Her öğrenci sınav haftasında “şu sınavlar bitsin şunu yapacağım bunu yapacağım” diye uzun uzun listeler hazırlar. Sonra da kendini yatakta yatarak tavanı izlerken bulur niyeyse. Çoğu zaman sınavların verdiği stres ve bunalmışlık ile planlar yapmış olsak bile kabul edelim ki hazırlanan planların bir çoğu yapılmıyor, sadece plan olarak kalıyorlar. Vize haftasının verdiği yoğun tempoya tam alışmışken sınavlar bitince büyük bir boşluğa düşüyor insan. Ben nasıl vakit geçirebilirim diye düşünüp duruyor. Dertlere derman olmaya geldik ve sizler için vize haftasının yorgunluğunu attıracak, zihninizdeki kalabalığı boşaltmanıza yardımcı olacak okuma kitapları tavsiyesi ile karşınızdayız. Çok da abartmamak lazım diyerek şimdilik 10 ile sınırlı tuttuk bu sayıyı.

Böylesine yoğun bir haftadan sonra tempodan biraz uzaklaşarak hikayesi dingin ve sayfa sayısı da makul olan kitaplarla başlayalım listemize.

1. Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog – Osman Çakmakçı

Daha henüz bitirmiş olduğum bir kitap kendisi. Yazar kitabında konuşmanın imkansız olduğunu ancak yine de konuşmamanın daha imkansız olacağını söylüyor. Bunun için ise konuşmanın nasıl daha makul ve sağlıklı hala getirilebileceğinden bahsediyor. Konuşmanın dilden başlamadığını, dilimizin bizleri sınırladığını, konuşmanın ancak ilk basamağı olan duyarlık alanının genişletilmesiyle mümkün olacağını söylüyor. Eserinde bol bol sanattan bahsedip, sanata daha çok önem vermemiz gerektiğini vurguluyor. 71 sayfadan oluşan eser, karşılıklı diyalog halinde yazılmış ve içerisinde psikolojik çizimlere yer verilmiştir.

“Konuşmak imkansızdır, bu kesin. Ama işte bunun için konuşmak gerekir.”

2. Huzursuz Bacak – Mustafa Kutlu

Mustafa Kutlu’nun öykülerinin akıcılığını ve öykücülüğü yeniden yorumlayış tarzının bilmeyeniniz var ise bu eserle başlayabilirsiniz. 160 sayfalık eser, halk dili ve olay örgüsünün günümüz şartlarına yakınlığı ile akıcılık kazanıyor. Gençliğinde devletinin davası için çabalamış, geçen zamanda yurt dışına öğrenimi için gitmiş ve yıllar sonra tekrar ülkesine dönmüş olan Ömer Faruk’un hikayesidir eser. Yeniden ülkesine dönen karakterimiz ülkesinin halinin daha kötüye gittiğini görmesi ile her defasında daha üzülür ve bu üzüntü hali onda huzursuz bacak sendromunun başlamasına sebep olur. Hikayesi oldukça sade anlatılan eserde karakterin kendi içinde yaptığı tahliller, durum değerlendirmeleri ve karşılaştığı durumlar karşısındaki hayal kırıklığı gibi nitelikleriyle eserin Kutlu’nun en iyi öyküleri arasında olduğunu söyleyebiliriz.

“Yeter ki insan kaybolmasın, insan bozulmasın. Eşyayı, etrafı yenilersin, düzeltirsin ama bozulan insanı düzeltmek zordur; kim bilir kaç nesil alır.”

3. Uğultulu Tepeler – Emily Bronte

Zihnimiz dingin kitaplarımızla yeterince dinlendi ise biraz daha olay örgüsü karmaşıklaşan eserlere yer vermek istiyorum. İşte uğultulu tepeler tam da böyle bir roman. Saplantılı bir aşk hikayesi. Küçük yaşlarda doğan bir aşkın zamanla nefrete dönüşmesi ve hırsları uğruna kendini kaybeden bir karakterin öyküsü. Aşkı uğruna her şeyi yapabilecekken artık intikamı uğruna aşkına duyduğu öfkeyi ve bir türlü duvarlarını yıkıp kavuşamayan çiftimizi ele alıyor eser. Bu denli yoğun bir aşk ile büyük bir öfke bir araya gelince sonunun ne kadar iyi olabileceğini görüyoruz kitabın sonunda. Dünya klasikleri arasında yer alan eser, oldukça kalın olmasıyla birlikte olay örgüsünün başarılı bir şekilde ele alınışı kitabı bir çırpıda bitirmenizi sağlıyor.

“İnsanı insan yapan, yüzüne güzellik katan ve onu sevdiren tek şey kalbinin temizliğidir. Yoksa hepimiz aynıyız, etten ve kemikten oluşmuş bedenleriz.”

4. Düşüş – Albert Camus

Oradan oraya koştuğumuz, bir sürü yeni karakterle tanışıp diyalog kurduğumuz bir kitap ise beklentiniz henüz daha oralara gelmiş değiliz. Çünkü bu eserin mekanı ve kişileri değişmiyor. Eser karakterin barda yanındaki bir yabancıyla ettiği sohbeti ele alıyor. Kitaplarından tanıdığımız kadarıyla Camus, bulduğu her fırsatta modern dünyayı eleştiren ve kendine orada bir yer bulamayan bir yazardır. Bu özelliklerini Düşüş’te de görmek mümkün. Bu kitap, özgün bir anlatım ve kurguyla, derin düşünce tahlillerine yer vererek modern dünyayı ve insanlarını sorgular ve çirkinliklerini sergiler. Bu dünyadan olmayan ancak dünya da yaşamaya mecbur olan bizlere ayna tutar. Kitap kalın olmamasıyla beraber okuduğunuz her sayfada sizi düşündürmeyi başaran bir niteliğe ve zenginliğe sahip.

“Ben de onlar gibiyim, kuşkusuz, aynı kumaştanız hepimiz. Yine de benim bunu bilmek gibi bir üstünlüğüm var, bu da bana konuşma hakkı veriyor.”

5. Fahrenheit 451 – Ray Bradbury

İşte şimdi sıra biraz hareket etmeye geldi. Dinlenen zihnimize biraz hareket katma vakti. Bilimkurgu kitapları hayal gücümüzü aktifleştirme ve etkin kullanmada çok etkilidir. Fahrenheit 451 de bir bilimkurgu kitabıdır. Günümüzden çok sonları bir zamanı ele alan eserde, insanlarımızın tek aktivitesi evlerinin salonlarındaki büyük ekran televizyonlarını seyretmek ve oradan iletişim kurmaktır. Kitaplar yasaktır ve onlar insanları kötüye sürükler. Böylesine insana zarar veren kitapları yok etmek için ise görevli itfaiyeciler vardır. Ancak onlar ateşi söndürmez, kitapları ateşe verirler. Eser böyle bir kurguya sahiptir. Kitaptaki itfaiyeci olan baş karakterin bir gün yan komşusu ile tanışması ve kitaplar hakkındaki fikirlerinin değişmesiyle başlar tüm hikaye. Yıllardır ateşe verdiği kitaplara merak duymaya başlayan karakter bu ilgisinin peşinden gider ve tüm hikaye böylece başlar. Günümüzden uzaklığı ve var olan sabitelerimizden farklı oluşu kitabı çekici kılan özelliklerinden biri.

“İyi yazarlar genellikle hayatın gerçeklerine dokunurlardı. Bu bakımdan kitaplardan neden bu kadar nefret edildiğini, korkulduğunu anlıyor musunuz? Hayatın gerçek yönlerini veriyorlar.”

5. Yıldız Gezgini – Jack London

İşte bir bilimkurgu kitabı daha. Yine bizleri olduğumuz andan çok uzaklara götürecek bir eser. Başarılı ve saygın bir akademisyen yanlış bir cinayete karışması ile idam mahkumu olur. İdamına günler kala işkence ceketinin içinde yaşadığı acıyı azaltmak için yaptığı otohipnoz ve trans denemeleri sonucunda defalarca reenkarne olduğunu keşfeder. Gardiyanların acıdan bayıldığını düşündükleri bedenin ruhu reenkarne olması ile hiç de orada değildir aslında. Böylesi ilginç bir konuyu ele alan eser aynı zamanda “adalet” kavramına da eleştiriler getirir. Reenkarne sırasında yaşadığı maceralar ve hipnoz denemeleri sırasında ki deneyimleri okura merak uyandırır yapıdadır.

“Ben can vermem. Yalnızca beden can verir ve beden “ben” demek değildir.”

6. Küçüğe Bir Dondurma – Tuna Kiremitçi

Çerezlik diyebileceğimiz, bir çırpıda okunabilecek bir kitap. Son zamanlarda şarkılarıyla tanıyor olsak da Tuna Kiremitçi’yi, onun yazar yönünü bu eserle tanıyabiliriz. Sade ve basit bir anlatıma sahip olan eser bir babanın geç kalınmış bir çağrısını ele alıyor. Bir babanın oğluna söylemek istediklerini anlatan kitabı okurken yeri geliyor oğul oluyor nasihat alıyorsunuz, yeri geliyor baba oluyor nasihat veriyorsunuz.

“Gün gelir, hayatımızda bir yabancı olduğunu fark ederiz. daha doğrusu, o güne kadar tanıdığımızı sandığımız kişi ansızın bir yabancıya dönüşür. Bu yabancı babamızdır.”

7. Bulantı – Jean Paul Sartre

Yazarın ilk romanı olmasıyla beraber varoluşçu düşüncenin temel kitaplarındandır. Kitap içeriği ile yoğun bir anlatıma sahiptir ve her bir sayfasında okuru ciddi bir şekilde düşündürme çabasındadır. Eser, baş karakterin dünyaya karşı duyduğu tiksintiden bahseder. Karakterin sahip olduğu tiksinti duygusu sadece dış dünyaya değil aynı zamanda kendi bedenine karşı da hissettiği bir durumdur. Bazı uzmanlar kitabın bazı kimselerce okunmasının doğru olmadığını söylüyorlar. Gerçekten de eser günlük dille anlatılmış olmasına rağmen içeriğinin yoğunluğu sebebiyle sağlıklı bir zihne sahip bir okura ihtiyaç duyuyor.

“Anlamıyorum Tanrım, hepsi birden aynı şeyi düşünmeye neden bu kadar önem veriyorlar. Balık gözlü, içedönük görünen, uzlaşamayacakları bir insan geçmeyegörsün aralarından, başları çevriliyor hemen.”

8. Kırmızı Saçlı Kadın – Orhan Pamuk

Manevi babasıyla kuyuculuk yapan liseli bir gencin hiç tanımadığı kırmızı saçlı bir kadına karşı duyduğu sarsıcı aşk hikayesidir. Genel çerçeve de bu kadar basit anlatılsa da aslında liseli genç olan Cem’in yanlışlıkla manevi babasını öldürdüğünü sanarak senelerce acı çekmesi ve yıllar sonra kendi çocuğu tarafından babasını istemeden öldürdüğünü sandığı kuyunun başında vurularak aynı kuyuya düşmesi vaka zinciri üzerinde kurgulanmıştır. Hikaye sarsıcı olaylar ve tesadüfler zincirinden oluşur.

“İstemediğim konuları bazen düşünmemeyi başarabiliyordum. Bazen da tam tersi oluyor,düşünmeyi istemediğim bir resmi ya da kelimeyi aklımdan hiç çıkaramıyordum.”

9. Ya Tahammül Ya Sefer – Mustafa Kutlu

Dilinin sadeliği ve hikayelerinin akıcılığı ile bir Kutlu eseri daha. Mustafa Kutlu’nun adını bir yerden duydum sanki diyorsanız eminim ki bu eseri ile duymuşsunuzdur. Kutlu eserinde, “dava”larını yürüten insanların birbirleriyle kurdukları dostlukları, paylaştıkları fikirleri ve bu insanların dostluklarına verdikleri değer sayesinde hayatlarının bir mana kazanabileceği düşüncesine sahip olmalarından bahsediyor. Eser, yakın geçmişimizde böyle insanların nasıl bir araya geldiklerini, sonra nasıl dağıldıklarını anlatıyor. Bu insanların yaşadıkları acılardan bahsediyor.

“İçimde olması gereken bir şeyin kaybından hangi mağaraların ücrasında saklandığımı, oradan hiç çıkmamak üzere kendime davalar aradığımı anlıyorum. Her şeyi tamamlayacak olan o şey.
Ancak onunla var olabilirim. Irmak bir başlangıç. Bir düş. Ama bir yol ve bir yoldaş. Ne tabiat parçası, ne çiftlik hayali. Ne kaçıp gitmek, ne ekip biçmek. Sefer de içimde, tahammül de.”

10. İçe Dönüklerin Sessiz Gücü – Sylvia Loehken

Listemize bir kişisel gelişim kitabı ile son vermek istedim. Kimisine hitap ederken kimisinin ilgisini çekmeyebilir ancak başlığa aldanmamak gerek. Eser içe dönük insanları tanımlamak ile başlayarak içe dönük insanların hayatlarını kolaylaştıracak ipuçları vererek devam eder. Eserin söylediği gibi siz içedönük biri olmasanız da hayatınızda böyle biri var olabilir bu yüzden herkesin okuması gereken bir kitaptır. Eser hayat ile ilgili verdiği ipuçlarını iş, evlilik, çocuklarla ilişkiler olmak üzere bir çok alanda ele alıyor. Boş bir haftasonunuzu değerlendirmek için harika bir kişisel gelişim kitabı.

“Dışadönükler arasındaki iletişime aşırı değer verilen bir dünyada sessiz insanların yapabildiği, başarabildiği ve sunduğu şeylerin arada kaynayıp gitmesi çok kolaydır.”

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here