İnsanlar sosyal varlıklardır. Bundan dolayı bulundukları sosyal çevrede veya toplumda sürekli diğer insanlarla iletişim halindedirler. Bu sürekli iletişim hali, günlük yaşamda bazen insanlar arasında çeşitli sorun, çatışmalara yol açar ve sonuç olarak genelde iki yola başvurmaktadırlar. Bunlardan bir tanesi fiziksel saldırılar veya kavgalar, ikinci yol ise konuşarak veya tartışarak sorunu veya çatışmayı çözme yoluna gidilmesidir. İşte bu iki yolla da insanlar saldırıları etkisiz hale getirmek için kendilerini yetiştirme çabalarına girişmişlerdir. Bu çabalar sonucunda çeşitli savunma sanatları ortaya çıkmıştır. Örneğin Kung-fu! Nedir bu Kung-fu? Hangi amaca hizmet eder?

Kung-fu, bir Çin dövüş sanatıdır. Amacı ise fiziksel bir saldırıyı etkisiz hale getirmektir. Bir diğeri ise Tongue-Fu‘dur. Tongue, insanın iç gelişimini ön plana çıkaran zihinsel bir sanattır. Amacı ise psikolojik bir saldırıyı etkisiz hale getirmektir. Yine bu sözlü dövüş sanatının bir diğer amacı sözlü saldırılara hedef olmadan nasıl davranmamız gerektiğini öğrenmek, kışkırtıldığımızda kendimizi koruyabilmek ve sonuçta kendinizi yıkılmış ve çaresiz hissetmemek.

Zor insanlarla uğraşmaktan kimse hoşlanmaz. Ne var ki bu günlük yaşamımızın bir parçasıdır ve bu tür insanlar her yerde ve her an karşımıza çıkabilirler. Bizlere okullarda tarih, coğrafya, matematik dersleri öğretiyorlar ama bu tür insanlarla karşılaştığımızda veya bu tür durumlarla karşılaştığımızda neler yapmamız gerektiği öğretilmiyor. Dolayısıyla bu tür durumlara ve insanlara karşı oldukça hazırlıksız yakalanıyoruz. Ne yapmamız ve ne söylememiz gerektiğini bilmiyoruz.

Tongue-Fu’nun amacı, söylenmesi gerekeni, söylenmesi gereken zamanda ve söylenmesi gerektiği şekilde söylenmesini öğretmek ve yalnız bir tarafın değil, her iki tarafında bu işten kazançlı çıkmasını sağlamaktır.

Kızgınlığı Hızla Aşmak

İnsanlara tepki değil, yaklaşım gösterin ve kızgınlığınız varsa olabildiğince çabuk bir şekilde ondan kurtulun. Çünkü kızgınlıkla tehlike arasındaki mesafe kıldan incedir.

Şimdi düşünelim. Birisi size hoşunuza gitmeyen bir şey söylerse ne yaparsınız? Ne söyleyeceğinizi bilmediğiniz için susup kalır mısınız? Ağzınıza geleni söyleyip sonra pişman mı olursunuz? Yoksa vermeniz gereken cevabı evinize giderken yolda mı düşünürsünüz?

Birisi size bağırdığında veya sorumlu olmadığınız bir konuda sizi suçladığında savunmaya geçmeniz doğaldır. “Bu doğru değil.”, “Buna hakkı yok.”, “Görgüsüzün biri.” diyebilirsiniz. Bunlar anlaşılabilir tepkilerdir. Ama bu tepkiler durumu daha da kötüleştirir. Olaylar karşısında duygularımızı hiç düşünmeden dışa vurmak bir karşıtlık durumu yaratır ve olumsuz duyguları tırmandırır. Ve yarardan çok zarar getirir.

Bu andan itibaren hedefimiz olumsuz bir durumla karşılaştığımız zaman konuşmadan önce düşünmek ve ne yapmamız gerektiğine karar vermek ve ona göre davranmak.

Düşünerek Davranmayı Nasıl Öğrenebiliriz?

Birisine kızdığımız zaman olayları büyük ihtimalle kendi gözümüzden görüyoruz. Kendimizi onun yerine koymuyoruz. Oysa ki “Ben olsam ne hissederdim?”, “Bana olsaydı ne yapardım?” gibi cümleler, olayların çözümünde atılmış büyük bir adımdır. Hoşa gitmeyen davranışa neyin yol açtığını bulmak, zaman ayırmak onu affetme yolunda atılmış büyük bir adımdır.

Örnek: Hiddeti empatiye dönüştürmek.

Tongue-fu seminerlerine katılanlardan birisi anlatıyor. Annem üç yıldır huzur evinde kalıyor. Her cumartesi onu ziyarete gitmek bana zor geliyordu. Çünkü bütün yaptığı her şeyden şikâyet etmekti. Oda arkadaşından şikâyet ediyordu. Kendisini kimsenin görmeye gelmediğinden şikâyet ediyordu. Ağrılarından ve sızılarından şikâyet ediyordu.

Sonra kendime şunu sordum: ”Haftanın yedi günü on sekiz saat yatakta uyuyor olsam ben ne hissederdim? Bir metre ötemde televizyonu yüksek sesle dinleyen birisiyle aynı odada kalsam, günler geçip gitse ve çocuklarımın hiçbiri bir saat olsun beni görmeye gelmese, uyandığımda acı dolsam ve bu durumun hep böyle devam edeceğini bilsem ben ne hissederdim?

Ben olsam ne hissederdim?” sorusu beni bencil sıkıntımdan kurtardı. Ve annemin günlerinin neye benzediğini düşünmeye başladım. Aslında annem için ne kadar az şey yaptığımın farkına vardım.

İnsanların size davranış tarzlarından hoşlanmıyorsanız, tercih edebileceğiniz iki yol vardır: Ya hiç düşünmeden karşılık verirsiniz, aklınız onlarda kalır ya da bir saniye durup olaya onların tarafından bakarsınız ve huzur içinde kalırsınız.

Görseller: 1, 2, 3

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here