Oscar Wilde’ın 1892 yılında yazdığı Lady Windermere’in Yelpazesi adlı oyundan uyarlanan 2004 yapımı A Good Woman, Türkçeye çevirisiyle Gizemli Kadın; bizlere sosyete içindeki sözde erdemli bireylerle onların alt tabaka olarak gördüğü, ahlaksız kesim olarak değerlendirdiği kişiler arasındaki çatışmayı anlatıyor.

Film; 1930 yılında, İtalya’nın geçmişten günümüze kadar her zaman güzelliğini ve popülerliğini korumayı başarmış sahil şehri Amalfi’de geçiyor. Öyle ki, filmin kurgu ve tempo yoksunluğu yaşadığı yerde kadraja giren olağanüstü Amalfi manzaraları, bize izlemeye değer bir şeyler olduğunu usulca hatırlatıyor. Ayrıca filmin geçtiği dönemin modasına uygun olarak kullanılan kostümler de oldukça başarılı.

Film, Windermere çiftinin bu sahil şehrine yaptıkları ziyaretle başlar ve onların ardından Mrs. Erlynne adlı gizemli bir kadının olaylara dahil olmasıyla şekillenir. Henüz bir yıldır evli olan Robert ve Meg Windermere, oldukça zengin ve sosyetik bir tabakanın en önemli mensuplarındandır. Buna paralel olarak çevreleri de birbirinden zengin birçok iş adamı ve onların eşleriyle sarmalanmıştır. Contessa Lucchino, Lord Darlington ve Lord Augustus da bu çevrenin diğer saygın üyeleridir.

Bu elit kesim tarafından hor görülen ve bayağı bulunan Mrs. Erlynne ise; geldiği günden bu yana şehirdeki tüm erkeklerin dikkatini çekmiş orta yaşlı bir kadındır. Robert Windermere’in kendisiyle görüştüğü ortaya çıktığında, tüm bu çevre içerisinde sessiz bir sinema oynanmaya başlar. Herkesin gerçeği bildiği ancak Meg Windermere’i uyarmadığı bir oyundur bu. Kendilerini erdemli ve ahlaklı bireyler olarak tanıtan ancak kendilerinden olmayan herkesi baskılamaya çalışan bu topluluk, bize günümüzdeki kalabalıkların davranış dinamiğinden farklı bir şey sunmamaktadır.

“Herkes birbirinin hakkında ne söylediğini bilseydi, bu dünyada gerçek dostlar olmazdı.”

Mrs Erlynne (Helen Hunt)

Sadece gözlemler üzerinden varsayılan bu ilişkide tüm okların hedefinde ise ahlaksız ve banal bulunan Mrs. Erlynne vardır. Dürüstlüğü ve cazibesi sayesinde ona kapılan Lord Augustus(Tuppy) ise; onun gerçek kimliğini gören, onu anlayan ve olduğu gibi kabul eden tek kişidir. Contessa Lucchino’nun fevri yargılarından kaynaklanan dedikodular bir yandan devam ederken, ünlü bir çapkın olan Lord Darlington ise, Meg Windermere’in kalbini çalmaya çalışır.

“Ölümsüz aşk evindeki hayalet gibidir. Herkes ondan söz eder ama onu gören bir kişi bile bulamazsın.”

Oscar Wilde’ın toplumsal ve romantik ilişkiler hakkındaki çarpıcı tespitleriyle donatılmış olan bu eser, filme aktarılırken bazı yönlerden kayıplar yaşamış olmasına rağmen, film bize bu elit tabakanın yaşantısı hakkında bilgi vermek konusunda başarılı bulunabilir.

Meg Windermere’in 21. yaş günü gelip çattığında ise; kutlamalar sırasında yaşanan olaylar hikayenin dinamiğini tamamen değiştirir ve Meg Windermere ile Mrs. Erlynne arasındaki görünmez bağ ortaya çıkar. Yıllardır gizlenmeye çalışılan bu sırla ortaya çıkan olaylar herkes için sürpriz gelişmelerin yaşanmasını sağlar.

“Her azizenin bir geçmişi, her günahkarın bir geleceği vardır.”

Filmin belki de en dikkat çeken repliklerinden biri olan bu cümle, aslında bize hem Oscar Wilde’ın, hem de bu filmin söylemek istediklerini anlatmak için oldukça yeterli. Çünkü kendi tecrübelerimizden, kimi zaman ise sadece kulaktan dolma yorumlarla şekillendirdiğimiz yargılarımızı, öylesine büyük bir pervasızlıkla savuruyoruz ki dört bir yanımıza, her azizenin bir geçmişi, her günahkarın da bir geleceği olduğunu unutuyoruz.

Bu bakımdan bizi düşünmeye zorlayan eser, kurgu ve tempo açısından gösterdiği eksiklikler ve yalın tavrı sebebiyle yetersiz görülse de, farklı bir karakterle karşımıza çıkan Helen Hunt’ın oyunculuğu görülmeye değer. Ayrıca sakin ve zarif doğasıyla seyirciye bir İtalyan kasabasının tüm sıcaklığını hissettiren film, Oscar Wilde’ın sözlerine kulak kabartmak ve keyifli vakit geçirmek isteyen herkesin ilgisini çekebilir.

Kaynak: 1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here