Ölürayak, yönetmenliğini Aydın Bağardı’nın üstlendiği, senaryosunu gazeteci Ayşenur Arslan’ın kaleme aldığı, başrollerini Haluk Bilginer ve Meral Oğuz’un paylaştığı 1990 yapımlı bir Türk filmidir. Filmin çıkış noktası filmin hikayesinden daha ilginçtir. Şöyle ki, Ayşenur Arslan, TRT’de çalışan ve birbirini tanımadan ölen iki arkadaşını tanışmış olsalardı nasıl olurdu diye düşünmüş ve bu film ortaya çıkmıştır.

Filmde kanser hastası olan Ela (Meral Oğuz) ve yine kanser hastası olan Ömer (Haluk Bilginer), yabancı bir ülkedeki hastanede tanışırlar. Onlar karakter olarak birbirlerine zıt iki yabancıdır. Ömer daha sakin, içe dönük; Ela ise cıvıl cıvıl, sosyal bir portre çizer. Onların tek ortak yanları vardır o da hastalık. Ela ve Ömer bu yüzden ülkeye döndüklerinde görüşmek için anlaşırlar. Sonrasında Ela ve Ömer arasında bir ilişki başlar. Bu ilişkinin diğer ilişkilerden farkı ise onlar ölmek üzere olan iki çifttir. Ölmek üzere son kez aşık olurlar ve ölmek üzereyken o güne kadar yapmadıkları birçok şeyi denemeye karar verirler.

(Yazının bundan sonraki kısmı izlemeyenler için spoiler içermektedir.)

Filmde kadının da erkeğin de birbirinden bağımsız geçmişte kurdukları bir düzen vardır. Ela’nin bitmiş bir evliliği ve bu evlilikten kalan bir oğlu; Ömer’in ise devam eden ama bitmesini istediği bir evliliği vardır. Ama ikisi de bütün bunları bir kenara itip birbirlerinin olduğu bir hayata başlarlar. Bu hayatın çok uzun sürmeyeceğini ikisi de bilmektedir.

Filmde kanser hastası iki insan anlatılır ama bu bütün filmde sürekli hatırlatılan bir şey değildir. Çok fazla melodrama da boğulmamış olması temiz bir düşünceyle bu hastalığı sorgulamanıza yardımcı olur. Daha fazla hayat üzerine düşünebileceğiniz bir çizgide ilerleyen film, ölümü yakın olan bir bireyin neleri yapabileceği konusunda da az çok fikir veririr.

Genel olarak baktığımızda, etkileyici bir çıkış noktasına sahip film duygular konusunda biraz hafif kalmış diyebiliriz. Bu da filmde bir olmamışlık havası sezdirir. Kimi diyaloglarda katıldığınız şeyler olsa da fazla tiyatral bir havası vardır filmin. Tiyatrodaki bir oyun gibi mizansenin oluşturulduğu ve senaryonun da daha çok tiyatro metnine yakın olduğunu söylemek mümkündür.

Görüntü ve sahne tasarımı olarak, düşük bir bütçeyle çekilmiş olduğunu düşündüren film, teknik olarak çok başarılı değildir. Kurgu ya da kamera çekimlerine çok fazla odaklanabileceğiniz bir anlatım dili kullanmaz. Oyunculuklar konusunda, Meral Oğuz’un oynadığı karakterde başarılı bir iş çıkardığını söylemek mümkündür. Haluk Bilginer de başarılıdır ama oyunculuğu bu filmde daha sönük kalmıştır.

Bütün bunların dışında filmin denediği konu dönemine göre oldukça başarılıdır. Kanser hastalığını bir kenara bırakırsak, kadın ve erkek üzerinde duran film, iki ayrı kutbun ilişkisini de irdeler. Ancak onları birleştirenin hastalık olduğunu da zaman zaman hatırlatmayı sürdürür. Bu sahnelerden birinde Ela, Ömer’e hangi burç olduğunu sorar. Ömer ikizler burcu olduğunu söyler. Ela da yengeç burcu olduğunu ve ikizler ile yengecin aslında hiç anlaşamadığını söyler.

Filmin Ankara Uluslararası Film Festivali Ulusal Uzun Film Yarışması’ndan Umut Veren Yeni Senaryo Yazarı ödülü bulunmaktadır. 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here