Disney’in yeni filmi Christopher Robin’den ilk görüntüler geldi. Başrollerinde Ewan McGregor ve Hayley Atwell’in yer aldığı film, çizgi dizilerin en sevimli ayılarından Winnie The Pooh’u beyazperdeye getiriyor. Türkiye’de 3 Ağustos 2018 tarihinde gösterime girecek olan filmde, artık olgunlaşan Christopher Robin’in çocukluk arkadaşı Winnie ile tekrar bir araya gelmesi anlatılıyor. Filmin yönetmen koltuğunda ise World War Z, Finding Neverland gibi filmlerden tanıdığımız Marc Forster yer alıyor.

Disney’in en neşeli, en sevimli ve en obur karakterlerinden olan Winnie ve arkadaşlarının maceraları, uzun yıllardır televizyon ekranlarında ve kitap sayfalarında yer aldı. Winnie ile beraber naif Piglet, hiperaktif Tigger, agresif Rabbit, üzgün Eeyore ve bilgiç Owl pek çok maceraya atıldı. Winnie’nin pek çok arkadaşı olmasına rağmen Christopher Robin’in yeri onun için apayrıydı. Winnie ve Christopher Robin arasındaki bu dostluk, aradan yıllar geçse bile unutulmayacak kadar güçlüydü. Peki size bu iki dostun gerçek hayatta var olduğunu söylesek? Christopher Robin’in gerçek hayatta yaşamış bir çocuk olduğunu ve Winnie’nin de onun çok sevdiği bir oyuncak ayı olduğunu söylesek?

Winnie the Pooh’un ilk ortaya çıkışı İngiliz yazar Alan Alexander Milne tarafından 1926 yılında yazılan kitaba dayanıyor. Çocuklara yönelik bazı hikâyeler ve şiirler kaleme alan Milne, 1926’da yazdığı hikâyedeki ana karakterin ismini oğlu Christopher Robin’in çok sevdiği oyuncak ayısı Winnie olarak belirledi. Ayrıca Christopher Robin karakteri de yazarın bizzat kendi oğlundan gelmekte. Yine aynı şekilde Tigger, Eeyore, Piglet, Kanga ve Roo karakterleri de Milne tarafından Christopher Robin’in çok sevdiği oyuncaklarından esinlenilerek yaratıldı.

21 Ağustos 1920’de İngiltere’de doğan Christopher Robin Milne, yazar Alan Alexander ve Dorothy Milne’nin ilk ve son çocukları olarak hayata gözlerini açtı. İlk yaş gününde ona Alpha Farnell marka bir oyuncak ayı hediye edildi. Christopher Robin, bu oyuncak ayıya ilk olarak Edward adını verdi. Ancak daha sonra Londra Hayvanat Bahçesi’nde gördüğü siyah Kanada ayısı Winnipeg, onu çok etkiledi. Winnipeg’den esinlenerek kendi oyuncak ayısının ismini Winnie olarak değiştirdi. Böylece Winnie the Pooh karakterinin ilk tohumları atılmış oldu.

Christopher Robin’in edebiyattaki en ünlü çocuk olma hikâyesi ise babasının 1924 yılında yazdığı When We Were Very Young adlı şiir kitabıydı. Bu kitapta daha Winnie’nin ismi geçmiyordu ancak A. A. Milne, bu kitabı oğluna ithafen yazmıştı. Milne, 1924’te başlattığı bu kitap serisine 1926’da Winnie the Pooh, 1927’de Now We Are Six ve 1928’de The House at Pooh Corner ile devam etti. Bu dört kitapta oğlu Christopher Robin ve onun Winnie adını verdiği oyuncak ayısının yer aldığı hikâyeler yer alıyordu. Winnie bu seriye 1926 yılındaki kitapla giriş yapsa da Christopher Robin, ilk kitaptan itibaren edebiyat alanındaki yolculuğuna başlamıştı.

Milne’nin bu kitap serisi kısa bir süre içinde büyük bir üne sahip oldu. Son kitabın çıkış tarihinden sonra serinin her bir kitabı dünya çapında 100.000’in üzerinde satış rakamlarına ulaştı. Bu, Milne ve kitapları için büyük bir ticari başarıydı. Elbette, kitaplara yönelik olumsuz eleştiriler vardı. Ancak seri bu eleştirilere rağmen sürekli beğeni kazanmaya devam etti. 1929 yılında Londra Üniversitesi’ndeki Modern İngiliz Edebiyatı profesörleri serinin son kitabı olan The House at Pooh Corner’ın uzun yıllar edebiyat tarihinin en popüler kitapları arasında kalabileceğini belirtti.

O zamanlar daha sekiz yaşlarında küçük bir çocuk olan Christopher Robin, etrafındaki ilgiden ilk başlarda memnundu. Bu hayranlar ona kendisini önemli ve değerli hissettiriyorlardı. Ancak yatılı okula gidişi, onu büyük ölçüde değiştirdi. Yatılı okuldan önce sevimli, naif, mutlu çocukken, yerine zorbalık eden, agresif ve babasının kitaplarındaki Christopher Robin karakterinden nefret eder hale gelmişti. Çünkü yatılı okuldaki diğer çocuklar, onunla çok fazla alay ediyorlardı.

Christopher Robin, bu büyük değişimine kadar mutlu ve memnun bir hayat sürmekteydi. Hayatı Londra’daki rahat ev, Sussex’teki büyük çiftlik arasında geçiyordu. En yakın dostu oyuncak ayı Winnie ile keyifli zaman geçiren Christopher Robin, altın bukleleri ve zamanın erkek çocuklarından farklı olarak parlak, ışıltılı elbiseleriyle mutlu bir çocuktu. Annesi onu, Ernest Howard Shepard’ın babasının kitaplarında resmettiği gibi giydirmeye özen gösteriyordu. Bu durum onun çok fazla göz önünde olmasına ve ani gelen şöhrete sebep oldu.

Bu mutlu günlerinde evreninin merkezi dadısı Olive Rand’dı. Rand ile beraber çok mutlu zamanlar geçiren Christopher Robin, yatılı okula gidişinin ardından dadısıyla eskisi kadar fazla görüşemez olmuştu. Önceleri günün her dakikasında beraberlerken artık çok az süreyle görüşebiliyorlardı. Bu durum Christopher Robin için büyük bir üzüntü kaynağıydı. Ani gelen şöhretin bir anda alaylara dönüşmesi ise ona göre tamamen bir trajediydi. Aynı şekilde babasından göremediği ilgi ve şefkat de Christopher Robin’i büyük ölçüde üzüyordu. Babası A. A. Milne, günlerini ya üst sınıf erkeklerin üye olduğu Garrick Club’da ya da çalışma masasında geçiriyordu. Oğlu ile neredeyse hiç ilgilenmiyordu.

Zaman geçtikçe babasının bu ilgisizliğini kabullenmeye başlayan Christopher Robin, babasının çocuklarla anlaşamayan bir adam olduğunu düşünüyordu. Ona göre babası kendisiyle ilgilenme konusunda son derece acemiydi ve bunun yerine sayfalardaki ideal evladı yaratmayı seçmişti. Aynı evde yaşayıp birbirlerine yabancı olsalar da dadının artık olmayışı, ikiliyi birbirlerine yakınlaştırmaya başladı. Baba-oğul artık birbirlerini tanımaya başlamışlardı.

Aradan geçen dokuz yıl, ikilinin daha fazla zaman geçirmesini sağladı. Birlikte Times dergisindeki bulmacaları çözüyor, cebir ve Öklid üzerine çalışıyorlardı. Bu süre zarfında Christopher Robin’in ergenlik dönemi de gelip geçti. 1938 yılında Cambridge’e gitti. İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Christopher Robin, hala eğitim görmekteydi. Savaş çıkınca eğitime ara verip savaşa gitti. Babasının yoğun uğraşları sonucu savaş mühendisi olarak Royal Engineers müfrezesinde görev aldı. Savaş bittiğinde ise tekrar Cambridge’e geri döndü ve İngiliz Edebiyatı eğitimini tamamladı.

Savaş sonrasında 20’li yaşlarında olan Christopher Robin, evde babasıyla çok fazla tartışır oldu. Mezun olduktan sonra birkaç ufak iş deneyimine sahip olan Christopher Robin, yine de düzenli bir iş bulamadı. Bu durumundan sorumlu tuttuğu kişiler de kendi ailesiydi. Ona göre babası, küçüklüğünde onunla ilgilenmemiş ve ona ismi dışında değerli bir şey bırakmamıştı. Babasının yazdığı kitaplar sayesinde kazandığı şöhret, onun için pek bir anlam ifade etmiyordu artık. Çünkü o şöhret arttıkça işler daha da kötüye gitmişti.

Bu düşüncelerle depresyona iyice saplanan Christopher Robin;  hayattan zevk almayan, agresif ve değersiz bir adam olduğunu düşünmeye başladı. 1948 yılında ise tanıştığı kişi, onun tekrar hayata bağladı. Bu kişi, ileride eşi Lesley Sélincourt’tan başkası değildi. Lesley, Christopher Robin’in anne tarafından kuzeniydi. Ancak Lesley’in babası ve Christopher Robin’in annesi uzun yıllardır konuşmuyorlardı. İkili kısa bir süre sonunda evlendi ve hayatlarına Devon’da bir kitapçı olarak devam etti. Ancak Christopher Robin bu geçen sürede babası ve annesinden iyice uzaklaşmıştı.

Ani taşınma kararı oldukça garipti ancak işe yaradı. Evlilik, kitapçı ve yazarlık ona iyi gelmişti. Kendi hayatını anlattığı üç ciltlik bir otobiyografiye imza attı. Artık hayata olumlu bakan, mutlu ve keyifli bir adamdı. Agresif, depresif ve nahoş günler geride kalmıştı. Tüm bu olumlu gelişmelere karşılık, Christopher Robin kendi ailesiyle ne yazık ki uzlaşamadı. Babası ölmeden önceki son yıllarında nadiren oğlunu gördü. 1956’da babasının ölümünden sonra annesi de ölümüne kadar sadece bir kez gördü. Babasından sonra annesi de 15 yıl sonra hayata gözlerini yumdu.

Uzun yıllardır kimseden finansal bir yardım almadan yaşayan Christopher Robin, babasının yazdığı kitaplara olan nefretini zamanla kaybetti. Artık kızgın değildi ve kendi isminin o kitaplardan kaldırılmasını istemek, kitaplarını seven kişilere büyük bir hakaret olurdu. Yine de kitapların gelirlerinden gelen parayı ilk başlarda kabul etmedi. Daha sonra kızı Clare için parayı aldı. 30 farklı dilde yayımlanan kitaplardan gelen gelir olağanüstüydü. Milne’nin edebi mirası, dört parçaya bölündü. Kendi ailesi, okulu Westminster, üyesi olduğu kulüp Garrick Club ve yazarlara yardım eli uzatan Royal Literary Fund… 1966 yılına gelindiğinde ise Walt Disney, Milne’nin şöhretini oluşturan Winnie the Pooh karakterleri için 40 yıllık bir anlaşma yaptı. Disney adı altında çıkan çizgi dizinin getirisi bir hayli fazlaydı. Aynı şekilde geliri kadar ünü de her geçen gün artıyordu.

Christopher Robin’in babası yazdığı kitaplar sayesinde zengin bir adama dönüştü. Ancak onun ilgilendiği para değil, daha çok kitap üretmekti. Nitekim bu dört kitap, onun diğer kitaplarının önüne geçti ve yazar, sadece bu kitaplarla anıldı. Bu durum A. A. Milne’nin hiç hoşuna gitmiyordu. Üstüne üstlük çocuklara düşkünlüğünü konu alan çirkin söylemlere de maruz kaldı. Milne, bu söylemleri şiddetle reddetti.

Milne, 1947 yılında kitaplardaki karakterlerini yaratırken ilham aldığı oyuncakları Amerika’ya gönderdi. Orijinal oyuncaklar, pek çok farklı kitapçılarda ve kütüphanelerde sergilendi. Christopher Robin sayesinde Milne’nin Amerika yayıncıları oyuncakları, New York Halk Kütüphanesi’ne verdi. Christopher Robin, oyuncakları bir daha hiç görmeme kararı aldı. Her ne kadar geçmişi adına eskisi kadar öfkeli olmasa da o oyuncakları pek görmek istemiyordu. Geçmişinde çok sevdiği Winnie ve diğerleri, babası sayesinde onu boğan bir şöhrete dönüşmüştü.

Christopher Robin, 1996 yılına kadar yaşadı ve bu süre zarfında beş farklı kitaba imza attı. 20 Nisan 1996 tarihinde ise eşiyle yeni bir hayata merhaba dediği Devon’da 75 yaşında uykusunda hayata veda etti. Christopher Robin’in fiziksel engelli kızı Clare de yaşamı boyunca pek çok yardım kuruluşunda görev aldı. 2012 yılına gelindiğinde ise kalbe bağlı rahatsızlıktan vefat etti.

Christopher Robin, Winnie ile beraber kitap sayfalarında, televizyon ekranlarında ve filmlerde yer aldı. Bu yapımlarda pek çok önemli aktör ve seslendirme sanatçıları, Christopher Robin’e hayat verdi. Son olarak ise bu görevi Ewan McGregor üstlenecek. Orantısız şöhret altında ezilen bir çocukluk geçiren Christopher Robin, çok fazla acı çekmiş olsa da belki Winnie’nin hayallerindeki varlığı yaşamı boyunca onu hayata bağlayan sebeplerden biri olmuştur. Her ne kadar o oyuncağı bir daha görmek istemese de.

Kaynak: 1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here