Sone, 14 mısradan oluşan kısa şiir türü. Genelde içerisinde bir sorun işlenir, son mısralarında da bu sorun çözüme kavuşur. Bu türün en usta kalemlerin birisi de şüphesiz ki William Shakespeare.

Birçok paha biçilmez oyuna imza atan Shakespeare’in en önemli eserleri içinde yer alır soneleri. Oyunlarından farklı olsa da, dramatik bir kurguya sahip oldukları açık. Bu usta oyun yazarının soneleri okuyucusuna genel bir hikayesi hissi veriyor ve kişisel temalara sahip. Shakespeare’in hayatından izler taşıdığı için otobiyografik şiir adı verilebilir.

1609’da yayınlanan soneler, Shakespeare tarafından Bay W.H.’ye ithaf edilir. Fakat biz Bay W.H.’nin kim olduğunu bilmeyiz, gizli kalır. Birçok Shakespeare uzmanı araştırmalarında Bay W.H’nin kim olduğunu bulmaya kendilerini adamış olsalar da maalesef kesin bir sonuç elde edemezler. Bunun hakkında çeşitli teoriler vardır: kimine göre Bay W.H. 3. Southampton Kontu Henry Wriothesley’dir. Kimine göreyse Will Hughes adında bir tiyatro oyuncusudur ya da Shakespeare’in ta kendisidir. Çünkü İngilizce William Himself (William’ın Kendisi) yazıldığında baş harfleri W.H. olur. Hatta tarihin ilk marjinal insanı olarak kabul edilen Oscar Wilde ”Bay W.H.’nin Portresi” kitabında soneler ve Bay W.H. hakkındaki teorilerini bizimle paylaşır. Aynı zamanda bu kitapta bize sonelerin derin bir analizini de sunar.

Sonelerde dikkat çeken iki kahraman vardır. Bir tanesi Esmer Kadın, diğeri ise Genç Adam’dır. Peki kimdi Shakespeare’in hayatında büyük yer etmiş, sonelerine konu olmuş bu iki insan? Gelmiş geçmiş en iyi oyun yazarlarından birinin kaleminden çıkan bu iki kahraman bir kurgudan mı ibaretti, yoksa gerçekten Shakespeare’in hayatında yer etmişler miydi? Tıpkı Bay W.H. sorusunun cevabı gibi, bu sorunun cevabının da Shakespeare uzmanları ve otobiyografi yazarları için açıklığa kavuştuğu söylenemez. Shakespeare’in sırlarla dolu hayatının içerisinde bilinmezliklerini korurlar.

Sonelere baktığımızda aşktan ihanete, tutkudan şehvete çok zengin temalarla karşılar bizi Shakespeare. Kim olduğunu bilmediğimiz Genç Adam’a müthiş bir aşk besler, tutkusunu ifade eder ve onun güzelliğini yere göğe sığdıramaz.  Aynı zamanda yine sevginin doğasını Esmer Kadın’ı kullanarak da aktarır bize.

Genç Adam’a hitap ettiği soneler 1. ile 126. soneler olduğu düşünülür. Bu genç sarışın, soylu ve çok güzeldir. Shakespeare’e göre bu adam öyle bir güzelliğe sahiptir ki bir yaz günüyle bile kıyaslanamaz:

 

”Seni bir yaz gününe benzetmek mi, ne gezer?
Çok daha güzelsin sen, çok daha cana yakın:
Taze tomurcukları sert rüzgarlar örseler,
Kısacıktır süresi yeryüzünde bir yazın:
Işıldar göğün gözü, yakacak kadar sıcak,
Ve sık sık kararı da yaldız düşer yüzünden;
Her güzel, güzellikten er geç yoksun kalacak
Kader ya da varlığın bozulması yüzünden;
Ama hiç solmayacak sendeki ölümsüz yaz,
Güzelliğin yitmez ki asla olmaz ki hurda;
Gölgesindesin diye ecel caka satamaz
Sen çağları aşarken bu ölmez satırlarda:
İnsanlar nefes alsın, gözler görsün elverir,
Yaşadıkça şiirim, sana da hayat verir.”

(Sone 18, Çeviri: Talat Sait Halman)

Esmer Kadın’a yazılan soneler ise 127. ile 152. soneler arasındadır. Bu soneler, Genç Adam’a yazılanlara kıyasla daha erotik ve fiziksel bir sevgi içerir:

”Sen benim musikîmsin, o güzelim ellerin
Kutlu tahta tuşlarda nağmeler yaratınca
Ve coşup durmasıyla ahenk dolu tellerin
Can kulağıma o hoş ezgiler can katınca,
Çevik sıçrayışlarla yumuşacık avucunu
Öpüp duran o tuşlar beni kıskandırıyor,
Zavallı dudaklarım hasat sanıyor bunu,
Tahtadaki cürete bakıp duruyor mosmor.
Ne eşsiz zevk: dans eden tuşlar gibi olmayı
Özlemek, parmakların dolaşırken kayarak
O tuşların üstünde coşmak, cansız tahtayı
Yaşayan dudaklardan daha çok kutsayarak.

Arsız tuşlar sevinsin: uzat parmaklarını
Ve öpeyim diye ver bana dudaklarını.”

(Sone128, Çeviri: Anonim)

Yine de Shakespeare okuyucularını şehvet ve sevginin tehlikesi konusunda uyarmaktan kaçınmaz. Şehvetin ve gerçek aşkın birbirine karıştırılmaması hakkında öğütler verir. Hatta aşk gibi güçlü bir duygunun insanı hasta ettiğini söylemekten çekinmez. Fakat toplumun koyduğu ”ideal” güzellik anlayışını yerle bir eder, kusurlarına rağmen sevdiği kadını dünyanın en güzel kadını ilan eder:

”Sevgilimin gözleri değil güneşin dengi,
Mercan daha kırmızı onun dudaklarından;
Kar beyaz da ne diye onun göğsü kül rengi,
Saçlar simse, fışkırmış kara simler başından.
Ben güller görmüşümdür yarı pembe yarı ak,
Onun yanaklarında öyle güller ne arar;
Cana can katar nice kokuları koklamak,
Sevgilimin soluğu güzel kokmaz o kadar
Musikî gibi gelir sözleri kulağıma,
Yine de musikînin kat kat büyüktür tadı;
Tanrıça nasıl yürür görmemişimdir ama,
Sevgilim yürüyüp de gök katına çıkmadı:

Şu var ki ozanların boş lafına karnı tok,
Yoksa tanrı bilir ya, sevgilimin eşi yok.”

(Sone 130, Çeviri: Anonim)

Sonelerinde sadece aşk, tutku, şehvet, ihanet konularını işlemeyen, dünyayı en büyük tiyatro sahnesi olarak gören usta kalem, soneleriyle hem kendi dönemine ışık tutmuş hem de şimdiki zamanı yansıtmıştır. Bizi en çok etkileyen ve kendine tekrar tekrar hayran bırakan bu şaheserin Can Yücel çevirisiyle yazımızı sonlandırıyoruz:

”Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kız oğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e

Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.”

(Sone 66, Çeviri: Can Yücel)