“Tyndareos, sana yemin ederim ki üç kızın da yaptıkları aşk kaçamakları ve edepsizlikleriyle dillere düşecek.” 

-Tyndareos’un tanrılara kurban sunarken kendisini yok sayması üzerine Afrodit.

Hekabe’nin yılanların kelepçelendiği bir çalı demeti dünyaya getirdiği rüyasından çığlık çığlığa uyanmış ve uyandıktan hemen sonra Troya ve İda Dağı’ndaki ormanın alev alev yandığını haykırmıştı. Kocası Priamos hemen durumu aynı zamanda kahin olan oğlu Aisakos’a sordu ve aldığı cevap annesinin karnındaki kardeşinin ülkenin yıkımına sebep olacağı ve onu hemen öldürmesi gerektiğiydi. Kısa bir süre sonra Aisakos bir kehanetle daha çıkageldi ve “Kraliyet ailesinden her kim bugün doğum yaparsa çocuğuyla birlikte hemen öldürülmesi gerekiyor.” dediğinde Priamos yaşadığı gizli ilişkiden çocuk sahibi olan kız kardeşinin ve bebeğinin ölüm emrini vermişti. Kendi oğlunu öldürmedi çünkü Hekabe gece yarısından önce doğum yapmıştı. Lakin Apollon rahibeleri Priamos üzerinde baskı oluşturup en azından oğlunu öldürmesi gerektiğini söylüyordu. Priamos dindar biriydi, yüreği el vermiyordu oğlunu öldürmeye ama üzerindeki baskı büyüktü ve en sonunda oğlunu öldürmesi için Agelaos’ı görevlendirdi. Çoban olan Agelaos bebeği öldürmek için dağa götürdüğünde onun da yüreği bir bebek öldürmeye el vermemişti ve bebeği dişi bir ayının yanına emzirilmesi için İda Dağı’nda bırakmıştı. Beş gün sonra geri döndüğünde bebeğin hala hayatta olduğunu görünce gözlerine inanamamıştı. Onu alıp evine götürmeye karar vermişti ya da öyle yapması için Priamos ona gizliden rüşvet ödemişti.

Tyndareos’un kızı Helen evlenme çağına geldiğinde Helen’in güzelliğini duyan bütün prensler, soylular ve daha nicesi ona talip olmuştu. Kral tam anlamıyla kızını kime vereceğini bilemez durumda, bir çıkmazın içindeydi. Odysseus da talipler arasındaydı, lakin kıvrak zekası Helen ile evlenmesinin bu kadar aday arasında neredeyse imkansız olduğunun farkındaydı ve kral ile bir anlaşma yaptı. Kendisini Ikarios’un kızı Penelope ile evlendirirse bu çıkmazdan nasıl çıkacağını göstermeyi teklif etti. Tyndareos kabul etti çünkü çaresizdi. Bir tartışmaya sebep olmamak için ne getirilen hediyeleri kabul ediyor ne de talipleri geri çevirebiliyordu. Odysseus kendisine “Bütün taliplerin, Helen’in seçimine saygı göstermelerini ve gerekirse bu talibin iyiliği için yardıma koşacaklarına dair yemin etmelerini sağla” diye tavsiyede bulunmuştu. Odysseus’un verdiği bu tavsiye cidden bir çıkış kapısı olmuştu. Helen, Agamemnon’un kardeşi Menelaos’u kendisine koca olarak seçti lakin bu evlilik dayanılacak türden değildi.

O kadar güzeldi ki Okeanos kızı, Zeus ve Poseidon’u kendine aşık etmişti. Hatta Zeus evlenmeyi bile düşünmüştü onunla ama bir kehanet çıkageldi ki ortaya, adeta bir lanet gibiydi. Rhea’nın  kehanetine göre Thetis’ten doğacak çocuk, babasından daha güçlü olacaktı. Bu kehanet Zeus’u korkutmuştu. Hatta öyle korkutmuştu ki onun bir ölümlüyle evlendirilmesini buyurmuştu. Böylece doğacak çocuk Olympos’ta Zeus hükmüne hiçbir şekilde tehlike olamayacaktı. Thetis ise bu talihsizliğini alt etmek için bir şart koşmuştu. Kendisini güreşte yenebilen ölümlüyle evlenecekti. Kadın da olsa bir ölümlüye göre güçlüydü. Nice ölümlü talip oldu ama testi geçebilen olmamıştı. Talihsizlikleriyle meşhur Peleus’a kadar bu böyle devam etti. Zeus ise her şeyi düşünmüştü ve düğünde tatsızlık çıkarabilecek tek kişi olan Fitne ve Fesat Tanrıçası Eris hariç herkes düğüne davetliydi ama bu olay Eris’in kulağına gitmişti bir şekilde. Düğün başlayıp herkes şölen masasında yerini aldıktan sonra masanın ortasına altın bir elma düştü. Elmanın üzerinde “En Güzel Kadına” diye yazıyordu ve elma tartışmalara sebep olmuştu. Hera, Athena ve Afrodit elmanın kendilerinin olduğunu iddia ettiler ve Zeus’tan bir yargıda bulunmasını istediler. Zeus ise burada ilk hamlesini gerçekleştirdi. Hermes’e, elmayı alıp İda Dağı’na götürmesini ve orada Priamos’un kayıp oğlu olan Paris’in yargıyı yapmasını buyurdu ve bilinen ilk güzellik yarışması böylece başlamış oldu ama fitili ateşlenen asıl olay bu yarışma değildi.

İda Dağı’nın en yüksek tepesi Gargaros’ta sürülerini otlatan sıradan bir çoban, karşısında tanrıları gördüğünde adeta dili tutulmuştu. Hermes, ona Zeus’un buyruğunu anlattığında ise kendisini ölüm korkusu sarmış ve “Benim gibi bir ölümlü tanrıçaları nasıl yargılayabilir, elmayı üç parçaya bölüp tanrıçalara sunacağım.” demesine rağmen Hermes’in ona Zeus’un buyruğuna karşı gelemeyeceğini söylemesinden sonra yargıyı gerçekleştirmekten başka çaresi kalmamıştı. Yarışmanın kurallarını sorduğunda ise Hermes’in cevabı “Bu saatten sonra kurallar sen ne buyurursan odur.” şeklindeydi ve bu Paris’i biraz daha korkutmuştu. “Madem öyle” dedikten sonra yarışmanın iki kuralı olduğunu açıklamıştı. Birinci kural tanrıçalar soyunacak ve avantajlarından arınmış bir şekilde yarışacaklardı. “Tanrıçalar teker teker gelip beni görecek ki gereksiz tartışmalardan kaçınacağız.”  diye ikinci kuralı da belirttikten sonra tanrıçalara “Verdiğim kararlardan dolayı tanrıçaların beni cezalandırmaması için yalvarıyorum.”  diye sözlerini tamamlarken tanrıçalar ona hak vermişti. Ve Olympos’un en güzel kadınının seçileceği yarışma böylece başlamış oldu.

Kaynak: Robert Graves-Yunan Mitleri, Azra Erhat-Mitoloji Sözlüğü, Homeros-İlyada

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here