‘Yeni Çağ Felsefesinin Öncüleri’ yazı dizimizin sonuncusunda, birçok felsefecinin büyük ilham kaynağı olan ve Batı Felsefesi’nin son önemli temsilcilerinden Immanuel Kant’ı ele alacağız. ‘Eleştirel Felsefe’nin Babası’ olarak da bilinen Kant, 22 Nisan 1724 tarihinde Prusya’nın Königsberg kasabasında doğdu. Almanya’nın kuzeyinde oldukça popüler olan ve Protestanlık mezhebinin bir kolu olan Pietism’in etkisi altında büyüdü. Sekiz yaşına geldiğinde din bilimlerini okuması amacıyla Latin Pietism okuluna kaydedildi. İlginçtir ki çoğu felsefeciye göre doğduğu yeri terk etmeyen ve hayatının büyük bölümünü doğduğu kasabada geçiren Kant, sadece üniversite eğitimi için uzun bir süre ayrıldığı bilinir. Fakir bir çocukluk ve gençlik geçiren filozof, babasının ölümünün ardından, para sıkıntısından dolayı üniversite eğitimini de yarıda bırakmak zorunda kaldı. Her felsefecinin etkilendiği gibi onun da fikirsel olarak etkilendiği ve örnek aldığı insanlar vardır. Üniversite eğitimi sırasında Leibniz ve Wolff’tan etkilendi.

Yaşadığı çağa göre modern bir felsefe yaptığı öne sürülen filozof, özellikle de Bilgi Felsefesi olan ‘Epistemoloji’ alanında önemli işler yaptı. Bilgi ve bilim onun için kuşku ile ortaya çıksa da, vardığı nokta nesneldir. Yani Kant’ın gözünde bilim, kendisinin de açıklamasıyla; liderleri kesin olan ve yöntemleri, ancak Hume’unki gibi felsefi bir kuşkuculuk benimsendiği zaman sorgulanabilen evrensel bir disiplindir. Kant, felsefedeki ilk ve temel misyonunun bilimi temellendirmek, daha sonra da ahlakın ve dinin rasyonelliğini savunmak olduğuna inandı. Bu doğrultuda hem Descartes’ın rasyonalizminden ve hem de çok etkilendiği Hume’un Empirizminden önemli gördüğü öğeleri alarak, Transsendental Epistemolojik İdealizm adıyla bilinen kendi bilgi kuramını geliştirdi ve yükselen bilimin felsefi temellerini gösterdikten sonra, özgürlük ve ödev düşüncesine dayanarak, Hristiyan ahlakını savunma çabası girdi. Özellikle de varoluşsal düşünce ve mistik düşünceler bakımında dönemin bir diğer yazar/filozofu olan vatandaşı Goethe’den farklı fikirlerde oldu. Kant bizzat öyle olmamakla beraber, “Romantizm ve Varoluş” akımının temsilcisi Johann Wolfgang von Goethe’nin hayranıydı ve eserlerini tutkuyla seviyordu. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi bu iki konuda fikirleri ayrılıyordu.

Kant henüz saf aklın eleştirmeni olmadan önce Newton fiziğini incelemeye başlamıştı. İlk büyük yapıtı olan ‘Allgemeine Naturgeschichte und Theorie des Himmels (Genel Doğa Tarihi ve Gökler Kuramı)’ Newton’un düşüncelerinin bir genişletilmesi, bütünlemesi, genelleştirilmesi olma iddiasındaydı. Kant, metafiziğinde bu yoldan hiç ayrılmadı. Hatta kendi yönteminde açıkladığı üzere; ‘Temelde Newton’un doğa bilimlerinde uyguladığı ve orada yararlı sonuçlar doğuran yöntem ile birdir.’ Bu yargı da henüz Kant’ın eleştiri öncesi dönemine aittir. Gelgelelim, Alman filozof daha sonraları da bu yargıya sürekli bağlı kalmıştır. Doğa öğretisi, Alman filozof için matematiksel bir doğa öğretisi olarak kaldı. Tüm bunlar da Goethe’nin doğa öğretisi ve metafiziğinin tam karşıtıydı. Kant matematiğin doğa öğretisine tamamen nüfuz etmesini savunurken Goethe ise fizik ve doğa birbirinden ayrı düşünülmelidir anlayışını savundu.

Eleştirel Felsefe dönemi ise Alman filozofun ön plana çıkacağı dönemdi. Onun için; ‘Bilim organize edilmiş bilgi; bilgelik organize edilmiş yaşamdır.’ Onun Eleştirel Felsefe dönemi iki ayaktan oluşan muazzam bir felsefedir. Bir yanıyla Emprizm ve Rasyonalizmi uyumlu bir hale getirmeye çalışmaktadır. Diğer yanıyla felsefe tarihinde belki de en derin tartışmalara neden olan bir ahlak felsefesi ortaya koyar. Felsefesi, tutarlı bir sisteme sahiptir. Kavramda ve görüde kesin a priori bilgi öğeleri arar. Analitik bilgi ve sentetik bilgi tasnifi yapar. Bu tasnif onun ilk dönemine yani doğa öğretisinden gelen alışkanlığı olarak gösterilmektedir. Burada; sentetik bilginin a priori olanının mümkün olduğunu söyler ve ‘Saf Aklın Eleştirisi’ eserinde bunun imkanını sorgulamaktadır. Bu kitabına göre bilginin ve deneyimin tek verisi duyusal dünyayla oluşturulur ve bilgi, duyusal veri ve olgularla olanaklı hale gelir. Kant nesnelere göre değil nesnelerin bilgimize göre biçimlendiğini söyler. Yani bizde duyarlık formları, anlık ve akıl kategorileri vardır ve nesneleri bunların süzgecinden geçmiş halleriyle biliriz. Kant’ın nesne anlayışında duyusal olarak elde edilen veriler akıl ile bağdaşmasıyla bir kurgu oluşturur. Ancak tabi ki bu kurguda gerçek olmayan bir yapaylık söz konusu değildir. Bu kurgu nesnenin, duyusal ve akılla nasıl algılandığıdır. Kant deneyimlerden ayrı olarak zorunlu ve evrensel nitelikte bir bilginin olup olamayacağı konusu üzerine düşünür bu kitabında. Yukarıda da biraz açıkladığım gibi deneyimlerimizin kendisinde dahi temeli olabilecek, deneyden ve deneyimlemeden önce ve bağımsız olarak gelen bir bilgi vardır. A priori olarak anılan bu bilgi, deneyimden aposteriori olarak kaynaklanan bilgiden farklı kılınır. Kısaca Kant bazı bilgileri deneyimlemeden akıl yoluyla bilebileceğimizi ifade eder.

Etik Felsefe üzerinde de duran Alman filozof, genel olarak en yüksek iyiyi tanımlamada “mutluluk” kavramını ortaya atmıştır. Mutluluk için ise bedensel haz, bireysel-toplumsal fayda, doğa ile uyum gibi farklı tanımlamalar yapmıştır. Mutluluğun, evrensel bir barış ile de bağı olduğunu düşünen Kant, daimî bir barışın olabilmesi içinse milletler topluluğu gibi bir yapının kurulması gerektiğini “Ebedi Barış Üzerine Bir Deneme” isimli yapıtında öne çıkarmış ve temellendirmiştir. Bu bakımdan Kant, günümüz dünyasının ‘Birleşmiş Milletler’ oluşumunun fikirlerini veren ve bunları temellendiren ilk isimdir.

Metafizik, epistemoloji, siyaset felsefesi, etik, estetik gibi birçok çalışma sahasında çok önemli eserler veren Alman filozof 12 Şubat 1804 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

 

Önemli Eserleri

1.Kritik der reinen Vernunft (Saf Aklın Eleştirisi), 1781

2.Prolegomena zu einer jeden künftigen Metaphysik (Gelecekte Bir Bilim Olarak Ortaya Çıkabilecek Her Metafiziğe Prolegomena), 1783

3.Grundlegung zur Metaphysik der Sitten (Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi), 1785

4.Kritik der praktischen Vernunft (Pratik Aklın Eleştirisi), 1788

5.Kritik der Urteilskraft (Yargı Gücünün Eleştirisi), 1790

6.Religion innerhalb der Grenzen der bloßen Vernunft (Salt Aklın Sınırları İçinde Din), 1793

7.Metaphysik der Sitten (Ahlâk Metafiziği), 1797

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here