BBC Visual and Data Journalism takımı tarafından hazırlanan sitede; Ülke ve il seçimini yaptıktan sonra 1990’dan bu yana ortalama sıcaklık değerlerini ve gelecekteki en iyi durum, orta-düşük, orta-yüksek ve en kötü durum senaryolarını görebiliyorsunuz. Gelecek senaryolarının tahmini yılı 2100 yani bundan 81 yıl sonrası. O zamana kadar yaşar mıyız bilinmez ama oldu da yaşarsak diye tahmini değerlere bakabilirsiniz.

“Bilim adamları, iklim değişikliğinin en kötü etkilerinden kaçınmak için küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırmamız gerektiği konusunda uyarıyorlar. Bu sıcaklıklar sanayileşmeden önce ki 1850-1900’deki sıcaklıklarla karşılaştırıldı. Dünya o zamandan beri yaklaşık 1 derece ısındı.

Bu kulağa pek hoş gelmeyebilir, ancak ülkeler ısınmayı sınırlamak için harekete geçmezse, dünyamız, küresel ısınmanın önde gelen uluslararası organı IPCC’ye göre, “catastrophic change” ile karşı karşıya kalabilir.

Deniz seviyesi yükselecek ve yüz milyonlarca insanın yerinden olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Ayrıca kuraklık, sıcak hava dalgaları ve şiddetli yağışlar gibi daha aşırı hava koşullarıyla karşı karşıya kalacağız ve pirinç, mısır ve buğday gibi mahsul yetiştirme kabiliyetimiz tehlikeye girecek.

Küresel ısınma bugünün hızında devam ederse, sıcaklıklar yüzyıl sonuna kadar 3-5C artabilir.”

Temmuz ayı ve İstanbul için konuşacak olursak; 1990‘da ortama sıcaklık 22,8 dereceymiş. 2100 için en iyi durumda sıcaklık 2.1 derece artarak 24,9 derece, en kötü senaryoda ise sıcaklıklar 6,4 derece artarak 29,2 derece olacağı tahmin ediliyor.

Şuan için İstanbul’un Temmuz ayı ortalama sıcaklığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre 23,8 derece. Yani insanlık bu şekilde her şeyi tüketerek devam ederse ve en kötü senaryo gerçekleşirse 2100 yılında şuan ki ortalama sıcaklıktan 5,4 derece daha sıcak bir İstanbul olacak.

Bu sıcaklık artışlarının neden olacağı olayları neden ve sonuçlarıyla yaza yaza, anlata anlata bitiremeyiz ama belkide akla ilk gelecek sorunun su olacağından, bu konuya biraz olsun değinmek istedik.

Artan sıcaklıklar nedeniyle kuraklaşmaya başlayan dünyada içilebilir suyun azalması zaten şuan için bile içilebilir su sıkıntısı yaşayan yerleri de düşünürsek ileride çok büyük bir tehlike olacaktır. Suyun bir ikinci yüzü ise küresel ısınmayla eriyen buzulların deniz seviyesini yükselteceğinden kıyı kesimindeki yerleşim alanlarının sular altında kalacağı ve yaşam alanının daralacağı, en kalabalık şehirlerin kıyı kesimlerde olması tehlikenin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha gösteriyor. Yani sadece azalan su miktarı ve eriyen buzullarla bile fazlasıyla sorun yaşayabiliriz. Değindiğimiz iki sebep, hatta sadece içilebilir su sıkıntısı bile neslimizi, soyumuzu kurutmaya yetebilecek bir olay gibi gözüküyor.

Buraya tıklayarak BBC Visual and Data Journalism takımının yaptığı siteye ulaşabilir. Siz de yaşadığınız veya merak ettiğiniz bölgelerin sıcaklık değerlerine bakabilirsiniz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here