Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
3

Son yıllarda Türkiye’nin edebiyat dünyasında bir dergi bolluğu yaşanmakta. Ancak içerik olarak bu dergiler belli kalıplara sıkışmış durumda. Bu dergilerin arasından içerik olarak sıyrılmış, edebiyata gerçekten dokunabilen dergilerden biri olmayı başarmış, Yol Dergisi’nin hikayesini sizler için derginin fikir babası Doğukan Karadan kaleme aldı. Kendilerine başarılar dileyip Doğukan’ın satırlarıyla sizi baş başa bırakıyoruz.

İlk zamanlar Muğla’da Üniversite okumaya karar verdiğimde, bunun iyi bir karar olabileceğini düşünüp ufak mutluluklar yaşamıştım. Atatürk Havalimanı’nindayken o son sesi duydum: “Sayın Doğukan Karadan, bu sizin için yapılan son çağrıdır.” Elimde İstanbul-Milas/Bodrum bileti, kapıyı bulabilmek için kafası kesilmiş deli dana gibi havaalanında cirit atıyorum. Üç numaralı kapı D&R’ın hemen yanında olan merdivenlerden aşağı inince bulunabiliyormuş. Apar topar D&R’ın aşağısına saklanan bu merdivenlerden indiğimde “Bodrum yolcusu var mı, son bir dakika” sesini duyup kapıya atlamıştım. Uçağa bindiğimde hâlâ koltukta oturduğuma inanamıyordum. Bodrum’a inip Muğla’ya geldiğimde ilk işim eşyalarımı yurda yerleştirmek oldu. Bu hengâme ve koşuşturma sürerken hemen derse yetişmek durumundaydım. Tüm keşmekeş bitip, odaya girdiğimde pencereyi açtım. Karşımda kocaman bir dağ. İstanbul’dan gelmiş bir metropol çocuğu olarak burada okumak benim için ızdırap olurdu. Geri dönme isteği apansız şekilde ağır basarken o sırada odaya ileriki zamanlarda dergiyi beraber çıkaracağımız İrfan geldi. Dört yıl boyunca en iyi anlaştığım arkadaşlarımdan biri olacaktı İrfan.

Bu alışma süreci kısa süre içinde bitince Muğla’nın her yerinden daha da fazla keyif almaya başladık. “Sakar Tepesi”ne çıkıp tüm Gökova Körfezini ayağımızın altına alınca, İrfan ile beraber birbirimize şairlerin şiir pasajlarıni okur, o an hissettiklerimizi böyle açıklardık.

Daha sonra pasajlarını okuduğumuz şairler hakkında bazı iyi ya da kötü yargılara varıp bunun ne kadar muazzam veya ne kadar rezalet olduğunu tartışırdık.

Herkeste olduğu gibi bizim de kendimize göre iyi ya da kötü kriterlerimiz vardı. Bir dört yıl daha gezsek Muğla’nın güzelliklerini içselleştirmek ve Muğla’ya doymak mümkün olmazdı.

İnsan, deniz ve doğa ile baş başa kaldığı zamanlarda daha kırılgan oluyor ya da varoluş sancısı daha ağır basıyor. Neyse işte. Yine İrfan ile Gökova’nin en eşsiz sahil kasabalarından biri olan ve benim için anlamı derin olan Akyaka’da çay yudumlayıp edebiyat sohbetlerimizi yaparken, deniz tam otuz metre çekilmişken “Yol” fikri doğdu. İrfan’a “ben bir dergi çıkarmak istiyorum, tüm düşündüklerimizi ve hissettiklerimizi burada yansıtabiliriz, ne dersin” dedim. İrfan, “teknoloji çağ’ı, kimse okumaz ki” gibi bir söylem üretti. Ama ben buna inanmıyordum. Teknoloji çağında olsak bile, yazılanların matbu hâle gelmesi her zaman daha dikkat çekerdi. En azından hiç okumayacak insanlar bile bir kere meraktan okuyacaktı. Belki bu hassasiyete karşı bir refleksleri gelişirdi, kim bilir…

İrfan ikna oldu. Dergi adının “Yol” olmasında spesifik bir neden de olmadı üstelik. “Yol olsun mu” dedim, “Yol” olsun dedi. Bir hikayesi yok. Hepsi bu kadar.

Edebi sohbetler yaptığımız arkadaş grubu olduğumuz için, yazar bulmak konusunda da zorlanmadık. Çünkü edebiyat böyle bir şey değil. Dergi çıkaracağım ama yazar yok, böyle bir şey olabilir mi? Bu ancak edebiyatın temelde sömürü olarak düşünülmesi ile doğabilir. İrfan’la yoğun bir tempoya girdik. Dergiyi çıkartabilmek gerçekten paraya ihtiyacımız olacaktı. Ama siz öğrencisiniz küçük paralarla mutlu oluyorsunuz. Tüm bu ortamda dergi nasıl çıkacaktı?

Sorup soruşturduktan sonra üniversitemizin Güzel Sanatlar Fakültesi’nde, Grafik Tasarım alanında doktorasını tamamlamaya çalışan Kahraman Kılıç hocanın yardımcı olabileceğini duyduk. Fakülteye ilk iletişim kurmak için gittiğimizde Kahraman hocanın az önce çıktığını söylediler. Tekrar geri dönüp koşarak yokuş çıktık ve nefes nefese Kahraman hocayı yakaladık. Projeyi anlattık. Çok yoğun olduğunu (genelde hep yoğun olur) ama bize yardım edeceğini söyledi. Kendisi dünyanın en iyi insanlarından biri olabilir. Çocuk gibi sevindik. Tüm her şeyi toparladık. Tasarımsal anlamda her şey bittiğinde de dergiyi matbaaya gönderdik ve basıldı. Çevremizde önemli bir ilgi doğdu buna. Tabi ki bir şey başarıyor olmanın gururunu derinden hissettik. İstanbul’da tüm Mephisto’lara dergiyi bıraktık. Adana, Eskişehir, İzmir, Ankara gibi şehirlerde de ilk sayımız satışa çıkmıştı. Taksim Mephisto’da yirmi derginin yirmisi de satıldı. İzmir Yakın Kitabevi ve Eskişehir İnsancıl Kitabevi’nde istediğimiz ilgiyi gördük diyebiliriz. Bu bizim için çok önemliydi.

Bir dönem maddi yetersizlikten dolayı dergi devam edemedi ancak üstesinden geldik. Bu süreçte ağabeyim Anıl Karadan’ın desteğini arkamda fazlasıyla hissettim. Şu anda 3’üncü sayı çıkmak üzere, ufak tefek eksikler kaldı. Aralık ayı içinde çıkmış olacaktır.

Gelecekte büyük bazı sürprizler de olacaktır. Şimdi dillendirmek istemiyoruz, fakat biz çok heyecanlıyız bu konuda. Hedefimiz, gerçekten hissettiğimiz ve aşkla yaptığımız bu edebiyatı, ülkenin her yerine yayıyor olmak. Sonuçta hayallerini düşlediği kadar yaşar insan. Bu “yol”da bize arka çıkan, destekleyen herkese tekrardan ne kadar teşekkür etsem az. Biz daha çok daha güzel işler yapmaya devam edeceğiz. Wannart ailesine teşekkürlerimle.

Doğukan Karadan.

Wannart ailesi olarak Yol Dergisi’ne çıktıkları bu yolda başarılar diliyor, ülkemizin sanat dünyasına daha nice katkılar yapmalarını diliyoruz.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
3

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here