Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
4

Sloven filozof, sosyolog ve kültür eleştirmeni Slavoj Zizek’in London Review of Books ve Guardian’daki yazılarından derlenen “Dünyadaki İsyanların Anlamı” adlı eserde isyan hareketlerini irdeliyor ve yakın dönemde ülkemizde gerçekleşen Taksim direnişini de konu edinen yazılarında kendi bakış açısından değerlendirmelerde bulunuyor. Zizek’in “Son birkaç yılın sorunları ve protestoları küresel çaplı bir krizin yaklaşmakta olduğuna mı işaret ediyor, yoksa bunlar yerel müdahaleler yaparak üstesinden gelinebilecek küçük engellerden mi ibarettir?” sorusu gibi çok değerli sorular ve cevaplarla dolu olan ve dünyadaki isyanları gerçekten anlamak adına çok değerli olan bu yazıları sizinle paylaşma ihtiyacı buluyorum. Hem bizi, hem dünyayı anlamak açısından faydalı olacağına inanıyorum.

Zizek, Taksim direnişine verdiği mesajda yazısına şu ifadelerle başlıyor: “Türkiye’de devam etmekte olan protestolar İstanbul’un göbeğindeki küçük bir parkın ticari amaçlarla tahrip edilmesiyle ilgili yerel meseleden kaynaklı gibi görünse de aslında açıkça çok daha derin bir öfkeye işaret ediyor.” Burada aslında önemli bir noktayla başlıyor: görünen neden ve asıl neden. Dünyadaki isyanların birçoğu ufak yerel çaplı sebeplerden ortaya çıkıyor diyemesek bile bu şekilde başlayıp genişleyerek devam eden isyanların sayısı azımsanmayacak kadardır. Kitlesel değil de bireysel olarak düşünürsek, insanların içinde biriktirdiği öfke duygusunun bir noktada anlık olarak patlaması aslında gayet doğal bir tepkidir ve bu tepki (yani Taksim’deki) Zizek’e göre Taksim’de bir parkın ticari amaçlarla tahrip edilmesi girişiminden çok daha derin bir anlam ifade ediyor. İnsanların içinde biriktirdikleri artık faal bir hal alıyor.

Zizek neo-liberal ekonomi ile dini-milliyetçi otoriterliğinin kaynaştırıldığı bir dönemde gerçekleştirilen bu tip eylemlerin kurbanlarının, dayanışma ruhu ve kültürel hoşgörü ile bağımsız sivil toplum anlayışına sahip kitleler olduğunu söyleyerek, bir ulusun ahlaki sağlığını da oluşturan bu ruha bütün bu küresel mücadelenin parçaları olan toplumlarca sahip çıkılması ve beraber mücadele edilmesi gerekliliğini ifade ediyor. Zizek aynı şekilde eleştirilerinde Türkiye’nin tutulan bir ülke olduğunu ve kendi yıkımına giden daha ‘Avrupalı’ bir ülke olarak görünen Yunanistan’a kıyasla Avrupa’nın benimseyebileceği hayli başarılı bir liberal ekonomiyi ılımlı İslamcılıkla birleştirebilecek bir devlet modeliydi diyor. Modeliydi diyor çünkü başına “şu anki protesto dalgalarından önce” diye ekliyor. “Resmi daha da karmaşık hale getiren etken, protestoların anti-kapitalist bir dürtüyle de yapılıyor olmasıdır” diyerek Zizek bu protestoları yalnızca otoriteryan İslamcı rejime karşı, seküler bir sivil toplumun ayağa kalkması olarak görmediğini de ifade ediyor.

Zizek bu tespitinde muhtemelen fazlasıyla haklı. İnsanların protestolarının altında her zaman görünmeyen bir sebep yatıyor elbette. Ve bu sebepler genelde mevcut siyasal sürecin sonucuna bağlı olarak netleşiyor ama biz halk olarak elbette biliyoruz ki oradaki bütün bir kitlenin spesifik ortak ve tek bir duruma isyanı yoktu. Taksim Türkiye’nin her yerinde yaşayan insanların her birinin bireysel bir isyanıydı aslında ve en sonunda insanların rahatsızlıkları zirveye ulaşmış, taşma boyutuna gelmişti.

Zizek protestoların altında yatan sebebin bizatihi küresel kapitalizm oluşunun tek çözümünün doğrudan onu devirmek anlamına gelmediğini belirtiyor. “Tek tek sorunlarla uğraşırken köklü bir çözüm beklemek şeklinde pragmatik bir alternatifin peşine düşmek uygulanabilir bir çözüm değildir” diyor ve insanların bir parkın ticari amaçlarla yıkılması amacıyla bir araya gelmesinin onların olayların altında yatan birçok sebebi fark etmesini sağladığını da söylüyor. Gerçek adaletin sağlanmasında aslında ilk taleplerinin çok daha fazlasının gerçekleştirilmesi gerekli olduğunun bilincine vardıklarını belirtiyor.

Küresel kapitalist dönemde gerçekleştirilen bütün eylemler anti-kapitalist bir anlam taşıyor elbette; akılcı insanların özgürlüğe, adalete, eşitliğe olan inançları onları anti-kapitalist kılan en önemli etmenler oluyor. Sürekli artarak büyüyen huzursuzluk ve hoşnutsuzluk duygusunun varlığı onları bir noktada isyana itiyor. Bu isyanı yerel olarak sürdürmek ise dünyanın tamamına hâkim olan ve sürekli güçlenip, genişleyerek büyüyen bir düzene karşı eninde sonunda bir yok oluşa sürükleniyor bu sebeple isyanların yalnızca aynı amaç uğrunda birleşen topluluklarca başarıya ulaşabileceğini fark ediyoruz. Bu tip mücadelelerde yerel reaksiyonlar büyük bir anlam ifade etmesine karşın yalnızca saman alevi işlevi görüyor fazlasıyla yetersiz kalıyor.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
4

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here