Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
4

Hiç süphe yok ki aşk, insanın içini saran en güçlü duygudur. Bazen mutlu, çoğu zaman hüzünlü ve her zaman tutkulu olan bu duygu; insanı delilik, hatta hastalık olarak nitelendirilebilecek davranışlar göstermeye sevk eder. Kolombiyalı ünlü yazar Gabriel Garcia Marquez de Kolera Günlerinde Aşk isimli romanında aşkın insan için ne denli yıkıcı bir etki bırakabileceğine ve kişinin aşk için neler yapabileceğine değiniyor. Bunun yanı sıra dönemin ülke koşullarını, ekonomik ve sosyal hayatını da görebilmemizi sağlayan roman, usta yazar Marquez’in anlatımıyla bir destana dönüşüyor.

Kitabın konusunu kısaca özetlememiz gerekirse; telgraf dairesinde çalışan Florentino Ariza, bir gün posta götürmek için gittiği Daza ailesinin evinde, o günlerde on üç yaşında olan Fermina Daza’yı görür ve ona aşık olur. Bu aşkın sonucunda ise yemeden içmeden kesilir ve ateşi çıkar. Tıpkı kolera salgınına yakalanan bir hasta gibi. O günden sonra her geçen gün Fermina’nın yolunu gözler ve onunla iletişim kurmaya çalışır ve en sonunda bunu başararak mektuplaşmaya başlar. Üç yıl süren bu mektuplaşma, Fermina’nın babasının ilişkiyi öğrenmesiyle son bulur ve bunun sonucunda da baba kız bir süre akrabalarının yanına giderek kasabadan uzaklaşır.

Fermina, kasabaya döndüğünde eskisinden çok farklı biri haline gelmiştir. Florentino ile yaşadıklarını ‘bir yanılgıdan başka bir şey değil’ diyerek kestirip atar ve ünlü doktor Juvenal Urbino ile evlenir. Florentino Ariza ise onu beklemekten başka bir şey yapmaz. Başka kadınlarla beraber olarak Fermina’yı unutmaya çalışsa da başaramaz ve saplanıp kalır. Ta ki doktor Juvenal Urbino’nun ölümüne kadar. Kocasının ölümünün ardından zor da olsa Fermina ile tekrar bir araya gelirler ve hayatlarının son zamanlarında adeta bir ikinci bahar yaşarlar. Florentino, Fermina’yı ilk gördüğü andan itibaren tam elli üç yıl, dokuz ay, dört gün onun için beklemiş ve sonunda arzu ettiği mutluluğa ulaşmıştır.

Kolera Günlerinde Aşk, konunun işlenişi bakımından Marquez’in bir diğer kült eseri Yüzyıllık Yalnızlık ile benzer özellikler gösteriyor. Zaman içinde ileri geri gidişlerin yoğun olduğu romanda kah Florentino Ariza ile birlikte aşk acısı çekiyoruz, kah Juvenal Urbino’nun gençliğinde kolera vakalarını tedavi ediyoruz. Gelecekte olacakları önceden bilmemize rağmen bu durum heyecanımızı hiç azaltmıyor ve karakterlerin gençlik ve yaşlılık dönemleri arasında soluksuz bir serüvene çıkıyoruz.

Romanda ağırlıklı olarak yanında bulunup aşk acısına tanıklık ettiğimiz Florentino Ariza, başlı başına incelenmesi gereken bir kişilik. Sevdiği kadını tam elli üç yıl, dokuz ay, dört gün bekleyen Ariza, sadık ve masum bir aşkın sembolü konumunda. Fermina’nın yanında olamıyor, ona dokunamıyor ama buna rağmen bir gün bile umudunu kaybetmeden bekliyor. Fakat öte yandan birçok kadınla beraber olarak onların bedenlerinde Fermina’yı arıyor. Marquez Ariza’ya bir yandan ‘sadık aşık’ yaftası yüklerken öte yandan Ariza’nın ilişki yaşadığı altı yüz yirmi iki kadınla bu sadakati bizlere sorgulatıyor. Gerçekten Fermina’ya sadık mıydı yoksa ona ihanet mi ediyordu? Florentino Ariza’ya göre bu ihanet değildi çünkü aklında sadece Fermina vardı. Yaşlılık günlerinde bir araya gelmelerinin ardından Fermina’ya söylediği “Erdenliğimi senin için korudum” sözleriyle de yaşadığı diğer ilişkileri yok sayıyor.

Fermina ise halinden memnun görünse de aslında bulunmak istemediği bir evliliğin içinde buluyor kendisini. Pazar yerinde Florentino’yu reddettiği günden kocasını kaybettiği güne dek olmak istediği değil olması gereken kişi rolüne bürünüyor. Doktor Juvenal Urbino ile yaşadığı evlilik, aşk ve sevgi değil birbirini idare etmek üzerine kurulu. Bundandır ki eşinin kendisini aldatmasına rağmen ondan ayrılmayarak evliliğini sürdürüyor. Bunun yanında ise içten içe Florentino Ariza’yı düşünerek, eğer onunla evlenseydi nasıl bir hayatı olacağını hayal ediyor. Çocukluğunu geçirdiği eve ziyareti sırasında, camdan baktığında Ariza’nın Los Evangelios parkında kitap okurkenki silüetini görüşü bunun en büyük göstergesi. Çevresine verdiği güçlü ve gururlu kadın profilinin arka planında, ‘gölge’ diye bahsederek silik kişiliğini vurguladığı Florentino’yu kalbinin bir köşesinde yaşatmaya devam ediyor.

Fermina, Urbino ile evlenerek geçtiği ‘üst tabakaya’ çabuk uyum sağlamış gibi gözükse de aslında kendisini hiçbir zaman bu kesime ait hissetmiyor. Bürünmek zorunda olduğu bu rolü iyi oynasa da içten içe bundan nefret ediyor. Nitekim kocasının ölümünün ardından çabucak postu üzerinden atarak gerçek kimliğine dönüyor. Romanda Juvenal’ın annesinin, piyano çalamadığı için Fermina’yı küçük görmesi, bu yüksek kesime ait olmadığının en somut ve acı örneği olarak karşımıza çıkıyor.

Mevzu bahis Gabriel Garcia Marquez romanı olunca imgelerden söz etmemek de olmaz tabii ki. Marquez, kullandığı imgelerle büyülü anlatımını daha da güçlendirerek bizlere aksettiriyor. Özellikle Los Evangelios parkı ve parktaki ağaçlar, Florentino Ariza’nın bu parkta Fermina’yı beklerkenki halini adeta gözümüzün önünde canlandırıyor. Fermina’nın badem ağaçlarının altında halasına okuma dersi verirken başına taktığı gardenyalar ise, Ariza için Fermina ile özdeşleşiyor. Nitekim annesinin sandığında bulduğu gardenyaları yiyerek Fermina’ya olan hasretini ve sevgisini gidermeye çalışıyor. Kitaba ismini de veren kolera salgını ise bir yandan dönemin sosyal hayatını yansıtırken, öte yandan aşık olan Ariza’ya kolera belirtileri yükleyerek aşk ve hastalık arasında bir bağ kuruyor Marquez. Bununla birlikte adaya gelen her gemiyi farklı bir kültür getiriyormuşçasına sembolize ederek imgeleştiriliyor.

“Yüz yıl önce, ikimiz de çok genç olduğumuz için, şu zavallı adamla bana yaşamı haram ettiler; şimdi de çok yaşlı olduğumuz için aynı şeyi yapmak istiyorlar.”

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
4

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here