Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
8402

Ritim. Ritimsiz filmlere dayanamıyorum. Tıpkı şiirin, şarkının olduğu gibi filmlerin de bir ritmi olmalı. -Tolga Karaçelik

19 Mayıs 1981 tarihinde, pek değerli bir anne-baba bir çocuk sahibi oluyor. Bu çocuk büyüyor ve lise çağlarına geldiğinde “sanat dünyası”na adımlarını kendi şiirleriyle atıyor. Şiirin çok katmanlı yapısı, bir şeyi söylerken başka bir dünyadan bir çok şeyi anlatıyor olması ilgisini çekiyor ve onu, şiir ve öyküye yönlendiriyor. Fanzinler çıkarıyor, daha önemlisi; üretiyor. Lise yıllarındaki bu üretkenliği, sonraki yıllarında edebiyat üzerine bir eğitim veya gelişim göstereceği yönünde hisler uyandırsa da, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne giriş yapıyor. Aileden hukukçu olmasının ve okuldaki üstün başarısının onu başarılı bir hukuk insanı, kaymakam veya vali olarak karşımıza çıkarmasını beklerken bambaşka bir şey gerçekleşir. Sanıyoruz ki bir takım düşünceler kendisini rahatsız etmiş, hayata farklı bir yerinden tutunmak istemiş. Bu yeni arzusu, biricik anneciğinin de desteği ile birleşerek yolunu New York’a çevirmesine neden oluyor. New York Film Academy‘de dersler almaya başlıyor. Eğitimi boyunca sinemanın matematiğini öğrenirken, 2 tane kısa filme imzasını atıyor. Eğitimini sonlandırıp ülkeye döndüğünde hem kendisi için hem de bizler için büyük adımlar atacağının farkında mıydı bilinmez ama 3 tane harikulade uzun metraj film ile hayatımızda, en azından sinema hayatımızda değerli bir yer ediniyor. İlk uzun metraj filmi ile “otomatikleşmemizi ve iç bunalımlarımızı”, ikinci filmi ile “işlevini kaybetmiş otorite ile yüzleşmeyi ve tanışmayı” ve son filmi ile “Zorlama esprilerden kaçınırak güldürmeyi ve abartılı duygu ve hislerin aslında çok güzel olduğunu” bizlere öğreten, harikulade yönetmenimiz: Tolga Karaçelik.

Sinemamız değerleniyor. Her geçen gün daha kaliteli, daha sağlam adımlar atılıyor ve bunun farkındayız. Birçok önemli yönetmenimiz var ve onlar sayesinde yükseliyoruz. Bu yükseliş sadece sanatsal veya sinematografik anlamda değil. Gerçekten de öyle işler karşımıza çıkıyor ki biz “iyi insan” olmayı öğreniyoruz, “Başka bir dünya mümkün” diyebiliyoruz, “ilk seferde bakıp göremediklerimizi artık ayırt edip,yorumlayabiliyoruz”. Sanatta iyi insanlar oldukça, iyi insanların sayısı daima artacaktır. Hâl böyle olunca iyi sanatçı ihtiyacımız da artıyor. Bu durumda “inanacağımız” çalışkan insanlar ararken öyle isimlerle karşılaşıyoruz ki hayran olmamak elde değil. Tolga Karaçelik ismi, muhtemelen bahsettiğimiz çalışkanlık konusunda aklımıza gelen ilk isimlerdendir. Senaryo yazan, yönetmenliği yapan, kurgusunda bulunan, müziklerini ve seslerinin her aşamasında yer alan, hatta ve hatta bu kadar emeğinin olduğu filmlerini gösterecek salon arayan birine hayran olmamak nasıl mümkün olabilir? Nice ciddiyetsiz veya niteliksiz iş varken bu özveriye nasıl aşık olunmaz? Bu işleri yapabilecek çalışkanlıkta birini nasıl başımızın üstünde tutmayız? Mümkün değil. Tolga Hoca’dan çok şey öğreniyoruz, öğrenmeye devam edeceğiz.

Her yönetmenin felsefesine gönülden bağlı olduğu, aslında toplumda “uzun metraj filme giden yoldaki önemli durak” olarak yanlış bir nitelendirmeye maruz kalan kısa film, yönetmenimiz Tolga Karaçelik için de önemli bir unsur. Kısa filmlerin öğreticiliği sanatsal anlamda, hem yönetmen hem de izleyici açısından çok önemlidir. “Gerçek Sinema” yapacaksın, sinema sanatında özgün fikirler üreteceksin, anlatacak bir derdin olacak ve gayet aşina olduğumuz deyim ile “Az ve Öz” olup az zamanda çok şey anlatacaksın, anlattıkların heyecan uyandıracak ve kalplere dokunacak… Adındaki “kısa” ibaresi, insanların anlamsızca “kolay” diye nitelendirilmemesi gereken, adına dev festivaller düzenlenen derin bir sanattır kısa film. Tolga Karaçelik’i Tolga Karaçelik yapan 6 adet kısa film bulunmaktadır. Aslında yönetmenimizin başarılı olmasındaki ana etkenlerden birinin kısa filmleri olduğunu da söyleyebiliriz. Çünkü kendileri imzasını attığı 6 kısa filmde, kendi deyişi ile “Her kısa filminde, kendinden 1 boy büyük gömleği giymeye çalışmıştır.” Hani bahsettik ya çalışkanlık diye… Hocam özür dileriz ama sizi çok kıskanıyoruz 🙂

Kaşık Adam, Güdü, Ya Çıkarsa, Us’lu Durmak, Evoke ve Rapunzel Yönetmenin kısa film çalışmalarıdır. 6 kısa film ve 3 uzun metraj filmin yanında sayısız reklam yönetmenliği bulunmaktadır.

Rapunzel adını verdiği son kısa filmi, şüphesiz ki hepimiz için apayrı öneme sahiptir. Çünkü bu 18 dakikalık kısa filmde Tolga Karaçelik ve Nadir Sarıbacak ilk kez aynı projede çalışmışlardır. İlerleyen senelerde bu 2 isim, öyle bir projede birlikte çalışma imkanı bulacaktır ki, aslında uygun kelime bulmak mümkün değil, öylesine harikulade. Ama sırayla gidiyoruz, bu muhteşem projeye de değineceğiz 🙂

Nadir Sarıbacak’ı bu kadar özlemişken, kendisine hasret kalmışken, bir nebze özlemimizi dindirmek için buyurunuz, Tolga Karaçelik‘in son kısa filmi: Rapunzel

Gayet başarılı ve bol ödüllü kısa filmlerinden sonra Tolga Karaçelik, ilk uzun metrajlı filmi olan Gişe Memuru için çalışmalara başlar. Gişe Memuru yönetmenimizin ve bizlerin “ilk göz ağrısıdır”.

6 Mayıs 2011 tarihinde gösterime giren bu ilk film; hayal ve gerçek arasındaki çizginin çok daha belirsizleşebileceğine, otomatikleşmenin ruhsal bunalımına ve tüm bunlardan kaçışın yollarını aramayı düşündürmeye yönlendiriyor bizi. Filmin konu başlangıcını yönetmen Tolga Karaçelik’in söz sözlerinden anlayabiliriz; “Kutu kutu yaşadığımız hayatımızda makineleşiyoruz ve içgüdülerimizi öldürüyoruz. İnsanlığımızdan bir şekilde feragat ediyoruz. Yanında OGS var ve onunla aynı işi yapıyor. Ne anlamı var o işi iyi yapmaya çalışmanın”. Çocukluk travmaları, baba-çocuk ilişkisindeki sarsılmalar, monotonluğun getirdiği bunalım, sistem eleştirileri vb. bir çok konuda kendimizden elbet bir parça bulacağımız film kesinlikle izlemeye değer. Bu zamana kadar izlememişseniz, film hafızanızda önemli bir boşluk var demektir. Daha fazla vakit kaybetmeden izlemenizi öneririz. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne damga vuran Gişe Memuru, dediğimiz gibi ilk göz ağrımız. Bu sebeple üzerinden yıllar geçse de konuşulmaya, tartışılmaya ve tavsiye edilmeye devam ediliyor. Laf aramızda zaten Tolga Karaçelik’in de Gişe Memuru’nu bize unutturmaya niyeti yok, ki bunu diğer 2 harikulade filmindeki “göndermelerden” mutluluk ile anlıyoruz.

Ayrıca, filmin öneminin önüne geçmeden tekrar söylüyoruz ki; “Adım Hüseyin. Hayırdır niye sordun?” deyip “Hasanlar Köyü”ne doğru yola çıkan Nadir Sarıbacak’ı çok özledik 🙂

Tarih 26 Ocak 2015’i gösterdiğinde Tolga Karaçelik karşımıza Sarmaşık filmi ile çıkacaktır.

Sarmaşık gemisi yük aldıktan sonra tahliye limanı olan Angola’ya gidecektir. Sefer devam ederken geminin armatörü iflas eder ve ortadan kaybolur.

Gemi Mısır’a geldiğinde armatörün liman parasını ödemediği anlaşılır, geminin üstünde haciz vardır. Liman yetkilileri gemiyi kimsenin uğramadığı demirleme alanına çekerler. Mürettebattan gemiyi olası tehlikelere karşı hareket ettirebilecek sayıda kişinin kalması gerektiğini belirtirler.

Beybaba diye hitap edilen geminin kaptanı, makineden Kürt, mutfaktan kamarot Nadir, gemicilerden Alper ve Cenk, usta gemici olarak da İsmail gemide kalır. Hepsinin kalmayı seçmesindeki hikaye başkadır. Sarmaşık bu altı adamın yiyecek ve içecek kıtlığıyla gemide geçirdiği 120 günün hikayesidir.

Sarmaşık filmi, ülkemizde yapılmış en geniş çaplı sistem eleştirilerinden birisidir, belki de en önemlisi. Dünya Prömiyerini Sundance Film Festivali‘nde yapmış olan Sarmaşık, Karlovy Vary, Sydney, Toronto, Selanik, Sao Paolo, Brisbane Asia Pacific gibi önemli uluslararası film festivallerinde sinemaseverlerle buluştu ve bir çok ödülle döndü. Ülkemizde de gösterime açılan film 15 salon ile başlamış, daha sonra 12 salona düşmüş ve günde 2 seans ile gösterilmiştir. Böylesine akıl dolu, böylesine etkileyici,sarsıcı bir film için bile salon bulmak gerçekten çok zormuş, Tolga Karaçelik çok haklı.

Sıra geldi yönetmen ve senarist Tolga Karaçelik’in filmografisindeki son filme. En geniş kitlelere ulaştığı, görüntülerinden, konusundan, müziklerinden, oyunculuklarından ve tabi ki Sundance Film Festivali’nde “En İyi Film” seçilmesinden sıkça bahsedilen Kelebekler filmi.

Çekimleri sadece 18 günde tamamlanan, hepimizin karanlık bir film beklentilerini boşa çıkarıp ironik bir eğlence sunan “yol” ve “olamamış aile” filmidir Kelebekler. Filmin farklı ve ilgi çekici o kadar çok tarafı var ki hangisine değineceğimizi bilemedik. Tolga Karaçelik’in 2012’den beri çalıştığı ve son olarak Pokut‘da son noktayı koyduğu senaryo; Birbirini yıllardır görmeyen çok az tanıyan üç kardeşin, yıllardır haber almadıkları babalarının aramasıyla bir araya gelmelerini ve sonrasında gelişen olayları konu alır.

 

Bir astronotun kendini yakmasıyla başlayan Kelebekler Filmi’nin geniş bir incelemesine buradan ulaşabilirsiniz.

Kelebekler, kusursuz bir film değildir. Burada bahsettiğimiz kusur, elbetteki filme yapılmış kötü bir eleştiri değil, düzensizliklerin yarattığı muhteşem işi anlatmaktadır. Şöyle ki; Film hissettiğimiz kadarıyla pek kakofonik bir film. Öyle ki bunu, araba içinde devam eden sahnede yaklaşık 8-9 dakika boyunca, bir yandan Grup Gündoğarken’den Bir Yaz Daha Bitiyor şarkısını dinlerken, oyuncuların kendi arasındaki tartışmaları dinleyerek, Suzan karakterinin telefonda Emre ile tartışmasından anlıyoruz. Bu kadar ses uyumsuzluğu, bu kadar odaksızlık ancak ve ancak bu kadar güzel aktarılabilirdi. Hiç bir olaydan kopmadan, tüm figürleri dinleyip izleyicisine aktarmak tabii ki Tolga Karaçelik’in üstün başarısının bir ürünüdür.

Yaptığı nice işler için teşekkür ettiğimiz yönetmenize ayrıca bu tarzı için de teşekkür etmemiz gerektiği kaanatindeyiz.

Sarmaşık’ı 19 günde, Kelebekleri 18 günde tamamlayan Tolga Karaçelik’in tek bir amacı var: Kendi izlemek istediği filmleri çekmek. Çektiği filmlerle insanları iyi hissettirmek. Özellikle Kelebekler’deki fazla veya abartı duygular yaratmak ve izleyiciye bunlardan bahsettirmek. Seyirciye saygı duyan filmlerin yönetmenidir Tolga Karaçelik.

“Filmden çıktıktan sonra, film sizde hâlâ devam ediyorsa, işte sinema o zaman başlar.”

Gişe Memuru’nda meteor yerine düşen araba veya Sarmaşık’ta tüm güverteyi saran salyangozlar… Tolga Karaçelik bizden bunu istiyor galiba? “Meteor meteor diye haberler bas bas bağırıyordu, şimdi bu araba nereden çıktı?” veya “Salyangoz ne demek acaba?” sorularını sormamızı. “Bir hikaye anlatırken, karşı taraftaki uyuyorsa o hikayeyi anlatamazsın” derken, yönetmenin bizi bu derece büyüleyeceğini hangimiz düşünebildi? Anlamlandırmak hissi öldürür mü? Salyangozlara, kelebeklere, gökten düşen arabaya tek bir anlam yükleyemiyoruz. Her şey olabilir. Bir anlam bulsak ve “tamam ya işte bu yüzdenmiş” desek izlediğimiz şeyi ne kadar daha hissedebiliriz?

“Ne söylediğin değil, nasıl söylediğin önemli olan.”

Oyuncunun ezberleyebildiği her şeyi diyalog olarak kullandığını görüyoruz. Aslında hepimiz bu üslubu kullanıyoruz. Zaten Tolga Karaçelik’te zaman zaman kahvehanelerde insanların diyaloglarını dinlediğini ve gözlem yaptığını söylüyor. Ama, haliyle bizim anlayamadığımız bir sistem var ki “aslında gördüğümüz biziz, ama biz bu kadar güzel değiliz” dedirtecek cinsten. Özellikle Kelebekler filminde bütün karakterlerin çocuk gibi saf kalmasını istemesi, bunu izleyiciye hissettirmesi, izleyicinin benimsemesi ama aynı zamanda bambaşka bir şeymiş gibi hayran kalmasını sağladı. Bu başarı takdir edilmez mi? Bir duygu bütünlüğü yaratıyor ki, zaman olgusuna takılmadan sürekli bahsettiriyor. Anladığımız kadarıyla filmlerinde en çok önem verdiği şey “zaman ve ritim” Tolga Karaçelik’in. Öyle ki; Samimiyet ritimdedir, zamandadır. Karakterin ritmi ve zamanı, diyalogları belirler. Bu yüzden ritim kaybetmemek adına diyaloglarda değişim yapılmasını da istemez yönetmen.

Samimiyet, ritim ile başlar. Yani bir insanın zamanıdır, o zamanı anlayabilmektir. Herkes farklı konuşur, farklı davranır ve ben olabildiğimce kendimi, onlarmış gibi yazmaktan çok keyif alıyorum.

Senaryo yazıyor, filmi çekiyor, kurgu müzik derken gösterime hazır duruma geldiği anda sanki hiç yorulmamış gibi, başka projelere hazırlık yapıyor. Yazının başında bahsetmiştik ya “çalışkanlık” diye, dinlenirken bile üreten birinden bahsediyoruz.

Türkiye Sineması farklı şeylerle uğraşırken, “Oscar’a gittim, gidemeyeceğim” diye tartışırken, diğer tarafta çok önemli bir şeyler oldu ve çok önemli bir film Tolga Karaçelik sayesinde hayatımıza girdi. Amerika’daki film algısının içerisinde Sundance‘in yeri çok farklıdır. Çünkü bağımsız film ve yönetmenleri ön plana çıkarmayı amaçlar. Bazı kesimlerce Oscar’dan daha önemli bir festival olduğuna dair yorumları dinlemiştik. Bu düşünce haricinde herkesçe kabul gören bir gerçek vardır ki Sundance, en önemli 5 film festivalinden biridir. Yani kısacası Tolga Karaçelik büyük bir iş başardı ve bize çok şey öğretti. 3 film yaptı, 2’si festivalde yarıştı, 1’i büyük ödülle döndü.

Yazdığı her senaryoyu, çektiği her filmi bekledik, takip ettik, çok sevdik. Bizler, film eleştirilerini “sevdim-sevmedim” çerçevesinde konuşan insanlardan ziyade filmin sorduğu soruları, verdiği cevapları ve filmin derdini anlamaya çalışanlar olarak Tolga Karaçelik’e kocaman sevgiler, saygılar ve teşekkürler göndererek, heyecanla yeni filmlerini bekliyoruz. (Kelebekler filmini yeni izledik ama yönetmen 2 yeni film için çalışmalar yapıyor. Yahu sevmeyelim de taşa mı dönelim?)

Bonus:

“Dünyada kaybedecek bir şeyi olmayan bir astronottan daha tehlikeli hiçbir şey yoktur.”

 

kaynak: 1 , 2 , 3

 

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
8402

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here