Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
5

Popüler sanat alanında İnci Küpeli Kız eseriyle bilinen Johannes Vermeer’in 1666-1667 yılları arasında tamamladığı Resim Alegorisi adlı eseri ressamın asıl başyapıtı niteliğindedir.

Vermeer, Barok tarzındaki bu eserinde, resim yapmakta olan bir ressamı ve onun modelini resmetmiştir. Eser, atlattığı türlü badireler, içerdiği gizli imgeler ve kullanılan olağanüstü ışık tekniği sayesinde resim sanatında eşsiz bir yer edinmeyi başarmıştır.

1632 yılında Hollanda’nın Delft kentinde dünyaya gelen sanatçı, genç yaşta Catharina Bolnes ile yaptığı evliliğinden 11 çocuk sahibi olur. Bu kalabalık aileyi geçindirmek için çok çalışması gerekse de, o dönemlerde resimden para kazanmak oldukça zordur. Ancak buna aldırış etmeden üretmeye devam eden sanatçının eserlerinde, evin gürültülü ve hareketli yapısının aksine oldukça dingin ve sakinleştirici bir hava hakimdir.

Dönemin zengin ailelerinin, dinsel ve mitolojik ögelerden çok halktan kesimin günlük hayatını konu edinen tablolarla evlerini süslemesi, ressamlar arasında rekabet ortamı oluşturur. Vermeer ise bu dönemde rakiplerinden üstün gelebilmek için tüm yeteneğini ortaya koyarak ev içi görünümlerde uzmanlaşmayı tercih eder.

Süt Döken Kadın 1658-1660

Potansiyel müşterilerin, ressamları eserlerini üretirken izlemek için ziyaret etmesi o dönemlerde oldukça popüler bir etkinliktir. 1663 yılının yazında Fransız bir diplomat, bu tarz bir ziyaretle Vermeer’in kapısını çaldığında, elinde referans olarak gösterebileceği hiçbir eseri yoktur. Diplomat ile yaşadığı bu talihsiz durumun ardından hırslanan Vermeer, bir süre sonra Resim Alegorisi adlı bu başyapıtını ortaya çıkarır.

Küçük boyutlarda resmettiği İnci Küpeli Kız ve Terazi Tutan Kadın gibi eserlerinin aksine Resim Alegorisi’nde 120cmx100cm ölçülerinde büyük bir boyutta çalışmayı tercih eder. Kendisi için oldukça önemli bir yere sahip olan ve yaşadığı zor zamanlara rağmen asla satmaya çalışmadığı bu eseri 6 ay gibi uzun bir sürede tamamlar. Resim yaparak para kazanmaya çalışan orta gelirli bir ressamın, hiçbir zaman satmayı düşünmediği bir esere bu kadar zaman harcaması alışılagelen bir durum değildir. Bundan dolayı ressamın bu eseri öz eseri olarak gördüğü ve biricik kabul ettiği düşünülebilir.

Resmi incelemeye başlayacak olursak, ilk gördüğümüz bir resim atölyesine konuk olduğumuzdur. Solda kıvrılarak açılan perde, arkasından içeride olup bitenleri usulca izleyen seyircileri selamlamaktadır. Adeta bir tiyatro sahnesini andıran bu görüntü bize birbirinden farklı birçok şey anlatmaktadır.

Resimlerinde tek bir kadın figür kullanmayı alışkanlık haline getiren Vermeer’in bu eserinde de kadın bir figüre rastlamaktayız. Ancak bu sefer model yalnız değil, onu resmetmekte olan ressamı da arkası dönük olarak görüyoruz.

Mavi elbise giymiş model, gözlerini utangaç bir biçimde hem ressamdan hem de seyirciden kaçırıyor gibi görünüyor. Elinde bir trompet ve kitap tutan bu kadın, aynı zamanda defne yapraklarından yapılmış bir taç da takmaktadır. Modelin güzel kıyafetine paralel olarak ressamın da dönemin son modasına uygun kıyafetler giydiğini görebiliyoruz. Şerit şerit uzanan kıvrımlı yeleği ve zarif şapkasıyla çalışan ressamın bu özenli görüntüsü, işine ne kadar önem verdiğini gösterir niteliktedir.

Aynı zamanda masanın üstünde bulunan maske ve duvarda yer alan harita, heykel ve baskı sanatlarına yapılan imgeler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Vermeer ışığı en iyi şekilde kullanan ressamlardan biri olarak bu eserinde de etkileyici bir ışık kullanımına imza atmıştır. Modelin yüzüne vuran ışık, aynı zamanda masanın üstünü, yerdeki karoları aydınlatmakta hatta sandalyenin metal yüzeylerinden bile ufak bir parıltıyla görülmektedir.

Vermeer’in diğer eserleri incelendiğinde resimlerinde bazı değişikliklere gittiği ve çizdiği motifleri kapatarak resimden çıkardığı fark edilmiştir. Ancak Resim Alegorisi’nde bu duruma rastlanmaz. Hatta öncelikle çizmesi beklenen arkadaki duvarı, öndeki şamdan avize ve iskemleden sonra işlemeyi tercih etmiştir. Bu durum da Vermeer’in bu eser için kusursuz bir plan hazırladığı ve ona en iyi şekilde bağlı kaldığı söylenebilir.

Vermeer’in çoğu eserinde mevcut olan bu derinliği yakalamak için hangi tekniklere başvurduğu halen tam olarak anlaşılamamıştır. Ressamın hangi tekniği kullandığına dair farklı ihtimaller üzerinde durulmaktadır.

Bunların ilki; fotoğraf makinesinin icadından çok uzun zaman önce geliştirilen Camera Obscura adlı aletin kullanılmış olması ihtimalidir. Kara kutu olarak da bilinen bu alet tıpkı fotoğraf makinesi gibi, üç boyutlu nesneleri iki boyutlu görüntülere dönüştürmek için kullanılırdı. Arkada yer alan haritanın orijinal ölçülerine birebir uyması ve nesnelerin gerçekçi işlenmesi akıllara Vermeer’in bu cihazı kullandığı ihtimalini getirmektedir.

Ancak yerde bulunan karoların, o dönemde yaşayan orta gelirli bir ressamın atölyesinde bulunamayacak kadar pahalı ürünler olması, betimlenen bu anın ressamın kurgusu olabileceğini düşündürmektedir. Aynı zamanda ressam ve modelin orantısız bir biçimde resmedilmiş olması bu anın ve mekanın gerçek olamayacağını düşündüren ikinci ihtimali güçlendirir niteliktedir.

Resimde fark edilen dikkat çekici bir diğer unsur ise; duvarın üstünde, modelin elinin hemen altında görülmektedir. Resmin orijinal halinde görülen bu ufak deliğe, Vermeer’in 17 eserinde daha rastlanmaktadır. Bu delik o zamanlar sıkça kullanılan bir tekniğe hizmet etmektedir. Bu tekniğe göre deliğe ucuna ip bağlanmış bir raptiye yerleştirilir. Ardından ip tebeşirlenip gerildiğinde, perspektifte gerekli hizalamayı yapmak için kullanılır. Vermeer bu teknik sayesinde resimdeki nesneleri kusursuz bir perspektifle yerleştirmeyi başarmıştır.

Ayrıca uzun yıllar boyunca modelin elindeki nesneler gibi imgesel ögeler açıklanamamıştır. Ta ki Fransız bir sanat tarihçisi resimdeki modelle ilgili ilginç bir gerçeği ortaya çıkarana kadar. Tarihi kişiler hakkında bir semboller sözlüğü olan Cesare Ripa’nın Iconologia adlı eserinde bir elinde trompet, diğer elinde kitap tutan, defne yapraklarından yapılmış bir taç takan kişi Kleio adlı bir ilham perisi olarak anlatılmaktadır. Elinde tuttuğu trompet şanı simgelerken, kitap bilgelik anlamı taşımaktadır. Defne yaprağından yapılan taç ise, zafer ve sonsuz hayatı simgelemektedir. Resimdeki ressamın da Kleio’yu tacından başlayarak resmettiği görülmektedir.

Katolik bir Flaman olan Vermeer’in, bu alegorik figür dışında avizede kullandığı çift başlı kartal imgesi de Katolik Habsburg Hanedanlığı’nı temsil etmektedir. Şamdanda mum olmaması ise, bu hanedanlığın Hollanda üzerindeki etkisini yitirmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca arkadaki duvarda yer alan harita da Katolik Hollanda’nın haritasıdır.

Vermeer 1675 yılında hayatını kaybettikten sonra eser, eşi tarafından uzunca bir süre saklanmıştır. Tekrar gün yüzüne çıkması ise, yerel rakiplerinden biri olan Pieter de Hooch’un Vermeer’in imzası üzerine kendi imzasını atarak eseri satmasıyla olur.

Ardından eserin Vermeer’e ait olduğunun ortaya çıkması ve fotoğrafçılığın yayılmasıyla resmin önemi anlaşılır. 20. yüzyıla gelindiğinde ise eser, Viyana’nın en saygı değer sanat eseri olmayı başarır. Ancak olaylar bununla sınırlı kalmaz ve İkinci Dünya Savaşı’nda Almanların Avusturya’yı işgalinden sonra tarihin doymak bilmeyen en azılı sanat koleksiyoncusu tarafından ele geçirilir. Bu kişi Hitler’den başkası değildir. Hitler, eseri Münih’e götürerek ileride planladığı devasa sanat galerisinin bir parçası olması için, 8 bini aşkın diğer eserle beraber saklar. Hitler’in ölümünden sonra eserlerin sahiplerine iletilmesi sayesinde Resim Alegorisi de Viyana’ya geri döner.

Günümüzde Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nde sergilenen Vermeer’in bu biricik eseri, atlattığı türlü badirelerin ardından tüm gizemi ve güzelliğiyle yeni seyircilerini beklemektedir.

Kaynak: 1, 2, 3,

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
5

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here