Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

Senaryosunu ve yönetmenliğini Yavuz Özkan‘ın üstlendiği 1994 yapımı olan filmin başrollerinde Sadri Alışık, Macide Tanır, Mehmet Aslantuğ, Derya Alabora ve Oktay Kaynarca yer almaktadır. Film ayrıca Sadri Alışık’ın rol aldığı son film olma özelliğini de taşımaktadır.

Hayatlarının son demlerini yaşayan adam ve kadın, doğanın içinde küçük bir çiftlik evinde yaşamaktadırlar. Adam bir hafta sonu çocuklarını evde toplar. Aile olarak başlangıçta gülücükler, kahkahalar taşımış olsalar da çocukların problemli evlilikler yaşadıklarını filmin en başında verir yönetmen. Ancak bu çocuklar anne babalarına karşı mutlu, huzurlu, iyi bir yaşam geçiriyormuş gibi davranırlar. Çok geçmeden bu mutlu aile tablosu bozulur ve yerini tarifsiz bir çürümüşlüğe bırakır. İki yüzlülük, geçmişin küçük hataları, iyi görünen ancak öyle olmayan birliktelikler. Film atmosferi itibariyle bütün bu karmaşıklığı biz seyircilere sunar.

Ömer (Mehmet Aslantuğ) eşini aldatan bir polistir. Şiddete kolayca eğilebilen bir insandır. Daha filmin açılışındaki sorgulama sahnesinde bir adama işkence ederken, babasından gelen telefonda gayet kibar ve mutlu bir sesle konuşması aslında onun yaşantısına bir aynadır. Ömer babasına efendi gibi gözükmekle birlikte aslında öyle değildir.

Ayfer başarılı bir gazetecidir. Yaptığı program, televizyonun en çok izlenen programıdır ve programında şiddetin, savaşın ne kadar kötü olduğunu anlatır. Ancak Ayfer’in yaşantısı verdiği öğüt gibi değildir. Boşandığı kocasına saygı duymayan onu aşağılayan bir kadındır. Eşi, çocuklarının onun yanında güvende olmadığına inanmaktadır ve bu yüzden çocuğun velayetini istemektedir. Zaten Ayfer’in kocasının çiftliğe gelişi herkesin gerçek yüzünü ortaya döken güç olacaktır.

Ömer’in eşi Nuray (Derya Alabora) ise ailedeki çocukların bu iki yüzlülüğünü keşfetmiş ve bundan sıkılmış bir karakter portresi çizer. Kendini içkiye vermiş kocası tarafından aldatıldığını bilen bu kadın, doğruları söyleyen ancak sürekli azar yiyen ve belki de onlar için ortamdaki huzuru dağıtan kişi gibi gözükmektedir. Oysa diğerlerinin günahları, yaptıkları yanlışlar, huzursuzluğu doğuran yegâne şeydir. Ancak onlar bunları konuşmayarak, anne ve babalarından saklayarak iyi olanın kendilerin olduğu kanaati taşımaktadırlar.

Filmdeki tüm maskeler Ayfer’in kocasının çiftliğe gelmesiyle düşer. Ömer, yaşlıları üzüyor gerekçesiyle adamın gitmesini ister. O ise yalnızca çocuğunun velayetini almak istediğini, bunu da ancak yaşlılarla paylaşarak başarabileceğini söylemektedir. En sonunda Ömer bu adamı öldüresiye döver. Kardeşleri adamı onun elinden kurtarmamış olsalar bir katile dönüşmesi an meselesidir. Adamı ahıra götürürler ve ona burada bakmaya başlarlar. Ancak bu sahneden sonra kardeşler arasındaki o mutlu mesut gülüşmeler, iyi geçinme numaraları, gerçek duygulara bırakır yerini. Anne ve baba başlangıçta iyi evlatlar yetiştirdiklerini dile getirmişken saatler sonra böyle olmadığını kabul ederler. Anne, babayı Ömer’i kastederek “Büyük oğlanı çok döverdin.” diyerek suçlar. Bu sahneden sonra babanın da aslında torunlarına ya da bugün çocuklarına karşı davranışındaki naifliğin geçmişte olmadığını anlarız. Kısacası çürümüşlüğün ağır bastığı, sadakatin, merhametin ve sevginin olmadığı, buna karşın bütün bunlara sahipmiş gibi oynandığı bir ailenin resmidir Yengeç Sepeti.

Film, kullanılan ışıkla kasvetli bir havayı en başından itibaren sürdürür. Onlar mutlu bir aile tablosu yalanını birbirlerine sunarken dahi fonda kullanılan hüzün taşıyan müzik aslında acınası hallerini resmeder. Anlattığı durum itibariyle iyi bir konuya sahip olmuş olsa da diyalogların ve mizansenin daha gerçekçi sunulması filmi daha başarılı kılabilirdi. Kurgu anlayışı olarak da kimi sahne geçişlerinin hatalı kesilmesi ya da adrenalinin yükselmesi gereken sahnelerde hatalı geçişlerin yapılması, filmin akıcılığını yitirmesine sebep olmakla birlikte tam anlamıyla seyirciyi içine alamamaktadır. Ancak benim böyle düşünmeme rağmen filmin Ankara Uluslararası Film Festivalinden ve Antalya Altın Portakal’dan En İyi Kurgu ödülü bulunmaktadır. Ben yine de fikrimin arkasındayım.

Filmin 1994 Antalya Altın Portakal’dan En İyi Film, En İyi Yönetmen, Mehmet Aslantuğ’un En İyi Erkek Oyuncu, Derya Alabora’nın En İyi Kadın Oyuncu ve Oktay Kaynarca’nın En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülleri bulunmaktadır.

Çıkış noktası ve işlediği konu itibariyle filmi başarılı bulmuş olsam da senaryonun işleyişi ve yönetmenlik açısından başarısız bir film olduğunu düşünüyorum. Ömer Kavur’un bu filmi çok daha iyi işleyeceği hissine kapılmaktan da kendimi alamıyorum.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here