İpliksi, ince bulutların engelleyemediği güneş ışınları, Berlin’i, boğucu olmayan, hafif bir sıcaklığa teslim ediyordu. İnsanlar; güneş ve ona eşlik eden esintiden memnun ancak ülkenin içinde bulunduğu durumdan kuşkuluydular. Savaş biteli birkaç yıl olmuş ve Alman İmparatorluğu lağvedilmişti. Yoğun anlaşmazlıkların ve iktisadi sorunların ortasında bir demokrasi inşası için Weimar Cumhuriyeti kendini göstermişti. Devrimler yapılmış ve uygulanan yaptırımların etkisi etkin siyaset ve yeni rejim ile bir nevi azaltılmaya çalışılmıştı. Almanya ve daha da özelde Berlin’in durumu hiç olmadığı kadar kafa karıştırıcıyken daha da özelde Berlin Humboldt Üniversitesi’nin restoran bölümünde yirmi yaşında bir kadın öğrencinin kafasında daha farklı düşünceler geziniyordu.

O gün o üniversite restoranının masalarında kim bilir hangi düşünceler tartışılıyor, hangi keyifli sohbetler dönüyordu. Genç bir öğrenci ve iyi bir gözlemci olan Bluma Zeigarnik’in ise kalabalık bir grup ile gittiği o üniversite restoranında aklı farklı bir şeye takılmıştı. Restoranın garsonunun siparişleri alırken hiç kâğıt ve kalem kullanmaması dikkatini çekmiş ve bunun üzerine düşünmeye başlamıştı. Elleri önündeki yemeği parçalara bölüyor, dişleri bu parçaların daha da küçülmesine yardımcı oluyordu. Ancak Zeigarnik, o restoranın içinde yediği yemek dışında iştahını arttırıcı farklı bir şey bulmuştu. Garsona, aldığı bunca siparişi nasıl aklında tuttuğunu sorduğunda garson, ‘aklındaki siparişleri teslim ettikten sonra aklından sildiğini, tamamlanmamış siparişleri ise tamamlanıncaya kadar aklında tuttuğunu’ söyledi. Ne basit bir cevap değil mi? İşte basit cevap Zeigarnik’in bu doğrultuda çalışmalar yapmasını sağladı ve o gün bu düşüncesini üniversitedeki hocasıyla da paylaştı.

ZEİGARNİK ETKİSİ

Zeigarnik etkisi; tamamlanmamış, bölünmüş, bitirilmemiş şeylerin tamamlanan şeylere göre daha kolay hatırlandığını ve akılda daha fazla yer ettiğini bize açıklıyor. Rus psikolog ve psikiyatr Bluma Zeigarnik’in ortaya çıkardığı ve kendi ismiyle anılan Zeigarnik Etkisi’ne göre ‘sonlandırılmamış işler aklı meşgul ediyor ve tamamlanmamış işler tamamlandıktan sonra akıl, kendisini meşgul eden şeyden kendisini kurtarıyor.’ Yoksa biraz karışık mı geldi? Daha basit bir anlatımla yarım kalan durumları, olayları unutamamamızın sebebi Zeigarnik Etkisi ile açıklanıyor. Yarım kalan aşklar, sonlanmamış tartışmalar, tamamlanmamış oyunlar zihninizi mi kurcalıyor? Zeigarnik Etkisi’ne göre zaten olası olan durum da bu. Zeigarnik’in bu söyleminin önemi biraz da zaten göz önünde olan ve fark edebildiğimiz bir şeyi bilim dili haline getirmesinde yatıyor.

Yalnız her şey anlatıldığı kadar basit değil. Zeigarnik Etkisi için çeşitli denekler bulunarak pek çok deney yapılıyor. Deneklere bulmaca çözmek, yapboz yapmak, el işi çalışmalarına katılmak gibi bazı basit görevler verilerek bu görevlerin yarıda bırakılması sağlanıyor. Örneğin; tamamlanmamış işleri olan bir grup deneğe bir roman okutuluyor ve romana ait detayları aktarmaları isteniyor. Fakat detayların hatırlanması konusunda bir başarının sağlanamadığı ve konsantrasyon eksikliğinin söz konusu olduğu göze çarpıyor. Ardından tamamlanmamış işleri olan bir başka gruba, “bu işlerini tamamlamaları için plan yapmaları” söyleniyor. Bu ikinci grubun okuduğu romanın detaylarına çok daha vâkıf olduğu görülüyor.

Filmler, diziler, bilgisayar veya telefon oyunları insanın üzerindeki bu etkiden fazlasıyla yararlanıyor. Bu yüzden sürekli bir bölümü geçmeye çalışıyor veya yarım bırakılmış bir dizinin bölümünü heyecanla beklemekten kendimizi alamıyoruz. Bundan dolayı bir sonraki görevi tamamlamak için sabaha kadar oyun oynadığımız veya bir sonraki bölümü tamamlamak için sabaha kadar film izlediğimiz olmuştur. Peki ya sınavdan çıkınca ilk olarak boş bıraktığımız soruların akla gelmesi? İşte Zeigarnik Etkisi tüm bunların bir tık fazlasını kapsıyor. Uzaklardan görülmeye çalışılan bir sorumluluk duygusu belki de.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here