Pek çok oyuncunun sadece aday olabilmek için radikal fiziksel dönüşümler geçirdiği, kampanya yapma uğruna işlerini güçlerini bırakıp sağa sola koşturduğu, ödül kaygısı içeren tercihlerle kariyer planlaması yaptığı bir heykelcik: Oscar ödülü. Fakat maalesef bazı yıldız oyuncular dahi kariyer performanslarını gösterdikleri halde bu büyük ödül törenine davet edilemeyebiliyorlar. Aşağıda sıralayacağımız performanslar, sergilendikleri senelerde adaylığı, hatta ödülü hak edecek düzeyde olmalarına rağmen işin ticari kısmını tam yapamadıkları için Akademi tarafından dışarıda bırakılan performanslar.

1. Daniel Brühl – Rush (2013)

2013’ün güzel sürprizlerinden biri olan Rush adlı biyografide efsane F1 pilotu Niki Lauda’yı canlandıran Alman oyuncunun, “Good Bye, Lenin!”, “Salvador” ve “Inglourious Basterds” gibi filmlerde sergilediği kalburüstü performanslarla bize gösterdiği potansiyelinin doruk noktasını bu filmde görebiliyoruz. Özellikle filmin ikinci yarısında ağır makyaj altında Lauda’nın yaşadığı trajediyi bize beden diliyle çok başarılı bir şekilde yansıtıyor. 2013’ün en başarılı yardımcı oyuncu performanslarından biri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

2. Ryan Gosling – Lars and the Real Girl (2007)

Hollywood’un en karizmatik starlarından olan Ryan Gosling’in, sosyal sıkıntıları olan, kilolu ve şişme kadına aşık sorunlu bir adamı canlandırdığını düşünün. Ülkemizde fazla izleyeni olmayan film, komedi-dram türünün iyi örneklerinden biri olmasının yanı sıra, Gosling’in şu ana kadar pek görmediğimiz tarzdaki karakterlerinden ve en iyi performanslarından birini görmemizi sağlıyor. Karakteriyle taban tabana zıt bir rolü karikatürize etmeden bu kadar başarılı canlandırması, Gosling’in yeteneğini kanıtlar nitelikte olmuş.

3. Jim Carrey – Man on the Moon (1999)

Aslında bu listeye yazılabilecek iki tane daha Jim Carrey performansı mevcut (The Truman Show ve Eternal Sunshine of the Spotless Mind). Ancak aramızdan erken ayrılan ünlü komedyen Andy Kaufman’ı canlandırdığı Man on the Moon’daki performansı, filmden önceki ve sonraki filmlerinde sergilediği performanslardan farklı bir yerde olduğu için bunu listeye aldık. Bu film için Carrey’nin bildiğimiz abartılı mimiklerini en aza indirdiği ve karakterine en çok büründüğü filmi denebilir. Carrey, karaktere bürünme işini öylesine abartmıştır ki çekimler sırasında yaşanan olayların anlatıldığı “Jim & Andy: The Great Beyond” isimli bir belgesel bile çekilmiştir. Ne var ki bu müthiş performans o sene Altın Küre ile ödüllendirilmesine rağmen akademi tarafından pas geçilmiştir.

4. Marion Cotillard – Rust and Bone (2012)

Avrupa’nın en yetenekli aktrislerinden biri olan Cotillard’ı çoğu sinemasever 2007 yılında kendisine Oscar kazandıran Edith Piaf rolüyle tanıdı. Ancak hafif taklide kaçan Piaf rolüne nazaran, Rust and Bone’da hayat verdiği bacaklarını kaybeden su parkı bakıcısı Stephanie rolü, hem rolün fiziksel ağırlığı hem de Cotillard’ın karakterin duygu yoğunluğunu beden diliyle abartıdan uzak bir şekilde perdeye aktarmasıyla aktrisin filmografisinde bambaşka bir yerde duruyor. Filmin vizyona girdiği sene her ödüle aday olan aktris, o sene Oscar’ın bize yaşattığı en büyük şok olarak listedeki yerini aldı.

5. Tilda Swinton – We Need to Talk About Kevin (2011)

Bunun listedeki en büyük şoklardan biri olduğunu baştan söyleyelim. Bu performansın pas geçilmesinin tek açıklamasının filmin izlemesi zor bir film olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Kadrodaki herkes çok başarılı ancak Tilda Swinton filmi tek başına alıp götürüyor. Bilhassa finale doğru karakterin reaksiyonlarında yaptığı oyunculuk tercihleri ve diyalogsuz anlarda bile sadece bakışlarıyla filmin gergin havasını devam ettirebilmesi, izlerken sizi etkisi altına almaya yetiyor. Üzerine ne kadar ödül fırlatılsa yetmeyecek bu performansın, en azından bir Oscar adaylığı almış olması gerekirdi diye düşünmemek elde değil.

6. Jake Gyllenhaal – Nightcrawler (2014)

Oscar’la arası açık oyunculardan biri de Jake Gyllenhaal. Filmografisindeki sayısız iyi performansa rağmen kariyerinde sadece bir kere bu ödüle aday gösterilen (Brokeback Mountain) Gyllenhaal, Nightcrawler’da çok başarılı bir antikahraman portresi çizerken film için verdiği kilolarla da kendini karaktere ne kadar entegre ettiğini kanıtlar nitelikte. Filmdeki oyunculuğu zaman zaman abartıya kaçsa da kendini izletmeyi başarıyor ve filmin en büyük kozu haline geliyor. Yine maalesef bu rol de bütün ödüllerden yüz bulup Oscar’ın sırt çevirdiği rollerden.

7. Scarlett Johansson – Lost in Translation (2003)

Lost in Translation, aklınıza getirdiğiniz zaman yüzünüzde istemsiz tebessüme yol açan bir film. Filmdeki naif kahramanlarımızdan bu tebessümü oluşturanların biri de Scarlett Johansson’ın canlandırdığı Charlotte karakteri. Filmde Bill Murray ile karşılıklı oyunculuk dersi veren Johansson, rol arkadaşının aksine o sene Oscar beşlisine kalmayı başaramamıştı. Filmin çekildiği sene çok genç yaşta olan Johansson, yaşına rağmen karakterinin duygularını bize çok iyi aktarmıştı. Özellikle finalde hepimizin gözlerini dolduran sahneyi düşündükçe, bu performansın nasıl görmezden gelindiğine inanmak daha da güçleşiyor.

8. Joaquin Phoenix – Her (2013)

Phoenix, 2012’de başrolünde oynadığı The Master filminde canlandırdığı sosyopat, sorunlu ve agresif Freddie karakterinden sadece bir sene sonra Her’de, Freddie ile taban tabana zıt olan Theodore karakterine hayat vermişti. Diğer başroldeki Scarlett Johansson’ın sadece sesiyle oynadığı bir karaktere aşık olmak gibi zor bir göreve soyunan Phoenix, filmin bu kadar başarılı olmasındaki ana faktördü diyebiliriz. Ne var ki Akademi’nin filme en iyi film adaylığı vermesine rağmen iki başrol oyuncusunu pas geçerek bir kere daha tutarsızlıkta zirve yapmayı başarmış oldu.

9. Uma Thurman – Kill Bill 1&2 (2003&2004)

Meşhur ‘”Gelin”… Hemen herkesin izlediği, izlemeyenlerin acilen izlemesi gerektiği başyapıtta Uma Thurman, Gelin karakterinde 21. yüzyılın en eforlu ve etkileyici kadın oyuncu performanslarından birini çıkartmıştı. Rolün fiziksel gerekliliklerinin altından kalkması bir yana, karakterin içindeki intikam ateşini ve yeniden doğmasını kamera ona her zoom yaptığında gözlerinin içinde gördüğümüz Thurman, gelinle, son yıllarda izlediğimiz en iyi yazılmış ve oynanmış antikahramanlardan birisini bizlere armağan etmişti. Filmin seyrinin zorluğundan dolayı olsa gerek, bu harika performansı Oscar için yarışırken görmekten mahrum bırakılmış olmamız büyük talihsizlik olmuştu.

10. Ralph Fiennes – The Grand Budapest Hotel (2014)

Kariyerinde hemen hemen hiç kötü performans sergilememiş olan Ralph Fiennes’in zirvelerinden biri, daha önce benzerini hiç görmediğimiz tiplemesi Mösyö Gustave. Filmin yıldızlarla dolu kadrosunda pırlanta gibi parlayarak filmi sırtlayan Fiennes, Gustave’ın nevi şahsına münhasır hallerini yorumlamıyor adeta yaşıyor. Karakterinin duygusal değişkenliklerini bazen sadece tek bir bakışıyla, karikatürize etmeden bize anlatmayı başarıyor. Bulunduğu yıldaki Oscar adaylarını görünce kendisinin neden aday edilmediğini sorgulamamak mümkün değil. Hem büyük bir oyunculuk hem de takdir edilesi bir casting başarısının eseri olan filmi izlemeyen varsa sırf bu müthiş performansı izlemek için bile seyretmeli.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here