Taş Devri’nden bu yana kadınlara aşkın bir göstergesi olarak mücevher hediye ediliyor. Cleopatra’nın Mark Antony’nin gözlerini kamaştırdığı, bugün hala bir yerlerde olması gereken değerli taşlar ve Windsor düşeslerinden birinin mücevherlerinin satışa çıkarıldığı bir açık artırma sizce de yeri yerinden oynatan bir aşkın parıldayan hatırlatıcısı değil mi?

Tarih boyunca mücevherler destansı aşkların bir sembolü olarak bizlere sunuldu. Elizabeth Taylor’ın erkekler ve elmaslarla olan tutkulu aşk ilişkisi muazzam bir mücevher koleksiyonu ile sonuçlandı. Bu mücevherlerin muhtemelen en savurgan olanı ise Taylor’ın bir değil iki kere evleneceği Richard Burton tarafından ona armağan edilmişti.

Yine Burton’ın Liz Taylor’a hediyelerinden biri olan altından elmas ve zümrüt taşlarla bezenmiş Barquerolles Lion kolyesi, 30 Kasım’da Milano’da açılacak olan Van Cleef & Arpels sergisinin en önemli parçası olarak yer alacak. 1971’de tasarlanan kolye, Venedik kapı tokmaklarından esinlenmiş ve yaka formunu oluşturan kısmı ışıl ışıl bir aslan yelesi tasviri süslüyor. “Aşkın dünyadaki en güçlü enerji olduğuna inanıyorum.” diyen Alba Cappellieri, Milano Politeknik Üniversitesi’nde (Politecnico di Milano) mücevher ve aksesuar tasarımı profesörü ve aynı zamanda serginin küratörü. Cappellieri, 1906 yılına dek uzanan parçaları üç tema üzerinden kategorize etmiş; zaman, doğa ve aşk. “Van Cleef & Arpels mücevherleri 20. Yüzyılın masalsı aşk öykülerinden bazılarını aşkın armağanları ve sembolleriyle etkisi altına aldı.” diye devam ediyor Alba Cappellieri.

Sergideki bir başka görkemli kolye de model Sarah Croker Poole ile Prens Karim Aga Khan IV aşkının ışıldayan simgesi. 1969’daki düğün törenleri için tasarlanmış olan egzotik parça, 745 elmas ve 18. yüzyıla ait 44 adet zümrüt işlemesinden oluşuyor.

1956 yılında ise Grace Kelly’ye düğün gününde müstakbel eşi Monako Prensi Rainier III tarafından Van Cleef & Arpels tasarımı, inci ve elmaslarla süslenmiş bir set hediye edildi. Bundan 20 yıl sonra marka, Prenses Grace’in kızı Caroline’ın düğününde giymesi için elmas bir taç tasarladı ve bu parça da Milano’daki sergide yer alıyor.

Efsanevi aşk hikâyelerinin de yansıtıldığı sergide yaklaşık olarak 1951 yılına uzanan bir çift toka bulunuyor. Altın bir tele iliştirilen yakut, safir ve zümrüt toka Juliet’in saçlarında, onun başı ise hafifçe öne eğilmiş, Romeo onun karşısında diz çökmüş bir şekilde…

Bu tarz harikalar yaratmak zor bir sanat. Kalıcı bir etki yaratırken aynı zamanda moda olanı yansıtan bir mücevher üretmek, sonsuz ve gelip geçici olan arasındaki dengeyi kurmak oldukça karmaşık. Bir taraf diğerinden ağır basmaya başladığında, elde edilen sonucun duygusal değerini ve gelecek potansiyelini kaybetmesi an meselesi. Bu yüzden en zamansız parçalar, ebedi güzellik ve zamanın içinde anlık bir cazibeden oluşur. Sergideki 400 kreasyon da Van Cleef & Arpels’in tam olarak bunu nasıl başardığı ile ilgili.

Marka, arşiv dokümanları, guaş tasarımları ve el çizimleriyle birlikte tasarım sürecini gözler önüne sermiş. 1937 yılından, bir zamanlar Maria Callas’a ait olan nefes kesici yakut ve elmas kaplamalı bir çift toka ve modernist bilekliklerle Van Cleef & Arpels mücevherlerinin mimari, dans ve moda gibi diğer artistik disiplinlerle kesiştiği noktalar belirtilmiş. Kısacası, tasarımlarının üretildikleri dönem içindeki ruhu yansıtmayı amaçlamışlar. İkinci Dünya Savaşı sırasında ayrıcalıklı olanların bile oldukça karanlık günlerden geçtiği bir dönemde tasarlanan “Little Winged Fairy” isimli yakut, zümrüt ve elmas kaplamalı toka, umut ve neşeyi sembolize ediyor.

Peki ya bu koleksiyonda Alba Cappellieri’nin en sevdiği parça hangisi? Ustalıkla yapılmış safir, zümrüt ve yakutlarla bezenmiş ikonik örgü altın zincirden fermuar formunda bir kolye! “Yüksek kalite altın işçiliği ile fermuarın fonksiyonelliğini ustaca birleştiren bir tasarım” olduğunu söylüyor ve ekliyor “Adeta ilk görüşte aşktı.”

Kaynak

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here