Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
82

Bu yazıda “I Killed My Mother”, “Heartbeats” ve “Mommy” gibi filmleriyle geçtiğimiz senelerde isminden sıkça bahsettiren ve hemen her filmiyle ödüllere doyamayıp büyük bir hayran kitlesi kazanan özellikle de “queer” sinema içinde kendine yer edinen Xavier Dolan’ın filmlerini ve sinematografisine genel bir bir bakışla ele alacağız.

Dolan aslında oldukça genç bir yönetmen fakat yaşına rağmen şimdiden kendine has bir tarz oluşturdu diyebiliriz. Hatta bu tarz oluşturmanın ötesinde insanlar Dolan’ın auteurlüğünü tartışır hale geldi. Sık sık film çeken ve her filmine kendi üslubuyla imza atan Dolan’ın filmleri genelde queer kimlik, delilik, aşk ve “coming of age” diye adlandırdığımız gençlik temaları etrafında şekilleniyor.

Bence Dolan’ın kısa sürede elde ettiği bu başarının arkasında senaryolarından çok kullandığı estetik yatıyor. Dolan’ın senaryoları ilk filmi “I Killed My Mother”dan beri (Laurence Anyways’i dışarda bırakacak olursak) aslında pek de değişir nitelikte ya da çok katmanlı, çok derinlikli senaryolar değil. Genç olması itibariyle çoğunlukla kendi yaşamından ya da karakterinden ilham aldığını filmlerinde hissedebiliyoruz. Ve filmlerin genelde kısıtlı birkaç tema etrafında şekillendiğini düşünürsek senaryoların çok katmanlı olmayışı da filmografisindeki filmlerin metin bakımından benzerlik oranlarını artırıyor. Fakat buna rağmen Dolan her filmiyle olay yaratmayı başarıyor. Bunun temel sebebi kendine ait bir görsel dil oluşturması ve oluşturduğu görsel dilin içinde yaşadığımız post-modern dünyaya, tüketim toplumuna hitap edecek nitelikte olması.

Dolan’ın filmlerinde melodramdan öte gelen bir akışkanlık var, fakat sıkça yaptığı ve her seferinde izler kitle tarafından beğenilen en önemli nokta genelde kullandığı “fragmental” sahneleri. Sinemada fragmental olarak isimlendirdiğimiz sahneler filmin genel akışından kopuk araya giren sahnelerdir, bu sahneler film akışı içerisinden çıkarılsa da film ana metninden bir şey kaybetmez ve fragmental olan sahnelerin filmin bütünündeki teknik ve estetik ile birebir uyumlu kurulmuş olması gerekmez.

Örneğin, Dolan ilk kez “I Killed My Mother” filminde fragmental sahne kullanıyor. Sonrasında bu müzik eşliğinde izlediğimiz klip-reklam vari sahneler Dolan’ın alametifarikası haline geliyor ve çektiği hemen her filmde benzeri sahneler karşımıza çıkmaya başlıyor. Bu ilk filminde kendisinin canlandırdığı ana karakter Hubert ve sevgilisinin evi boyadıkları ve seviştikleri arkada ise Noir Desir’in “Vive La Fete” şarkısının çaldığı oldukça akılda kalan bir sahne var. Bu sahne filmden kopuk izlendiğinde pekala bir reklam filmi ya da klip olabilecek nitelikte bir sahne. Yine aynı şekilde Heartbeats ve Mommy filmlerinde de fazlasıyla müzik eşliğinde film evreninden kopup izlediğimiz klip niteliği taşıyan sahneler var.

Bu film içine yerleştirilen fragmental sahneler bir yana Dolan film genelinde de kurduğu evren, kullandığı renkler ve karakterleri giydirme tercihleri ile aslında bize bir filmden çok katalog gösteriyor. Kendine ait estetik algısını, stilini filmin içine fazlasıyla döşemesi karakter ve olayları sürekli olarak stil üzerinden yansıtması ve kurması Dolan’ın sinematografisini reklam estetiği diyebileceğimiz bir noktaya taşıyor. Ve aslında izler kitle de filmleri, Dolan’ın senaryolarını çok özgün olarak nitelendiremeyeceğimiz için, çoğunlukla filmdeki “stil”e yakın hissederek izliyor ve beğeniyor.

Dolan’ın auteurlüğünün henüz eline teslim edilmemesinin nedeni de bana sorarsanız sıkça kullandığı fragmental sahneler ve reklam estetiğinden ötürü. Auteur yönetmenlerin oturmuş tarzının yanı sıra Dolan’ın estetik anlayışına göre kurduğu filmleri aslında onun henüz arayışı süren bir yönetmen kimliğine sahip olduğunu gösteriyor.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
82

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here