Geç Viktorya döneminin zekasıyla ünlü en başarılı oyun yazarı olan Oscar Wilde  16 Ekim 1854 yılında Dublin’de doğdu. Çağının en başarılı, en ünlü oyun yazarı belki ama bunun yanında hem bir şair hem bir eleştirmen hem de bir roman yazarıdır da kendisi. Hayatı boyunca 9 oyun, 1 roman ve çok sayıda şiir, kısa hikaye ve denemeler yazmıştır.

Estetik değerleri, sosyal ve ahlaksal temalardan daha çok göz önüne koyan estetik akımın öncülerinden olan Wilde, “Sanat, sanat içindir” görüşünü savunmuş, estetik üzerine dersler bile vermeye başlamıştır. Bu estetik değer için retoriği bir hayli gelişmiş olan yazar hem çarpıcı hem de komik bir üslupla vermek istediği mesajları çok güzel veriyor, eserlerinde yeteneğini etkileyici bir şekilde gösteriyordu. O, yazan bir sanatçıdan çok konuşan bir sanatçıydı, öyle ki sonradan ona aşık olduğunu bildiğimiz Lord Alfred Douglas bile onun bu hayranlık uyandıracak konuşmaları sayesinde ona bu kadar bağlanmıştı. Annesi de tıpkı onun gibi paradoksal laflar eder, şiirler yazardı ve yaşamının son dönemlerine doğru hayattaki en önemli şeyin günah işlemek olduğunu, insanların ancak günah işlemek uğruna yaşamaları gerektiğini söylemişti. Onu yakından tanıyan biri olan Frank Harris, onun hakkında “Oscar Wilde’ın en büyük tiyatro oyunu kendi yaşamıydı. Bir Yunan tragedyasını andıran bu oyunun en heyecanlı seyircisi ise Wilde’ın kendisiydi.”  diyerek hayatının, eserlerinden daha çok incelenmesine neden olmuştur hatta.

Otuz beş yaşına doğru cinsel seçimini yapıp erkeklerden hoşlandığını yaptıklarıyla gösteren yazarın,  kimine göre, eşcinselliğinin altında yatan sebep annesiydi, çünkü o daha küçükken annesi onu hep süslü kız çocuğu gibi giydirmiş, saçlarını lüle lüle yaptırmıştı her fotoğraf çekiminde. Douglas’a aşık olmadan önce eşcinselliği seçmiş ve Dorian Gray’in portresi adlı eserinin baş karakterinin ismini bile bir zaman aşık olduğu John Gray’den almıştır ama ne yazık ki Douglas’la olan mektupları, şantajcılar tarafından gencin babasına verilince, babası Wilde ve oğluna tehdit mektupları yazmaya başlamış, genç lord çok bencil ve hırçın olduğundan Oscar Wilde’ı babasına karşı kışkırtıp ona hakaret davası açması için yalvarmış, kendi değil de bunu Wilde’a yaptıran lorda yazar bir gün “Babanla aranızdaki kin savaşında ben bir silahtım” bile demişti. Bu hakaret davası onu hapse kadar sürükledi, o dönem eşcinselliğin yasak olduğu bir dönemdi ama eşcinsel bir sürü aristokrat olmasına rağmen gün sonunda hapse giren tek kişi maalesef günah keçisi Oscar Wilde’dı. Yanlış bir çağın yazarıydı ne yazık ki, hem kendisinden daha bilgisiz insanlar tarafından suçlanıyor hem de kendisinin yaşamı bir suç olmamasına rağmen hırsızlık yapan, adam öldüren insanlardan daha fazla günah işlemiş gibi bir muamele görüyordu herkes tarafından. Hayatına çok düşkün, gezmeyi, eğlenmeyi, yalnız olmaktan daha çok seven bir insan için iki kat daha zulüm olan bu olay, onun da hayatını kararttı. İflası söz konusuydu, kişisel eşyaları elinden alındı, oyunları sahneden kaldırıldı. Yazarın gerçekten çok sevdiği Lord Alfred Douglas, tıpkı Wilde’ın tek romanı olan Dorian Gray’in Portresi‘ndeki Dorian Gray gibi ilk başlarda saf, iyi biri gibi gözükse de sonraları şeytana dönüşmüştü. Hatta hapiste yattığı dönem boyunca ilk başta Douglas’ı çok seven Wilde onun yüzünden orada olduğunu düşünmeye başlamış, daha sonra da onun yalvarmalarına dayanamayıp neden kızgın olduğunu anlattığı ve aynı zamanda kendini de suçladığı ama en sonunda da onu affettiğini söylediği neredeyse yüz sayfa tutan De Profundis isimli bir mektup yazmasına rağmen, Wilde öldükten sonra bile Oscar Wilde ve Ben, Kendi Savunmamdan gibi birçok kitap yazan lord onun üstünden geçinmeye çalışmıştır.

Hapishane zamanlarında, Reading Cezaevi’ndeyken, Charles Thomas Wooldridge adlı genç bir er, bir kıskançlık sonucu karısını öldürdüğü için asılmış ve bu cezaevinde uzun süredir ölüm cezası görülmediğinden bu olay bütün mahkumları derinden etkilemişti, bunun üzerine yazar Reading Zindanı Baladı’nı yazdı. Hepimizin bildiği Ezel dizisinde Tuncel Kurtiz’in seslendirdiği bu şiir, kendi zamanında da büyük yankı uyandırmıştı;

Reading Zindanı Baladı*

Kulak verin sözlerime iyice,

Herkes öldürebilir sevdiğini

Kimi bir bakışıyla yapar bunu,

Kimi dalkavukça sözlerle,

Korkaklar öpücük ile öldürür,

Yürekliler kılıç darbeleriyle!

 

Kimi gençken öldürür sevdiğini

Kimileri yaşlı iken öldürür;

Şehvetli ellerle öldürür kimi

Kimi altından ellerle öldürür;

Merhametli kişi bıçak kullanır

Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

 

Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,

Kimi satar kimi de satın alır;

Kimi gözyaşı döker öldürürken,

Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;

Herkes öldürebilir sevdiğini

Ama herkes öldürdü diye ölmez.

Özgürlüğüne kavuştuğu sırada 43 yaşında olan ve hayata birçok eser bırakan yazarın son üç yılı çok hazin geçmişti, hep bir otel köşesinde kalan, fazla parası olmayan, olsa bile çok çabuk harcayan, boşu boşuna parasını çarçur eden birisiydi o çünkü. Bir 30 Kasım günü, bazı yerlerde intihar ettiğine dair haberler çıksa da beyin iltihabı nedeniyle hayata gözlerini yuman yazar gitmeden önce de son esprisini, arkadaşı eline şampanya tutuşturunca, tıpkı yaşarken de parası olmamasına rağmen çok fazla harcama yaptığı için, ölürken de şampanya gibi pahalı bir içkiyle öldüğü için yine fazla masraf yaparak ölüyorum, diyerek hayata veda etti.

*Youtube linki eklenmiştir, şiiri Tuncel Kurtiz’den dinleyebilirsiniz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here