Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
91

Eğer ki siz de 1980-2000 yılları arasında doğmuş bir Y kuşağı (Millenials) üyesi iseniz, depresyon ile mücadele etmeniz veya mücadele eden birini tanımanız yüksek bir ihtimal. Depresyon, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından ”çağın en yaygın hastalığı” olarak gösteriliyor. Depresyon kavramını basitçe özetlemek gerekirse ”sürekli mutsuzluk ve normalde insanların keyif aldığı aktivitelere olan ilgi kaybı” diyebiliriz.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2015 yılı verilerine göre dünyada 322 milyonun üzerinde insan depresyon ile yaşıyor. Bu rakam 2005 verileri ile karşılaştırıldığında ise hasta sayısında %18‘in üstünde bir artış görülüyor. Buna karşılık olarak hükümetler sağlık bütçelerinin yalnızca %3‘ünü ruhsal sağlık programlarına ayırıyor. Peki Y Jenerasyonundaki bu göze batan ruh sağlığı sorunlarının temellerinde neler yatıyor?

Finansal Belirsizlik ve Gelecek Kaygısı

Y kuşağı, 1929 Dünya Ekonomik Buhranından sonraki en büyük finansal gelecek tehlikesi ile karşı karşıya. Bu finansal belirsizlik beraberinde gelecek kaygısını da getiriyor. ABD’de yapılan araştırmalar da Y kuşağının finansal güvensizliklerinin ve gelecek kaygılarının yersiz olmadığını gösteriyor:

  • Y kuşağı üyeleri, ebeveynlerine kıyasla en az %300 daha fazla öğrenci kredisi kullanıyor. (Kaynak: The College Board, Trends in Student Aid 2013. Calculations based on average per-student borrowing in 1980 and 2010.)
  • Y kuşağı, 1975’te yaşayan genç yetişkinlerle kıyaslandığında ev sahibi olma ihtimalleri %50 daha az. (Kaynak: U.S. Census, young adults ages 24-35.)
  • Her 5 Y kuşağı üyesinden 1 tanesi yoksulluk sınırında yaşıyor. (Kaynak: U.S. Census, young adults ages 18-34.)
Ülkemizde de sürekli artan nüfus yoğunluğu ve bu oranı yakalamayan iş imkanları ile beraber, X kuşağında işsizlik oranları %7-8 arasında iken Y kuşağı için bu oran %10‘un üzerine sabitlenmiş durumda. Bu da ülke nüfusunun %30‘undan fazlasını oluşturulan Y kuşağının, kısıtlı iş imkanlarından faydalanmak için eğitim sürelerini uzatmalarına sebep oluyor. Ayrıca genç yetişkinler, işe önceki kuşaklara kıyasla daha düşük ücretler ile başlıyor. Hepsini toparladığımızda ise Y kuşağının evlenmek, ev sahibi olmak, çocuk sahibi olmak gibi eylemleri önceki tüm jenerasyonlardan daha fazla ertelediğini görüyoruz.

İnternet Çağına Giriş ve Sosyal Medya Kültürü

Y kuşağının diğer bir talihsizliği ise yakın tarihin en büyük değişimlerinden birine adapte olma zorunlulukları idi. Ülkemizdeki ilk internet kullanımı 1993 yılında gerçekleşse de, yaygınlaşması 2000’lerin başına denk geliyor. Bu sebeple çoğu Y kuşağı üyesi birey, çocukluk yıllarını internet olmadan geçirdi. Aynı zaman diliminde cep telefonu kullanımının yaygınlaşması ve ilk akıllı telefonların çıkması, dönemin genç ve genç yetişkinlerini alışık olmadıkları bir dünyanın içine çekti. Bu gelişmelerin devamında sosyal medya kavramı günlük yaşantımızın içerisine girdi.

Sosyal medya kullanımının yaygınlaşması, birçok sorunu da beraberinde getirdi. Dünya çapında onlarca genç maruz kaldıkları siber zorbalıklar gerekçesi ile intihar etti. Ayrıca televizyon yıldızlarının lüks hayatlarının sosyal medya üzerinden yayınlanması, birçok Y kuşağı üyesini depersonalizasyona sürükledi. Finansal olarak stabil olmayan Y kuşağı, sürekli özendirilen ”ideal” tüketim toplumuna ayak uydurmak için sanal kişilikler yaratmaya başladı. Bunun temelinde ise toplum tarafından kabul görmek ve beğenilme arzusu yatıyordu. Sosyal medyada yaşıtlarının abartılı, gerçekçi olmayan paylaşımlarına tanık olan genç yetişkinler; başkalarının çok daha mutlu ve başarılı bir yaşamları olduğu şeklinde çarpık düşüncelere kapıldı.

Kaynak: Statista Infographic on ”Children’s mental health problems”

Yukarıdaki infografiğe baktığımızda, ebeveynlere yöneltilen ”Çocuklar neden ruhsal sağlık problemlerine daha yatkın?” sorusuna verilen cevapları görüyoruz. Pittsburgh Üniversitesinin 2016’da yaptığı araştırmanın sonuçları da bu cevapları destekler nitelikte. Araştırmaya göre sosyal medyayı sıklıkla kullanan genç yetişkinlerin, az kullananlara oranla 2.7 katı depresyona daha eğimli oldukları görüldü. Ayrıca kullanım süresi daha uzun olanlar da kısa süreli kullanıcılara oranla 1.7 kat daha depresif. Genç erişkinler, sosyal medyada yaşıtlarının ”son derece idealize edilmiş” hayatlarını görüp kıskançlık duyuyor. Ayrıca sosyal medyada bu paylaşımlara harcadıkları zaman, bireyde vaktini boşa harcama duygusu oluşturuyor. Bu da genel ruh halini olumsuz etkiliyor.

İnternet Memeleri ve Dadaizm

Y kuşağı, internet ve sosyal medya kültürü içerisinde büyürken kendilerine özgün bir dışa vurum şekli geliştirdiler. ”İnternet memeleri” denen bu trend başlarda masum gözükse de, zaman içerisinde depresif genç erişkinlerin dokunuşları ile farklı bir hal aldı. Gitgide kara mizaha yönelen internet memeleri, günümüzde saldırganlaşmak ile beraber, intihar şakaları ve ölüm arzusu gibi konuları da işlemeye başladı. Bu hareketi yüzyıllık bir akım olan Dadaizm‘e benzetebiliriz. Birinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan Dadaistler, yaşadıkları hayal kırıklıklarını sanatta mantık ve estetik yerine absürtlük ve mantıksızlığı işleyerek ortaya koymuşlardı. 1950’lerdeki Soğuk Savaş döneminde ise tüketim kültürü ve kitle iletişim araçlarına tepki olarak Yeni Dada akımı doğdu.

Huzur ve refah sözü verilen Y Kuşağı, bunların tam tersini aldı. Bulundukları finansal bunalım, gelecek kaygısı ve sosyal medya bağımlılığı birleşince de ortaya ekstrem internet memeleri çıkmaya başladı. Çamaşır suyu içmekten tutun, deterjan kapsülleri yemeye kadar uzanan trendler sosyal medyayı sardı. Sürekli kendini dipte ve depresif gören nesil, bu tarz memelerin de etkisi ile hayata olan ilgisini daha da kaybetmeye başladı. Yani gerçeklerden kaçmak için başvurulan internet memeleri, zamanla mutsuz Y kuşağının gerçeklerine dönüşebiliyor.

 

Kaynaklar: WHO, TÜİK, 1, 2, 3

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
91

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here