Yeni Platonculuk, diğer adıyla Neoplatonizm Antik Yunan’da hâkim olan panteist (tümtanrıcı) kozmos anlayışına yeni bir boyut getirmiş, Hristiyanlığa bir rakip olarak ortaya çıkmış fakat aynı zamanda Hristiyan felsefesinin oluşmasında da büyük etkisi olan düşünüş biçimidir. Adından da anlaşılacağı gibi, Platon’un idealist ve ruh-beden düalizmine dayanan felsefesini geliştirir.

Yeni Platonculuk’un ilk filozofu İskenderiyeli Ammonius Sakkas olarak bilinse de en büyük temsilcisi, Sakkas’ın öğrencisi olan Plotinus’tur. 50 yaşına kadar kendi düşüncelerini içeren tek sayfa yazmamış, ellisinden ölümüne dek ise yirmi bir yazı kaleme almıştır. Yazdıkları, ölümünden sonra bir diğer meşhur Yeni Platoncu olan öğrencisi Porphyrios tarafından yayınlanmıştır. Daha sonra ise İskenderiyeli Hypathia, Hristiyan olmasından öncesinde St. Augustinus, Kapadokyalı Aedesius, Atinalı Plutarkhos en büyük temsilcilerinden olacaktır.

Kısaca tarihçesi hakkında bir fikrimiz olduğuna göre asıl önemli kısma, öğretisine geçebiliriz. Yukarıda söz ettiğim gibi Platon’dan yola çıkan düalist ve panteist bir anlayıştır. Fakat Platon’un öğretisinden de bir hayli farklı olduğunu belirtmekte fayda var. Platon’un düalizmi ruh ve bedeni, duyular ve idealar dünyasını ikiye ayırmıştı. Buna mağara analojisinde de rastlayabiliriz. Mağaradaki insanların karanlıkları “duyular dünyası” ve dışarı çıkma cesareti gösteren kişinin gördüğü dünyayı “idealar dünyası” olarak ele alır. Fakat Plotinus’a göre Tanrı’nın aydınlığı, az da olsa -Tanrı’dan gelen aydınlık, ondan uzaklaştıkça azalır- mağarayı aydınlatacaktır çünkü ona göre Tanrı her şey ve her şey Tanrı’dır. Eğer evreni bir mıknatısa benzetirsek, Plotinus’a göre bir kutbu Tanrı, diğer kutbu da karanlık taraf, Tanrı’nın ışığının pek az ulaştığı yer olmalıdır. Fakat Platonik Düalizm bu mıknatısı ikiye böler. Bu durumda Platon’a göre bir Tanrı mıknatısı, bir de dünyevi mıknatıs olması gerekir. Ancak hepimizin bildiği gibi, mıknatıslar böyle çalışmaz. İki adet iki kutuplu mıknatıs ortaya çıkacaktır. İşte Yeni Platonculuk ve Platonculuk arasındaki fark budur.

Yeni Platonculuk her şeyin Tanrı’dan geldiğini ve ona geri döneceğini söyler ve bu yüzden de “son” ve “amaç”ın aynılığını iddia eder. Tanrı (Johannes Scotus’a göre) hem “yaratan ve yaratılmayan” hem de “ne yaratan ne de yaratılan” konumundadır. Tanrı’ya gidiş ve dönüş ise ancak logos (mantık) ile mümkün olabilir. Hristiyanlık, Yeni Platonculuk’la işte bu noktada çelişkiye düşer. Hristiyanlık, sadece Tanrı’ya iman ile cennet hayalinin mümkün olacağını savunur. Yeni Platonculuk’a göre bu ahlaki ve entelektüel erdemle gerçekleşir. Bu nokta, neden Orta Çağ’ın Karanlık Çağ olduğunu ve St. Augustinus, St Aquinas gibi insanları ansak da felsefenin tanımıyla taban tabana zıt olduğunu açıklamak için oldukça iyi bir örnek teşkil ediyor. Yeni Platonculuk ve Hristiyanlık ile Philo.Sophia (Bilgelik sevgisi), Theo.Sophia’ya (Tanrı sevgisi) dönüştü, dolayısıyla Platon’un pek önem verdiği tez, anti-tez, sentez diyalektiği de bu şekilde asırlar sürecek bir kış uykusuna yattı.

Büyütüp beslediği bir çocuk olan Hristiyanlık daha sonra dönüp köklerine ihanet edecek, Atina Kütüphanesi, İskenderiye Kütüphanesi yok edilecek, Pagan bir Yeni Platoncu olan İskenderiyeli Hypathia acımasızca katledilecektir. Tuhaf olan, Plotinus da Porphyrios da gelen Hristiyanlık dalgasının farkındaydı. Fakat ancak Porphyrios bu dalganın ölümcük yanını sezebilmişti. Ne var ki pek de bir faydası olmadı. Yeni Platonculuk, son Antik Yunan felsefesi olarak tarihe geçti.

http://plato.stanford.edu/entries/neoplatonism/ https://www.iep.utm.edu/neoplato/

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here