İşte başarılı genç yönetmen Anıl Yoncalık ile yaptığımız keyifli sohbetimiz…

Merhaba Anıl, biraz kendinden bahseder misin?

23 yaşındayım, lise ikiden beri sinemayla ilgileniyorum, fizik hocamın sayesinde, bir gün sınıfa gelip çocuklar kısa film çekeceksiniz demişti, öyle başladı her şey.

Sinemayla ilgilenmeseydin hangi işi yapmak isterdin; daha doğrusu küçükken ne olmak isterdin?

Sinemayla ilgilenmeseydim, foto muhabiri olmak isterdim. Savaş bölgelerinde… Dediğim gibi her şey lise ikide başladı, öncesi yoktu, hayalim iyi bir yönetmen olmak.

Cannes Film Festivali’nde dağıtımcılarla görüşüp kısa filmlerinin dünya dağıtım haklarını vermişsin. Sahi o süreç nasıl geçti ve Cannes nasıldı?

Cannes’da çok büyük bir film pazarı var. Kısa filmlerin dağıtım haklarını alan film dağıtım şirketleri de var. 2014 yılında gitmiştim Cannes’a. Oradaki dağıtımcılarla görüştüm, kısa filmimi izlettim, Shorts TV filmimi beğendi. Sözleşme yolladılar. Harika bir deneyimdi. Evet, bir film yapıyorsunuz ama bunun sonrası var. İzleyiciye ulaşmanız lazım. Genelde Cannes denince akla hep kırmızı halı falan geliyor ama olay o değil, arkada müthiş bir film pazarı var.

Bu aralar neler yapıyorsun, yeni bir projen var mı?

Yeni bir kısa film çekeceğim, saf kötülükle ilgili. Gerçek bir hikaye. Yakında çekimlere başlayacağız.

Şu ana kadar içine en çok sinen, en tatmin olduğun işin hangisi oldu?

Miracles; Avustralyalı eski bir uyuşturucu kaçakçısıyla ilgili. Martin, sevgilisine kafe açmak istiyor, paraya ihtiyacı var. Tayland’a gidip uyuşturucuları alıp Avustralya’ya getirmeyi deniyor ama Bangkok Havaalanı’nda yakalanıyor. Ölüm cezası alıyor, ceza 40 yıla çevriliyor. Toplamda 22 yıl hapis yatıyor sonra içeriden 2015 yılında çıkıyor. 22 yıl sonra kendisine ulaştım ve tanışma hikayemi çektim.

‘Miracles’ı çekmek nerden aklına geldi, belgeselinin oluşum sürecinden bahsedebilir misin?

National Geographic’teki belgeselleri takip ederken Martin’in hikayesine denk geldim. Docu-drama olarak çekilmişti, hikayesi beni çok etkiledi, daha sonra Facebook üzerinden Martin’e ulaştım sonra kendisine ulaşma ve tanışma sürecimi belgesel yaptım ortaya bu film çıktı. Ayrıca Martin beni NatGeo’ya belgeselini çeken İngiliz yönetmenle tanıştırdı ve sonra Londra’ya gittim. Yönetmenle filmim üzerine sohbet ettik, bana ve filmime çok yardımcı oldu. Belgeseli çekip bitirmem 5 ay sürdü. Tayland hapishanelerine girip çekim yapmak istiyordum ancak izin vermediler. Tayland’a gittim, hapishaneye giremesem de hapishanenin çevresine gittim ve orada mahkumların yaptığı bazı çizimlerin ve el işlerinin satıldığı bir dükkana girdim. Uyuşturucudan içeri girenler, dışarıya çıktıklarında sanatçı oluyorlardı. Tüm bu süreci çektim ve ortaya bu film çıktı.

Şu ana kadar iki kısa film bir de belgesel çekmişsin, uzun metraj film çekmeyi düşünüyor musun ve çalışmak istediğin isimler kimler?

Elbette. Üzerinde çalıştığım bir proje var. Spesifik bir isim söylemeyeceğim, projeye kim uyuyorsa o isim çalışmak istediğim isimdir.

Son olarak  çok etkilendiğin yönetmenler kimlerdir ve son zamanlarda çok beğendiğin filmler hangileri?

Robert Bresson, Andrey Zvyagintsev, Asghar Farhadi, Bennett Miller, Lars von Trier, Leos Carax ve Christopher Nolan. Nolan’ın son filmi Dunkirk’i MAX 70mm formatında izlemek için Londra’ya gitmiştim. Güzel bir deneyimdi.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here