Başrolü Zendaya olan, uyarlama bir gençlik dizisi seyirciyle buluşuyor! Senelerdir bitmek bilmeyen uyarlama gençlik dizilerini düşününce, bu cümlenin neredeyse kimseyi şaşırtmayacağını söylemek yanlış olmaz. Dizinin HBO tarafından yayınlanacağını  öğrendiğimde ise kafamda bazı soru işaretleri belirmeye başladı. Oyunculuk konusunda kendisini henüz kanıtlayamamış bir Disney yıldızına büyük bir sorumluluk mu veriliyordu, yoksa HBO, kaliteli orijinal içeriklere de sahip olan ama bunu kabullenmeyi adeta reddedermişcesine, aynı oyuncuları bir “çerezlik” senaryodan ötekine koşturarak hayli yersiz ve yetersiz gençlik dizilerinden geçilmeyen Netflix’e mi benzemeye çalışıyordu? “Guilty pleasure” dediğimiz gizli zevklerimizden birinin tam da bu bahsettiğim gençlik dizileri olduğunu, yani Netflix’in politikasını itibar zedeleyici ama bir o kadar da mantıklı bulduğumu fark ettiğimde 2. sorumun beni cevaba götürmeye çok daha yakın olduğunu hissettim.

1. bölümü izler izlemez daha ne kadar büyük bir yanılgıya düştüğüme bile şaşırmaya vakit bulamadan devam ettim. Zendaya kendini bu projeye adamış, kariyerini bir üst seviyeye taşımaya kararlı. Karakter gelişimleri fazlasıyla ilgi çekici, dizinin özgün sinematografik bakış açısı sizi hemen içine çekiyor. Çoğunluğu ilk kez ciddi bir projede oyunculuk deneyimi yaşayan kadro, senaryoyla adeta bütünleşmiş. En önemlisi ise dizinin senaristi ve yönetmeni Sam Levinson, kendi gençliğiyle sert bir şekilde yüzleşmekten hiç çekinmiyor.

19 yaşına kadar uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele eden Levinson, gençliğinden esinlenerek kaleme aldığı Euphoria’da sınır tanımadan, belki de gördüğüm en cesur anlatımlardan biriyle karşımızda. Uyuşturucu bağımlılığı ve depresyonla mücadele eden liseli Rue (Zendaya)’nun hikâyesini konu alan dizide, klişeleşmiş bütün ergenlik çağı dertleri farklı perspektiflerden ele alınıyor. Hunter Schafer’ın hayat verdiği Jules karakterinin gelişimi şimdiden fazlasıyla merak uyandırıyor. Casting ekibinin harika bir iş çıkardığını söylersek abartmış olmayız. Bir film ya da dizinin temel taşlarından olan şarkı seçimleri konusunda da Euphoria sınıfı geçmekle kalmayıp büyük bir takdiri hak ediyor. 1. sezonu bitiren sahnenin ana mimarlarından olan ünlü müzisyen Labrinth’in diziye katkısı bir hayli sevindirici. Karakterlerin giyim tarzları ve makyajları ise seyircileri şimdiden etkileyecek derecede özgün.

Dizinin umut verici ama beni bir o kadar da kaygılandıran bir özelliği ise karakterlerin çoğunun başka hikâyelerin başrolleri olabilecek donanıma ve öneme sahip olması. Her karaktere fazlasıyla önem veren, bu projede birlikte çalışacağı oyuncuları saatler süren ve hiç alışkın olmadığımız bir titizlikle seçen Sam Levinson, onlara hak ettiği değeri vermek isterken bizi odaklanmamız gereken Rue’nun hikâyesinden uzaklaştırmamayı başarabilecek mi, bu büyük bir soru işareti. Levinson, Euphoria’nın izleyicileri uyuşturucuya teşvik etmek ya da bırakmalarını sağlamak gibi bir amaç gütmediğinin, bu tarz yapımların insanlar üzerindeki etkisinin değişken olduğunun özellikle altını çiziyor.

Uzun lafın kısası, son model bir gençlik dizisi olan HBO yapımı Euphoria, sektörel bir değişimin öncüsü olma potansiyeliyle heyecan uyandırıyor, bana da sezon finalinde adeta şov yapan ve 2. sezon onayını alan diziyi izlemenizi şiddetle önermek düşüyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here