“Hayat, kolay değil evet
Bana, bilmediğim bi’ şey söyle
Telaş, yeriş, savaş, barış, niye?
Ben, kardelenler arasında sırıtan, kimliksiz ot
Sen, ay çiçeklerinin yüzünü, döndüğü güneş”

 

Nahif, sade, dingin, mütevazi,haklı… Pek çok sıfata layık dupduru bir genç kadın, oldukça ümit vaat eden gencecik bir müzisyen Deniz Tekin. Sahne ışıklarından, starlık müessesesinden, profesyonel müzik klişesinden bir hayli uzakta olduğunu defalarca kanıtladı. Bizlerin karşısına hep kendi gibi çıktı. Değişmedi, boyun eğmedi, talimat almadı, eleştirilere de övgülere de kapılmadı. Kendi olmaya devam etti ve çoğumuzun kendi huzurunu bulmak için kulağında aradığı bir ses olarak yer edindi gönlümüzde.

 

 

7 Haziran 1997 tarihinde, memur bir ailenin kızı olarak, İzmir’de dünyaya geldi Deniz Tekin. Memur kimliğinin yanı sıra, müziğe ilgili olan ailesinin teşvikiyle küçük yaşlardan itibaren müzikle ilgilendi. Anne ve babası Türk sanat müziğine ilgiliydi, babası ney çalıyordu. Deniz Tekin de 8 yaşında yan flüt ve piyano eğitimi ile müziğe ilk adımını alttı. Her memur çocuğunun aşina olduğu şehir şehir gezme durumu, Deniz Tekin için de geçerli olmuş. Hayatının ilk yıllarını ve müziğin hayatına girişini şöyle anlatıyor:

 “1997, İzmir doğumluyum. Konak’ta, babamın büyüdüğü evde büyüdüm ben de. Ben yedi yaşıma gelene kadar babaannem de bizimle yaşadı. Çok güzel bir mahalle hayatı vardı. Herkes 40 yıllık komşu, iç içe bir hayat… Sokağa oynamaya çıkardık. Güzelyalı’ya, Kordon’a inerdik. Annem ve babam diş hekimi. Devlet memuru olarak çalışıyorlardı. Tayinleri Mardin’e çıktı. İlkokulu orada okudum. O coğrafya, sosyal yapı… O yaşta bir çocuk için çok zengin bir dünya. Mardin’den sonra Gaziantep’e taşındık. Ortaokulu ve liseyi de orada okudum. Büyük bir şehir ama çok da küçük bir yandan… Herkes birbirini tanıyor. Ekonomik olarak gelişmiş ama kültür-sanat konusunda seçenekleri sınırlı. Babam üniversitede Türk sanat müziğiyle ilgilenmeye başlamış. Amatör korolara katılıyordu. Aynı zamanda da neyzen idi. Konserleri oluyordu arada. Beni de götürüyordu. Ben de piyano ve yan flüt derslerine katıldım.”

 

Can Ozan ile verdiği bir röportajda, sınavlardan ve derslerden uzak kalabilmek adına gitara merak saldığını belirten Deniz Tekin, lise yıllarında evde kullanılabilen basit ekipmanlarla kayıt almaya başlıyor. Bu kayıtları “Daphead” adıyla Soundcloud’a yüklemeye ve güzel tepkiler almaya başlayan Deniz Tekin, bir yandan üniversite sınavına hazırlanıyor; bir yandan küçük kafelerde canlı performanslar sergiliyordu. Gaziantep’ten dünyaya açılmasına vesile olan Soundcloud platformu ve evde müzik deneyimini şu şekilde ifade ediyor:

“Gaziantep’in komünitesini sevmiştim. Aynı şeyi yapan birkaç kişiydik. Herkes birbirini tanıyordu. Orası kafama ne eserse yapabileceğim bir alandı benim için. Evde temiz kayıt almak için birkaç ekipman almıştım. Onlarla takılıyordum. Yeni şeyler dinliyordum, etkilendiğim şarkıları söyleyip oraya koyuyordum. Bir yandan da üniversite sınavlarına hazırlanıyordum. Her öğrenci gibi, benim için de çok çalkantılı bir dönemdi. Okuldan eve gelip ekipmanı kuruyor, kayıt almaya başlıyordum. Nasıl olduğunu anlamadan altı saat geçmiş oluyordu. İnsanın kafasını boşaltması, enerjisini güzel bir şeye kanalize etmesi anlamında çok güzel bir şans…”

Kendisini Soundcloud döneminden beri takip edenler bilir ama biz bilmeyenleri aydınlatalım, “Daphead” Harry Potter hayranlarının kendisine taktığı isimden türemiş ve o şekilde yer edinmiş bir kelime. Paylaşım platformlarında iyi tepkiler alan, ufak ufak bir kitle edinmeye başlayan Tekin; 2015 yılında Ahmet Kaya‘nın “Beni Vur” isimli şarkısına yaptığı coverla oldukça dikkat çekti. Ancak Deniz Tekin için asıl serüven, Sofar ile başladı. “Böyle” kaydının Youtube üzerinden paylaşılmasıyla bambaşka bir boyuta atladı yolculuğu. Evde kayıt alan bir öğrenci olmaktan, müzikteki yeni dalganın öncülerinden biri olmaya uzanan serüveni şu sözlerle ifade ediyor Deniz Tekin:

“Liseye başladığımdan beri Soundcloud’a (bir online müzik paylaşım platformu) kayıtlar atıyorum. Bir gün Sofar’dan Eda Abla (Eda Demir, Sofar Sounds İstanbul direktörü) Facebook’tan mesaj atıp bir ev konserinde çalmam için beni İstanbul’a davet etti. Annem ve babamla atlayıp geldik. O gece Cihangir’de bir konsere katıldım, gece Antep’e döndüm. Ertesi gün üniversite sınavına girdim. O konserden sonra bir kitle oluşmaya başladı. Bir grup kurduk, konserler verdik. Sonra da albüm teklifi geldi. Aslında hayatımda çok da fazla bir şey değişmedi. Günlük rutinim aynı. Sadece hayatıma yeni bir sosyal kimlik eklendi.”

Gaziantep’ten İstanbul’a gelişi ise üniversite sebebiyle oluyor. Boğaziçi Üniversitesinde, Batı Dilleri ve Edebiyatı bölümünde eğitim görmeye başlıyor Deniz Tekin. Eğitim açısından müziğin de bir seçenek olduğunu söylüyor. Ama teknik kısımlar yerine üretme kısmıyla ilgili olduğunu söylüyor, ilerisi için de “Neden olmasın?” diyerek bir açık kapı bırakıyor.

2017 yılında henüz 19 yaşındayken dokuz şarkıdan oluşan “Kozakuluçka” albümünü yayınladı. Albümde vokal performansının yanı sıra söz yazarı ve besteci olarak da öne çıkan Deniz Tekin, bu açıdan da kendini kanıtladı. Kozakuluçka albümünün daha detaylı incelemesine buradanerişebilirsiniz. Albümde Ahmet Kaya ve Yusuf Hayaloğlu gibi isimlerin seslendirdiği “Beni Vur” adlı şarkıyı yorumladı ve bu parça, Youtube üzerinden 21 milyon kez dinlendi. Kendisinin patlamasına vesile olan şarkının, Ahmet Kaya eseri olmasından dolayı kendisine Ahmet Kaya’nın özel olup olmadığı soruldu bir röportajda, cevabı çok net:

“Elimden geldiğince araştırdığım, hakkında ne bulduysam okumaya çalıştığım, olaylara yaklaşımını, karakterini çok beğendiğim insandır. Bazı şeylere çok yumuşak ama bir o kadar da tutarlı yaklaşan biri. Çok severim…”

 

Deniz Tekin ilk albümünden ilk video klibini, söz ve bestesi kendisine ait “Bende Bir Problem Var” şarkısına çekti. Çağlar Kanzık yönetmenliğinde kamera karşısına geçen Tekin’in, iki günde tamamlanan çekimleri İstanbul’da gerçekleşti. Albüm dinleyenlere ulaşmaya başladıktan sonra İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya gibi büyük şehirlerde konserler verdi.

Her ne kadar albümde kendisine ait, özgün şarkılar bulunsa da dinleyicilerin beklentisi başlarda farklı oldu. Başlarda cover yaparak bize ulaşan her isim gibi, Deniz Tekin de “ daha fazla cover” talebiyle karşılaşmış bir dönem. Bu konuda da nahifliğini konuşturan Deniz Tekin’in olaya yaklaşımı şöyle:

“Konserlerde ‘Neden daha çok cover çalmıyorsun?’ diyorlar. Soundcloud’da çok fazla cover olduğu için herhalde öyle bir beklenti oluşuyor. Genelde kimseyi kırmamaya çalışıyoruz. Hem kendi şarkılarımızı çalıyoruz hem cover. Ama benim içimden geçen şey; zaman içine cover’ları azaltmak, kendi şarkılarımıza ağırlık vermek. Her müzisyen cover yaparak başlıyor. Bildiğin şarkıları çalarak, imitasyon yoluyla öğreniyorsun. Ama uzun vadede bunu bırakmak lazım. Ben de kendi şarkılarımla anılmayı daha çok isterim.”

 

“Müzik bence kızgın kumlardan serin sulara koşulması, kar-kış bir günde şömine yanan bir eve girilmesi; müzik insanın kendine yakışanı giymesidir”

 

Ülkede sanatın herhangi bir dalına gönül vermek zor. Sanatını dilediğin gibi icra etmek, statü uğruna fedakarlık yapmadan, ekonomik kaygılara teslim olmadan ilerlemek, kendin olarak var olmak ise daha da zor. Markalaşmanın, ana akımlara boyun eğerek var olmanın özgün olmadığı ama neredeyse mecburi olduğu bir sektörde, kimseye eyvallah demeden bir albüme sahip olan Deniz Tekin ülkedeki müzik paylaşım platformları, statü ve markalaşma akımlarını şöyle izah ediyor:

“Bir hedefe kilitlenmiş, ünlü olmayı kafasına koymuş insanlar için durum Unkapanı zamanı da zordu, şimdi de zor. Ama ‘Ben müziğimi en iyi şekilde keyif de alarak yapıyorum’ diyen biri için o kadar zor değil. Eskiden insanların kendilerini ortaya koymak için büyük markalara ihtiyaçları vardı. Ona da kimse cesaret edemiyordu. Cesaret edenlerin de çok azı hedefine ulaşıyordu. Ama internete bir şey koymak, dostlarınla paylaşmak çok daha kolay, daha az özgüven gerektirmeyen bir şey. Soundcloud, MySpace, Youtube vb. platformlar ‘Üçüncü Yeniler’ de dediğimiz yeni bir müzik akımının var olmasına vesile olmuş durumda. Ana akım markalarda da bunu destekleyen bir eğilim var. Bir potansiyel görüyorlar sanırım. AR-GE olarak bakıyorlar. Farklı bir mekanizma var çünkü burada. Hatta şöyle diyelim; mekanizma yok. Bu, büyük şirketleri afallattı. O yüzden ‘Zaten bir şeyler yapıyorsunuz; oluyor, yapmaya devam edin’ gibi bir yaklaşımları var. Sosyal medya/Müzik platformları üzerinden zaten birilerine ulaşabildiğimizi görüyorlar.”

 

Hal bu olunca statü edinmekten, ne yapacağını planlamaktan kaçınan Deniz Tekin; “Neden olmasın”cı bir bakış açısıyla ilerliyor ve kendiyle yarışmaya gayret ediyormuş. Müziği bir iş olmanın çok ötesinde gördüğü ortaya çıkan işlerden de belli. Kendisine müzik tanımı sorulduğunda “Müzik bence kızgın kumlardan serin sulara koşulması, kar-kış bir günde şömine yanan bir eve girilmesi; müzik insanın kendine yakışanı giymesidir.” diyor.

Müziğe bu kadar tutkulu bakmasının yanı sıra, müziğin önce öykünmek, sonra özgünleşerek devam etmek gibi bir süreci olduğunu düşünüyor. Her duygunun yaşanarak yazılamayacağını ifade eden Tekin için, asıl mesele anlatacak bir şey olması. Bunun yanı sıra konunun karşıya anlatılabilmesi. Müzik insanların duygularını çözebilmek, hareketlerini gözlemleyebilmek ve bunların sentezini yamak üzerine yoğunlaşan bir iş Tekin’e göre. Müzikle derdini anlattığını belirten Tekin için müzik, kendini ifade edebilme biçimi.

Derdini anlatırken yapmacıklıktan, sahtelikten bir hayli uzak; duru bir tarzı var Deniz Tekin’in. Sahneye şaşaalı kostümler, ağır makyaj, davet saçıyla katılmıyor. Özel bir imajı yok. Tökezlediği anlarla dalga geçebiliyor. Hatta bu tip falsolarını anı olarak anlatıyor, gülüp geçiyor. Kendi deyişiyle “kasmıyor”. Starlık müessesi sorulunca da diyor ki:

“Bence artık star’lık diye bir şey pek kalmadı. Sahneye gran-tuvalet çıkalım, hadi saçımızı yaptıralım, çok güzel görünelim. Böyle şeyler yok artık. Bunun yapıldığı bir dönem vardı, o da başka bir yoldu. Ama bugün böyle olması gerekiyor bence. Bir buçuk sene öncesine kadar sokakta kimsenin tanımadığı bir insandım. Hâlâ da -tamam normalin üzerinde bir tanınırlık var ama- öyle aman aman bir durum yok. Neden çok abartılı bir durum varmış gibi davranayım ki sahneye çıktığımda? O ‘Ben bir şey oldum’ hissi insan psikolojisi açısından çok sağlıklı değil. Arkadaşlarımla birlikte sahneye çıkıp müzik yapıyoruz işte. O kadar. Şarkı sözlerini de unutabiliyorsun. Heyecanlanıyorsun çünkü. Bununla dalga geçmek de çok doğal değil mi?”

 

Sahne almak dışındaki hayatında neler yaptığı, nelerden hoşlandığı, “Deniz” olarak keyif aldığı ve korktuğu şeylerden de bahsediyor Deniz Tekin:

“Beşiktaş ve Kadıköy’deyiz genelde. Grup arkadaşlarımla çok yakınız. Müzikle ilgili bir şey yapmasak bile görüşürüz. Ev arkadaşlarım okuldan… Bu aralar çok kitap okumaya başladım. Klasikleri okuyorum. Stefan Zweig’ın hikâyelerine sardım. Dostoyevski’nin ‘Budala’sını aldım bir de. Müzikte de enstrümantalist projelere bakıyorum, fusion jazz falan… Akademik hayatımı ister istemez biraz ihmal ettim, seneye dengelemeye çalışacağım. Denge zaten çok sevdiğim bir kelime.”

 Ölmekten değil ama, ölürsem biriyle dargın ölmekten çok korkarım. Yağmur sonrası şehrin sesi farklı geliyor, tam anlatamıyorum ama o değişik gelen sesi çok seviyorum.

Sektörde “Üçüncü Yeniler” olarak bilinen bu yeni akım müzisyenlerle nasıl bir ilişkisi olduğuna gelirsek, bilindiği üzere Dolu Kadehi Ters Tut ile ortak bir proje yaptılar zaten. Can Ozan’la birlikte “Kahveler Bizden”e verdiği bir röportajı var. Onun dışında Sedef Sebüktekin, Can Kazaz, Yüzyüzeyken Konuşuruz keyif aldığı isimler arasında. Rap müziğin yükselişte olduğu bir dönemdeyiz malum. Rap müziğe de oldukça ilgili Deniz Tekin. Rap müzikte de Ağaçkakanı dinlemeyi seviyor. Hatta bir röportajda rap söylerken yakalıyoruz kendisini.

Yakın zamanda içinde yer aldığı “Susamam” projesi ile sosyal meselelere olan alakasını bir kez daha gördük Deniz Tekin’in. Ülkedeki kalp kıran hadiselerin ardı arkasının kesilmediği bir döneme denk gelen Deniz Tekin’e, bu olaylar hakkındaki görüşü ve “Ben Bugün Ülkemden Gitmek İstedim” eserinin hikayesi soruluyor:

“Gezi’de insanlar ‘O şekilde yaşama, bu yasak, onu yaptığın için şöyle bir insansın’ düşüncesine karşı durdular. Son 10 yılda hayat tarzına çok ciddi bir müdahale var. ‘Şöyle yaşayan insanlar böyledir’ gibi bir kategorizasyon var. Buna karşı çıktılar. Yeni dalgada da müzisyenler ‘Benim anlatmak istediğim bu. Bunu törpülemeden, filtrelemeden anlatacağım’ dediler. Her ikisinde de seni yontmaya çalışan güce ‘Ben öyle olmayacağım’ diyorsun. Böyle bir analoji kurabilirim. İnsanlar şu an çok garip bir psikolojide. Açık iletişim kurmamız, samimi olmamız gerektiği konusunda hemfikiriz. Eskiden bir konseri iptal etmemek tepki çekerdi. Şu anda insanlar yaşamak istiyor.

 

Şarkıda bahsedilen gün, 17 Temmuz. Darbe girişiminin iki gün sonrası. Arkadaşlarımızdan birinin evinde toplandık. Sabaha kadar Reuters, CNN falan izledik. Üç gün evden çıkmadık. Ne olduğunu anlayamıyorsun. Fiziksel anlamda bir vahşet yaşanıyor. Herhangi bir insanın o psikolojiden çok kolay kurtulabilmesi mümkün değil. Ülkedeki herkes biraz post travmatik stres bozukluğu yaşıyor bence.

Gerçekten gitmeyi düşündüm çünkü üretkenlik anlamında kendimi çok aktif hissettiğim bir yaşta, ilk defa bunun çok da bir anlamının olmayabileceği gerçeğiyle karşı karşıya kaldım. Ve ilk defa gitsem mi acaba dedim ama işte şarkıda da dediğim gibi bütün sevdiklerim burada, ne yapacaksın… Çok tartışılan bir konudur ya bu; “Beğenmiyorlarsa gitsinler” denir. Bence gitmeyi düşünen insana kızmamak gerek. Genç bir insanın içinde onu ülkesinden uzaklaşmaya itecek, küstürecek bir güdünün doğması çok üzücü bir şey. Kimse doğduğu, büyüdüğü yeri elitistlikten bırakmaz. Zorunda kalmıştır. Gençlerin kafasından bunun geçmesi, burada alan bulamıyor olması, orada daha iyi bir alternatifin olması… Buna kızmak yerine bunları düşünmek gerek ama ben umutluyum. Çünkü bu tür dönemler dünya üzerinde daha önce de yaşandı. İçi hava dolu bir balon gibi düşün, bir taraftan sıkarsan öbür taraftan şişer. Böyle dönemlerin dünya kültürel gelişimine katkısı olabilecek, çok verimli bir dönem olduğuna, çok büyük fikri aydınlanmalara yol açabileceğini düşünüyorum.”

 

 

Müziğinin yanı sıra düşünceleri, bu düşünceleri ifade ediş biçimi de kendisine hayran olunacak derecede net, samimi ve dürüst. Kendisini saklamıyor, gelişmesi gereken yönlerini kendisi belirtiyor. Deniz Tekin gibi öz güvenli, öz eleştiri yapabilen, pozitif, yetenekli, ışıl genç müzisyenlerimizin daha da artmasını yürekten isterim ben. Çünkü her açıdan çetin bir coğrafyanın insanlarıyız ve bununla mücadele ederken sanat; bilhassa müzik çok güçlü bir ilaç bizler için. Deniz Tekin sıcacık, huzur veren sesiyle bizlere resmen dinginlik aşılıyor, alıp çok uzaklara götürüyor bizi. Umarız kendisi çok uzun yıllar aynı tutkuyla, aynı samimiyetle eserler vermeye devam eder. İyi ki varsın Daphead!

Kaynaklar: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here