Yapay zeka, geçtiğimiz 5 senenin en ilgi çeken konularının başında geliyor. Herhangi bir yerde yapay zekayla ilgili bir gelişme duyduğumuzda hepimiz kulak kabartıyoruz, şaşırıyoruz ve inanamıyoruz. Yapay zeka sayesinde robotların (teknolojik aletlerin veya cihazların) her şeyi yapabileceğine inananlar bir tarafta, “yok canım insan olmadan olur mu?” diyenler bir tarafta. Bu yazıda biraz beyin jimnastiği yaparak biraz da son gelişmeleri ele alarak yapay zekadan bahsedeceğim.

Öncelikle en basit haliyle yapay zekanın ne olduğunu düşünelim. Yapay zeka dendiğinde hepimizin aklına kendi kendine bir şeyleri yapabilen teknolojik cihazlar geliyor. Aslında şu an için bunu söylemek doğru olmaz. Çünkü tamamen otonom yapay zeka teknolojilerinden bahsetmek hala mümkün değil. Yapay zekayı kısaca özetlemek gerekirse, verilen bilgiler üzerinden bir algoritma sayesinde yeni veriler geliştirebilen teknolojiler diyebiliriz.

Türkiye’de ise bunun biraz yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Hatta bence Türkiye’de “konuşan robotlar” olarak algılanan bir durumdan bahsediyoruz (tabi ki gelişmeleri sıkı takip eden ve bu konularda gayet bilgili insanların varlığını da yok saymıyoruz). Sanıyorum “Terminatör” filmlerinin de etkisiyle yapay zeka denildiğinde insandan farkı olmayan robotları aklımıza getiriyoruz. Bunun sonucunda da Türkiye’de “robotlar bütün meslekleri ele geçirecek ve herkes işsiz kalacak” şeklinde haberleri televizyonda görmek mümkün oluyor tabi.

Şu anda bize en yakın olan ve en rahat anlayabileceğimizi düşündüğüm yapay zeka içerikli teknolojiler, alışveriş sektöründe kullanılıyor. Aslında çoğumuz da kullanıldığının farkındayız ancak onun yapay zeka olduğunu bilmiyoruz. İnternet üzerinden alışveriş yapılan sitelerin çoğu bizlere daha iyi hizmet verebilmek (ve tabii ki daha fazla satış yapmak) adına yapay zeka sistemi kullanıyor. Bizler alışveriş yapmaya devam ettikçe sitelerdeki hesaplarımız sayesinde alışveriş geçmişimiz kaydediliyor. Bu geçmiş doğrultusunda sistem bizim ilgimiz olan alanları-ürünleri belirlemeye başlıyor. Daha sonrasında bu doğrultuda öneriler ve reklamlar bizim önümüze gelmeye başlıyor. Hatta “şu üründe %30 indirim var” şeklinde aldığımız maillerin bile bu sistemle alakası var. Bize gönderilen maillerdeki ürünler bizim ilgimizi çekebileceği için gönderiliyor. Yani bizlerin basitçe “daha önce çizgi roman tişörtü aldığım için yine onlar önüme çıkıyor” diye söylediğimiz cümlenin arkasında çok ciddi bir teknoloji yatıyor. Hala çok oturduğunu ve verimli olduğunu söylememiz pek mümkün değil ancak şirketler ciddi anlamda bunu geliştirmeye çalışıyorlar. Hatta bu durum sadece internet siteleri üzerinden de gelişmeyecek gibi duruyor. Örneğin; devamlı olarak yaptığımız alışverişlerimizi ve tüketimimizi takip eden ve bu doğrultuda bir çizelge oluşturan, sonrasında da ihtiyacımız olan ürünlerin siparişini veren bir buzdolabı düşünün(Yazar da iyi hayal kurmuş demeyin lütfen. Şu anda bu üzerinde ciddi olarak çalışılan bir proje).

Bunun dışında yine rahatlıkla anlayabileceğimiz yapay zeka teknolojisine sahip olan otonom arabalar var. Kendi kendine giden ve karar alabilen araçlardan bahsediyoruz. Bir önceki yazımda yapay zeka sayesinde arabaların birbirleriyle iletişim kurabilecek hale geleceğinden uzun uzun bahsetmiştim. O yüzden burada kısaca bahsedip geçmek istiyorum. Şu anda bütün otomotiv şirketleri bir şoförün verebileceği her kararı verebilecek ve belki de teknoloji sayesinde daha fazlasını yapabilecek araçlar üretmek için çalışıyorlar.

Şimdi ise biraz ilginç bir konuya değinmek istiyorum. Benim de son zamanlarda bir hayli kafa yorduğum bir konu var: “Eğitim alanında teknolojinin çok daha fazla kullanılması”. Günümüz teknolojisi sayesinde evden eğitimin imkanının olması veya VR sayesinde çok daha efektif, akılda kalıcı ve gerçekçi dersler verilebilmesi… Bunlar konuşması ve tartışması çok uzun ve bir o kadar da keyifli olsa da ben bu yazıda daha da ileriye gidip konuyu tabii ki yapay zekaya getireceğim. Günümüzde öğretmenlerin özellikle de ilkokul öğretmenlerinin her çocuğa ulaşabilmesi için pedagojik eğitimler veriliyor. Öğretmenlerin çocuk psikolojisiyle alakalı bilgilere sahip olması isteniyor. Hepimizin bildiği gibi küçük yaştaki çocuklar ile iletişim kurup bir şeyler anlatmak, “onlarla anlayacağı dilden konuşmak”, ilgilerini çekmek ve de söz dinletmek çok zordur. Bu zorlukların üstesinden gelmek ve daha başarılı olmak adına teknolojiden medet umuluyor. Şu anda öğretmenlik yapabilecek yapay zeka teknolojisi üzerinde çalışıyor(Bu yazdıklarım şu an için imkansız gibi gelecek biliyorum ancak bu yapay zekalı öğretmenler üzerine de ciddi düşünceler ve bu doğrultuda çalışmalar var). Öğrencilerin mimiklerini ve jestlerini okuyabilecek yapay zekalı bir robot düşünün. Öğrencinin bütün bilgilerinin kayıtlı olduğu, bu bilgileri “unutmayan” ve öğrencisine o bilgiler doğrultusunda yaklaşan bir öğretmene sahip olabiliriz. Ayrıca her öğrencisine ona uygun şekilde yaklaşmaya ve eğitim verebilmeye müsait bir öğretmen -Türkiye’deki öğretmenlerin bu konuda hakkını yememek lazım- düşünün. Bunu başarmak bir öğretmen için çok zor birkaç konudan biri olabilir. Tabi bunun yanında bu “öğretmenin” sürekli olarak yaratıcı olması gerekiyor. Bizim öğretmenlerimizin yaptığı gibi sürekli yeni metinler, yeni problemler üretebiliyor olması gerekiyor. Günlük hayatta nasıl birer vatandaş olmamız gerektiğini anlatırken kurgusal olaylar anlatması gerekiyor. Bunların hepsini bir yapay zeka sisteminin yapması gerekiyor.

Peki Yakın Zamanda Mümkün Olacak Mı?

Geçtiğimiz günlerde Elon Musk ve Sam Altman’ın kurucusu olduğu yapay zeka şirketi OpenAI, GPT2 adlı yapay zekanın duyurusunu yaptı. GPT2’den burada bahsetmemin sebebi ise metin üretebilen bir yapay zeka olması. Yani az önce yukarıda okuduğunuz “öğretmen” için gerekli olan çok temel bir işlemi gerçekleştirebilmesi. Bundan önce de metin üretebilen yapay zekalar yapılmıştı. Burada ilginç olan nokta ise GPT2’nin ürettiği metinlerin yapay metinler olduğunun anlaşılamaması. En azından bizler “metinlerin yapay olduğunu anlayacak kadar zeki değiliz”. Daha önceki yapay zekaların yazdığı metinlerin sistematik olmasından , kullanılan kelime sıralarından veya nadir de olsa anlam kayması yaşatmasından dolayı anlayabiliyorduk. Ne var ki GPT2’de böyle bir durum söz konusu değil. GPT2, bir insanın yazabileceğinden farksız bir şekilde metin yaratabiliyor.

Yapılan açıklamalarda GPT2’nin sahte haberler üretebildiğini ancak bizim bunu anlayamayacağımız için tehlikeli olabileceğinden bahsedildi. Özellikle politik konularda, toplumu etkileyen olaylarda ve sivil toplum hareketlerinde insanların ne kadar kolay etkilenebileceğini hepimiz biliyoruz. GPT2 de bu konularda sahte haberler üreterek insanların fikirlerini değiştirebilecek kadar etkili bir yapay zeka. Durumun ciddiyetini şöyle anlatmak daha doğru olur sanıyorum: GPT2’nin üretebileceği “tehlikeli fikirleri, yorumları veya haberleri” tespit edebilmesi için GLTR isimli bir yapay zeka daha üretilmiş. Yani gelecekte okuduğumuz şeyin yapay olduğuna dair uyarılar veren uygulamalar veya tarayıcı eklentilerine sahip olmamız gayet mümkün görünüyor.

GPT2’nin nasıl çalıştığından da kısa bahsetmek istiyorum. Algoritmasının devreye girebilmesi için bir metin veriyorsunuz ve sonrasını yapay zekamız GPT2’ye bırakıyorsunuz. Yazıyı algılıyor ve sonrasında kendi metinlerini üretmeye başlıyor. Örneğin, bir köşe yazısını, bir Facebook postunu veya bir bilimsel makaleyi programa girmeniz çalışmaya başlaması için yeterli oluyor.

Tabii burada düşünülmesi gereken şey bu kadar başarılı bir teknoloji üretilebiliyorsa bunun kötüye hizmet edebilmesi bir hayli kolay. Eğer belirli bir ideolojiyi, kaos yaratabilecek bir olayın haberini yaymak istiyorsanız veya birilerini kötülemek istiyorsanız teknoloji sizin yerinize bunu yapabilir. Bunu yapanın sadece bir sistem olduğunu düşünürsek insanların yazabileceğinden çok daha fazla kötü amaçlı yazının da internet ortamında olması bu durumda işten bile değil. Umuyorum ki, filmlerde izlediklerimizin aksine gelecekte teknolojiyi tamamen olumlu kullanırız.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here