Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
721

“Bunu bir an önce bitmesi gereken nahoş bir iş gibi görmelisin. Öpüşmek yasak. Bu sayede katlanabilir oluyor. İnsan kendini uzaklaştırabiliyor. Tanımlıyor. “Cinsel birleşme” ve belki de “döllenme” diyor. Bir çiçek arı için neyse, senin için de bu o. Kendini katılaştırıyorsun. Yokmuşsun gibi yapıyorsun. Cansızmışsın gibi. Bedeninden ayrılıyorsun.

Gilead. Tecavüz üzerine kurulmuş bir distopik bir ülke. Gilead’da tecavüz bir devlet politikası. Gilead sistematik olarak tecavüzü yasalaştırmış bir cehennem. Her ay, bir Damızlık’ın mide bulandırıcı bir seremoni eşliğinde tecavüze uğradığı bir kabus. Damızlığın uzandığı, komutanın fermuarını açtığı, komutanın eşinin Damızlık’ın elini tuttuğu bir kabus. Ama işler bu sefer farklı. Nihayet damızlığın uzanıp bedenine yabancılaşmadığı bir sahneyi izliyoruz. June bağırıyor, çığlık atıyor ve haykırıyor. The Handmaid’s Tale’de büyük bir şey değişiyor.

10. bölüm “The Last Ceremony” Offred’in doğum kasılmalarıyla başlıyor. Seremoniler üzerine kurulmuş Gilead’da bir başka seremoninin zamanı geliyor. Kasvetli Waterford evinin alt katında Eşler “doğum taklidi” yaparlarken, üst katta Damızlıklar kader ortakları Offred’le birlikte “biyolojik doğum”a hazırlanıyorlar. Serena’nın yüzündeki o korkutucu inanışla içimiz buz gibi olurken bir şeyler daha tuzla buz oluyor. Offred’in doğum sancıları yalancı çıkıyor. Offred gülümsüyor. Gilead’da minik bir isyan bayrağı dalgalanıyor.

Unutulan bir şeyler var. Gilead asla durmaz. Serena öfkeleniyor, Offred’den kurtulmak için artık bu doğumun olup bitmesini her şeyden çok istiyor. Ve suni sancı verilmesi isteğinde bulunuyor. Reddedilince de Komutan Waterford’la korkunç bir planın içinde yer almayı seçiyor. Offred’in ellerini sıkıca tutup eşinin ona vahşice tecavüz etmesine yardım ediyor. Artık içinde bir parça bile Offred bırakmayan June bağırıyor, çığlık atıyor, susmayı, bedeninden uzaklaşmayı, travmayı içselleştirmeyi kabul etmiyor. Tecavüz bu sefer hızlıca bitmesi gereken bir “iş” olmaktan çıkıyor Gilead’da. Bir “dölleme” eylemi gibi muamele edilen seremoni, seyircinin gözleri önünde dramatikliğin çok ötesinde bir vahşete dönüşüyor.

Ve bu korkunç sahneyi daha da vahim bir gelişme takip ediyor. Aile içi şiddetin tanıdık bir yüzü: Eşine şiddet uyguladıktan sonra ona elmas bir kolye alan patolojik bir erkeğin alışıldık yüzüne benzer şekilde Komutan Waterford Offred’i alnından öpüyor ve ona bir ödül takdim ediyor. “Bunu hak ediyorsun.” derken June’un midesi bulanıyor. June’un ödülü kızını görmek oluyor. Aylar önce ellerinden koparılıp alınan, yeni bir isim verilen, yeni ebeveynleri olan kızını on dakikalığına görebileceği müjdeleniyor. Ve bizler belki de dizinin en kalp kırıcı sahnesini izliyoruz. Tüylerimiz diken diken oluyor. Korkunç bir tecavüzün ardından tüm yaralarına rağmen çocuğuyla görüşürken yol gösterici olmayı, anne olmayı, bir kabus ülkesinde yabancıların eline kalmış zavallı kızına rehberlik etmeyi başaran bir June’u izlerken insan ruhunun dayanıklılığı karşısında gözlerimiz doluyor.

June’un trajedisinin yanında “The Last Ceremony” bize son bölümlerde yakınlaştığımız Serena’nın iç dünyasının ne kadar dengesiz olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Kendi elleriyle yarattığı kabusta kalmayı her defasında öyle ya da böyle tercih eden Serena, bir kez daha tecavüz zincirine birebir katkıda bulunuyor. Tecavüzün pasif izleyicisi olmaktan çıkıyor, kendi “selameti” adına kurbanın ellerini sıkı sıkıya tutuyor. Serena, seyircinin ona atmaya çalıştığı tüm anlayış adımlarını bu bölümle bir kez daha tüm gücüyle geri çeviriyor.

Tüm bunların yanında Waterford’ların yeni “Göz”ü, Nick’in çocuk gelini Eden’la gizli bir ilişki yaşamaya başlıyor. Eden, Nick’in da şahit olduğu bir öpüşmenin ardından diz çöküp af dilerken boşa kürek çektiğini kabulleniyor. Nick zorla evlendirildiği bu zavallı kızın duygularını incitmemek adına bir tiyatro içinde bulunmayı reddediyor. Ve bu karşılıklı sevgisizlik itiraflarının ardından Eden’ın arka plansız hikayesi bir kez daha sessizliğe gömülüyor. Nick’in hikâye akışı ise June’la olan umut dolu ilişkisiyle sürmeye devam ederken Gilead’ın tek umut dolu kadın-erkek ilişkisini izliyoruz bizler de.

The Handmaid’s Tale sezonun en dramatik bölümlerinden biriyle son üç bölümüne giriş yapmayı tercih ediyor. Sağlam senaryosu ve muhteşem oyuncuları ile her sahnesi ayrı bir anlam kazanan “The Last Ceremony” bizlere son anında da büyük bir sürpriz sunuyor. Gilead’ın uçsuz bucaksız düzlüklerinde karlarla kaplı çırılçıplak bir ormanın kıyısında June’u bekleyen dev bir hiçlik oluyor.

Bembeyaz bir sinematografiye kan kırmızı bir pelerin damlıyor.

Ve perde kapanıyor.

Yeniden görüşünceye dek, Tanrı meyvenizi kutsasın!

***Önceki bölümlerin ayrıntılı incelemelerine ulaşmak için buraya tıklamanız yeterli!***

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
721

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here