”Tanrı’nın gazabı o kadar şiddetliydi ki, zincire vurulmuş yeryüzü şiddetle sarsıldı, gökler yarıldı. Nehirler Tanrı’nın gazabından kaçtı, denizler önünde boyun eğdi, dağlar sarhoş gibi sallandı; kocaman, dik kayalıklar diz çöktü.Kuşlar gökten ölü olarak düştü, melekler bile korkudan başlarını kocaman kanatlarının altına sakladılar, çünkü onlar bile duyguları olmadığı halde Tanrı’nın öfkeli bakışlarıyla göz göze gelmeye cesaret edemiyorlardı ve Tanrı’nın korkunç bir öfkeyle gürlemesi kulaklarında yankılanıyordu…”

İşte Tanrı’nın bu korkunç öfkesiyle tüm insanoğlu sonsuz bir korkuya bürünmüşken uzaklardan bir ses gelmişti; titrek ama yinede o kısık sesiyle bile tüm dikkatleri üzerinde toplamayı başarabilmiş biricik Rahel’in ta kendisiydi o..

”Her şeye kadir olan Tanrım” diyerek başladı sözlerine. Gözlerinden yağan yağmur damlaları Tanrı’nın bile dikkatini çekmiş olacak ki o kudretli gazabını bir anlığına kenara bırakarak onun sözlerine kulak vermeye başladı.

Zaman durmuştu sanki. Kuşlar uçmuyor, böcekler ötmüyor, insanlar saklandığı yerlerden kılını bile kıpırdatmıyordu. Ölümün o soğuk sessizliği tüm yeryüzüne hakimdi.

O, kısacık yaşamında pek çok acı ve öfkeyi içinde barındırmış lakin sonucunda kendisini Tanrıya teslim etmiş ve ona güvenmiş bir kadındı. Sevginin de nefretin de ne demek olduğunu ondan daha iyi kimse bilemezdi. Uzun bekleyişlerin, kavuşmak için sabahlanan gecelerin değerini bir çırpıda kendi elleriyle yok etmek zorunda kalmıştı. Ama her zaman ne olursa olsun affetmeyi Tanrı’nın bir lütfu bilmiş ve bunu merhametiyle harmanlayarak can vermişti.

Şimdi de kendinden sonra gelen neslinin, torunlarının affedilebilmesi için Tanrıya yalvarıyordu. Dilinden dökülenler tüm içtenliğiyle kendi gerçekleriydi.Ama sessizlik hala ritmini koruyor ve bu herkesi daha da tedirgin ediyordu.

”Beni duymadın mı? Her zaman, her yerde olan Tanrım beni duymadın mı?” diyerek serzenişte bulundu Rahel. Çünkü herkes gibi o da bu durağanlığın anlamını kestiremiyordu. Muhtemelen bir şimşek ile yok olacağını düşündü orada bulunanlar.

Oysaki Tanrı o kadar merhametliydi ki, kendisi yerine putları ilah edinen kullarına o çetin gazabı hazırlarken, son nefesinde bile ona şükrederek ruhunu teslim eden Rahel’in gözyaşlarına dayanamamış ve onu dinleme ihtiyacında bulunmuştu.

Birden bire Rahel’in yüzüne yansıyan o ışıkla, Tanrı gülümseyişinin somutluğunu yansıtıyordu tüm yeryüzüne. Tüm sevgisiyle Rahel’in yüzüne bakmış ve onun sayesinde onun çocuklarını affetmişti. Tüm yeryüzü kara bulutlardan dağılmaya başladı. Gökkuşağı tüm gökyüzünü sarmışken yeryüzünde bulunanlar bütün bu olanlardan habersiz hayatlarına devam etmişlerdi, Rahel’in gözyaşlarının ne anlama geldiğini bilmeden..

Stefan Zweig, ”Rahel Tanrıyla Hesaplaşıyor” adı altında aynı kitapta yayımlamış olduğu üç menkıbe bulunmaktadır ve bu ilk öyküde dahil olmak üzere savaşın, şiddetin ve ölümün acımasızlığına vurgu yaparak farkındalığı her zaman sanatında yer ettirmeye çalışmıştır.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here