Tarih boyunca müzik, ritüelin, eğlencenin ve büyünün hayati bir parçası olagelmiştir. Dolayısıyla müziğin insan hayatı içindeki yeri ve algılanış biçimi, Batı kültürünün kadim bir özeti sayılabilecek olan Yunan mitolojisine de aynen yansımıştır. Müzik, yalnızca eğlencenin, büyünün ve ritüelin hayati bir parçası olmakla kalmamış, aynı zamanda sözlü kültürün önemli akılda tutma stratejilerinden biri olmuştur.

Eski zamanlardan günümüze insanlar sevinç, coşku, üzüntü, heyecan gibi duygu ve düşüncelerini müzik sanatıyla ifade etmişlerdir. Müzik (mûsikî) kelimesi ilk olarak M.Ö. 476 tarihinde Antik Yunanistan’da yaşamış olan şair Pindarus’a ait lirik bir güftede kullanılmıştır. Aslı Yunanca bir kelime olan müzik, Yunanca “Mousike” veya “Mousa” kelimesinden alınmıştır. Yunan mitolojisine göre Tanrı Zeus’un kızları sayılan dokuz peri kızına “Mousa”(Musemelek) adı verilmiştir. Eski Yunanlılar bu peri kızlarının tüm dünyanın güzelliklerini ve ahengini düzenlemekle görevli olduklarına inanmışlardır. O yüzden bugün hemen hemen her dilde kullanılmakta olan müzik kelimesinin bu peri kızlarından dolayı “Müz” kökünden geldiği kabul edilmektedir.

Yunan mitolojisinde adı geçen dokuz ilham perisine adını veren ‘Musalar’sözcüğünün etimolojik kökeni ise,
“Yunanca akıl, düşünce, yaratıcılık gücü’ kavramlarını içeren “men” kökünden gelmedir. Bu kök, Zeus’un
Mousaları üretmek için birleştiği Mnemosyne’nin adında da görülür, Athena’ya gebe kalan Metis’in adında da”
(Erhat, 1997: 206).

Dolayısıyla gerek Musaların, gerek anneleri Mnemosyne’nin, gerek Metis’in dişi olduğu göz önünde
bulundurulduğunda, Batı kültüründe ‘akıl’, ‘düşünce’ ve ‘yaratıcılık gücü’ne dişil bir nitelik yüklendiğini de
görmekteyiz.

Musaların görev dağılımları şöyledir: Klio tarihçi, Euterpe flütçü, Thalia komedyacı, Melphomene tragedyacı,
Terpsikhore dansçı ve şair, Erato lirik korist, Polihmniya Pantomimci, Ourania astronom, Kalliope destan şairidir.
Bir etnomüzikolog olan Bohlmann, sözlü kültürün akılda tutma stratejileri arasında müziğin de hayati bir değeri olduğunu vurgulamıştır. Müziğin anımsatıcı etkisi, Yunan mitolojisi içindeki ilham perileri olan Musalarda da işlenmiştir. Musalar, eski resim ve heykellerde, çoğunlukla el yazmaları taşırken ya da müzik aletleri çalarken görülürler. Çünkü ‘unutmamak’ için bir önlem olarak kullanılan yazının işlevini sözlü kültürde ‘çalgılar ve müzik’ görmekteydi. Ayrıca Musaların bir bellek Tanrıçası olan Mnemosyne’den doğması da, onların güçlü belleklerini vurgulamaktadır. Mnemonic, Latince’de anımsatıcı anlamına gelmektedir. Bu örnek, Batı kültüründe müziğin anımsatma işlevine sahip olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

Musalar, yalnızca müzik yapmazlar. Aynı zamanda engin bir belleğe, bilince ve ince düşünceye sahip olduklarından, sözlü kültür hazinelerini akıllarında tutarlar. Dolayısıyla ozanlar, atalarından gelecek kuşaklara aktaracağı bilgileri sunabilmek amacıyla, onların belleğini referans olarak kabul etmektedir.

Musaların dokuz tane olması ve birbirini tamamlaması, dokuz sayısının gizemli bir sayı olarak kabul edilmesinden
kaynaklanıyor olabileceği gibi, insanın ana karnında dokuz ayda olgunlaşması ve Musaların da yaratıcılıklarının
doğurganlıkla özdeş olarak algılandığı insansı birer Tanrıça olmaları ile ilgili olabilir. Dokuz Musa’nın kız
olması ise, Batı kültüründe yaratıcılık ve ilhamla özdeş tutulan müziğe ‘dişil’ bir anlam yüklendiğini göstermektedir. Antik Yunan algısında kadının müziğin ortaya çıkışındaki yeri, müzik sözcüğü ile Musalar arasındaki ilişkiden bile yeterince anlaşılmaktadır.

Yunan mitolojisinin kültürel kökenleri ağırlıklı olarak Avrupa’ya ait olduğundan, müziğin Yunan mitolojisi içindeki
algılanış biçimine büyüteç tutmak, aynı zamanda müziğin Avrupa kültürü içindeki algılanış biçimine büyüteç tutmak
anlamına gelmektedir. Çünkü Yunan Mitolojisi tüm Avrupa’nın ortak kültürel mirasıdır ve müzik sözcüğün etimolojik
kökeni bile, Yunan mitolojisine aittir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here