçip giden insanların hayatlarını tanımak? Hiç şüphesiz Nerval için bir şeylerin ayırdını yapmak pek de kolay değil. Üstelik o şafak vaktinde ölüm haberini alan Fransızlar için de aynı durum geçerli. "Güneş doğdu mu? Peki doğduysa bu karanlık ve üzerimize çöken bu karamsarlık, bedenimizi kaplayan bu yoğun sis peki, bu kapkara bulutların çokluğu... Saat çok erken. Uykudan uyandık mı? Peki uyandıysak bu inanılması zor olayların varlığı ve yüksek bir yerden kendimizi aşağıya bırakma isteğimiz, göz kapaklarımızı halâ tam olarak açamadan birçok şeyi daha net görüyor oluşumuz, tüm bunlara ne demeli, peki ya peki intihar eden dostumuz?"

    26 Ocak 1855 sabahında Vieille-Lantern Sokağı'nda, mahzen penceresinin parmaklıklarına asılı bir şekilde Gerard de Nerval ölü bulunmuştu. Kim bilir, tüm her şeye bir son mu vermek istemişti veya yeni bir başlangıç mıydı düşlediği? Ölürken ölür gibi miydi yoksa ruhu o pis ve dar sokağı doldurarak bedeninin içerisinde olmadığına şaşırıp kalmış mıydı? 47 yaşında hayata gözlerini yummuştu Gerard de Nerval. Notre Dame Katedralinde yapılan tören sonrasında Pere-Lachaise mezarlığına defnedilmişti. Yaşarken yaşar gibi miydi yoksa sanrısal bir hüznün omuz başlarına yaptığı baskıya karşı koymaya mı çalışıyordu? Tüm bu sorular da cevapları kadar kafa karıştırıcıydı ve ne yazık ki bir anlam ifade etmiyorlardı artık. O gün, o uğursuz günde, cenazesinin arkasına takılan dostları, atılan adımlarla birlikte büyüyen sıkıntının yükünü uzun bir süre boyunca üzerlerinde taşıyacak ve küreğin toprağa saplanıp da havaya kalkmasıyla birlikte havalanan toz bulutları, yüzyıllar sonra bile yazarların yazı masalarına tutunacaktı.

     

    GERARD DE NERVAL

    Her cümlesiyle beraber bizi ilgi çekici bir hayal dünyasına davet eden bu Fransız yazar için kesin tanımlamalar yapmak ilerlemesi güç bir yola sokar bizleri. Ancak gri bulutların ve kül rengi seslerin hakim olduğu o gittikçe genişleyen patika yola yönelmeden önce klasikleşmiş söylemlere de bir göz atmak gerekir. Evet, Nerval, o dönemin vazgeçilmezi sayılan romantik hareketin içerisindeydi.  Oyunlar, öyküler, şiirler kaleme aldı; saf, katıksız ve bir o kadar da güçlü çeviriler yaptı. Daha 19 yaşındayken yapmış olduğu Faust çevirisiyle, Goethe de dahil birçok yazarın takdirini kazandı. Gizemli ve sıra dışı anlatımıyla, Türk yazarları da dahil olmak üzere birçok yazarı etkisi altına almayı başardı. Fakat belki de, bu bahsettiklerimizin hiçbirinde bilincin en ufak bir etkisi olmadı. Gerard de Nerval, güneşli bir öğle vakti koşar adımlarla karanlığın arasına daldı, gözlerini bir an bile olsun kapamadan 47 yıl süren upuzun bir rüya gördü. Önce bedenen kendisi, sonra eserleriyle birlikte kazandığı şöhreti, denizler aştı, ülkeler geçti. Canlı bir ıstakozu mavi bir kurdele yardımıyla sokaklarda gezdiren Nerval, yavaş yavaş yalnızca kendisinin algılayabildiği farklı bir evrene taşındı ve Paris sokaklarında gezdirmiş olduğu evcil ıstakozu, yönetimi devralarak, Nerval'i akıl hastanesinin kapısına kadar sürükledi.

    "Rüya ikinci bir hayattır. Bizi görünmez dünyadan ayıran bu fildişi veya boynuz kapılardan içim ürpermeden geçememişimdir. Uykunun ilk anları ölüme benzer, bulanık bir uyuşukluk aklımızı ele geçirir ve ben'in tam olarak hangi anda başka bir biçimde varoluş görevine devam ettiğini anlayamayız."

    Yazarımız kendi hayal dünyasında, başlangıçların peşinden koşar, gözlerden uzak bir noktada, fantastik dünyasını deftere yazar. Yazarımız orman canavarlarının arasında, ölü insanlarla ahbaplık eder, okuduğu şiirin yarısında, kuvvetli bir afyon çeker. Herkesin kalabalığın bakışlarını üstlerine daha iyi çekebilmek için, şöhretin borazanları önlerinde, dört beyaz atın çektiği altından bir araba üzerinde sokaklarda boy göstermek istediği bir dönemde, başkaları ışığı ararken Gerard de Nerval gölgeleri arar.* Sis perdesini aralamaya çalışan o loş ışığın altında hayal ettiği şeyler o kadar yoğundur ki, bu hayallerin hayal olarak kalması, gerçekleşmesinden çok daha fazla şey katar. Ummadığı bir anda aşık olur ve bozuk bir saat gibi tekleyen kalbi daha da güçlü atmaya başlar. Fakat arzuladığı şey için masanın diğer ucuna yürümek şöyle dursun elini uzatıp da alamaz. İster, eski bir taş köprüden önünde duran serin sulara atlamayı ister gibi ister ancak bu şiddetli istek onun için fazlasıyla yeterlidir.

    Bir süre İstanbul'da kaldıktan sonra çıkmış olduğu Doğu seyahatinden Paris'e geri döner. Doyenne Çıkmazı, salon toplantıları, Palais-Royal, Saint-Germain-des-Prés, geniş meydanlar, görkemli ve eşsiz binalar... Bu arada, edebiyat tarihindeki en ilginç eserlerden biri olan Aurelia'sını yazar ve ölümünden hemen önce yayınlar. Ummadığı bir anda intihar eden Gerard de Nerval'in iri vücutlu bir pınar gibi çağlayıp taşan kalbi ansızın durur ve ne hazindir ki, 26 Ocak 1855 gecesinin sabahında, hem kara hem ak bir vakitte, hayata gözlerini yumar.  V-Lantern Sokağı'nda, Poe'nun kuzgunu gibi "Never, oh! Never more!" diye gaklayan tanıdık bir karganın uğursuzca sıçrayarak ilerlediği merdivenin basamaklarında...*

     

    *Gerard de Nerval, Aurelia, s.7, Kolektif Kitap, Eylül - 2018

    *Theophile Gautier, Nerval'in Hayatı, s.7, s.26, Kırmızı Kedi, Ekim - 2018


    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.