Bu içerik Emircan Demir tarafından seslendirilmiştir. Wannart’a bu katkısından dolayı kendisine bir teşekkürü borç biliriz. Emircan Demir’i Twitter ve Instagram‘dan takip edebilirsiniz. İyi dinlemeler.

Hollandalı Barok ressam Johannes Vermeer’in, 42.5×38 cm. boyutlarında kanvas üzerine yağlı boya ile yaptığı “Terazi Tutan Kadın” adlı eserini, 1664-1665 yılları arasında tamamladığı tahmin edilmektedir.

Genellikle günlük yaşamdan konular seçtiğini ve iç mekanlarda çalıştığını bildiğimiz Vermeer, bu eserinde de seyirciye günlük hayattan bir sahne sunmaktadır. Ancak diğer eserleri incelendiğinde görüleceği gibi Vermeer, bu sıradan konulara gizli anlamlar yüklemek konusunda son derece başarılı bir sanatçı. Öyle ki, sanat tarihçilerinin bu anlamlar üzerine yaptığı tartışmalar ve incelemeler günümüzde halen devam etmektedir.

Artık kilise için eserler üretmeyi bırakan ressamlar, 17. yüzyılda zengin tüccar sınıfındaki kişiler için çalışmalarına devam ediyordu. Vermeer de, bu sınıfa eserler üreterek geçimini sağlayan ressamlardan biriydi. Yaşadığı tüm imkansızlıklara rağmen satmadığı ve gizli anlamlarla dolu olan “Resim Alegorisi” adlı eserinden ise, başka bir yazımızda bahsetmiştik.

Oldukça sakin bir atmosferin bizi karşıladığı bu eseri incelemeye başlayacak olursak, içeriye az miktarda ışığın süzüldüğü bir odada olduğumuzu hemen fark ediyoruz. Ama bu ışık, aydınlatması gereken detayların üzerine o kadar güzel bir şekilde dökülüyor ki, bunun bilinçli bir tercih olduğunu rahatlıkla anlayabiliyoruz.

Eserin odak noktasında, kıyafetlerinden dolayı o dönemde Hollanda’da bulunan üst düzey bir tüccar sınıfına mensup olduğunu düşündüğümüz bir kadın yer almaktadır. Modelin o dönemde bu sınıfa mensup kadınların ev içinde giydiği, son derece şık, kenarları kürklü mavi bir kıyafet giydiğini ve beyaz keçeden bir başlık taktığını görüyoruz. Kadının karnında görülen şişkinliği kimi uzmanlar hamile olmasına bağlarken, bazı uzmanlar ise; bunu o dönemde popüler olan ve mavi kıyafetin hemen altına giyilmiş olduğu görülen sarı elbiseyle ilişkilendirmektedir.

Kadının sağ elinde oldukça hassas görünen küçük bir teraziyi tuttuğunu ve sol elini de masanın üzerine koyduğunu görüyoruz. Hemen önündeki masanın üzerinde ise; açık kutular, sıralı inciler ve altın sikkeler bulunuyor.

Kadının hemen karşısındaki duvarda, resimde görülen hafif ışığın kaynağı olan bir pencere, ayna olduğu tahmin edilen bir obje ve arkasında ise, oldukça gizemli bir tablo yer alıyor.

Peki bunca farklı obje ve kavram ile Vermeer seyirciye ne anlatmak istiyor olabilir?

Bir alegori olduğu düşünülen bu eserin ilk kataloglaması sırasında yapılan açıklamada terazide altın ya da inci bulunduğu yazılmasına karşın, ilerleyen yıllarda yapılan mikroskobik araştırmalara göre terazinin iki kefesinin de boş olduğu tespit edilmiştir. Vermeer uzmanı Arthur K. Wheelock Jr. ise, genç kadının terazinin dengeye gelerek durulmasını beklediğine inanıyor.

Terazide maddi varlıklarını tartmaya hazırlanan bu kadının hemen arkasında yer aldığını söylediğimiz tabloyu incelediğimizde ise; ellerini göğe doğru açmış İsa’yı görüyoruz. Tablonun hemen alt kısmında, gelmiş geçmiş tüm ruhların temsiline rastlıyoruz. İsa’nın sağında kutsanmışlar, solunda ise lanetlenmişler yer alıyor. Tüm bunların birleşimi sonucunda, görmekte olduğumuz tablonun kıyamet gününün bir tasviri olduğu son derece açık. Kadının başı da kutsanmışlar ve lanetlenmişler arasındaki boşlukta duruyor.

Önündeki masada yer alan maddi varlıklarla, arkadaki tabloda yer alan maneviyat duygusunun yarattığı tezatlığa birçok sanat eserinde rastlamak mümkün. Eserdeki kadının tuttuğu terazi belki de bu iki kavramı, maddi ve manevi dünyayı dengelemek için bir imge olabilir.

Sanat tarihçileri arkadaki tablonun hangi eser olduğu konusunda birçok araştırma yapmış olmalarına karşın net bir sonuca ulaşamamıştır. Ancak Pieter J. van Thiel tarafından önerilen bir olasılığa göre; 16. yüzyıl Flaman ressamlarından biri olan Jacob de Backer’ın “Son Yargı” adlı eseri, tablo ile oldukça büyük benzerlikler göstermektedir.

Resimdeki teknik detaylara bakacak olursak; uzmanlar, birleşme noktasının kadının sağ elinin serçe parmağından geçtiğini ve resmin merkezinin ise terazinin tam üstünde odaklandığını düşünmektedir. Ayrıca oldukça kontrollü bir renk kompozisyonun kullanıldığı söylenebilir. Perdedeki altın rengin arkadaki tablonun kenarlıklarında ve masadaki sıralı incilerde devam ettiği görülmektedir.

Ayrıca kadının üstünde yer alan kıyafetin maviliği ile resmin kenarında doğal bir sınır olarak konumlandırılmış olan örtünün rengi benzerlik göstermektedir. Yapılan araştırmalarda Vermeer’in diğer eserlerinde de rastladığımız bu mavi rengi elde etmek için, siyah ve doğal ultramarin mavisini kullandığı ortaya çıkmıştır.

Tüm bunların dışında kadının karşısında yer alan aynanın neyi temsil ettiği halen tam olarak bulunamamıştır. Hatta ayna olup olmadığı konusunda da ciddi fikir ayrılıkları bulunmaktadır. Ancak söz konusu obje bir ayna ise; Vermeer bununla neyi vurgulamak istemiş olabilir?

Eğer bu obje bir ayna ise; resimdeki kadının hafifçe başını kaldırması, maddi varlıklarına yönelttiği yüzüyle karşılaşması için yeterli olacaktır. Resim sanatında aynanın kendini bilmeyi ve gerçekliği temsil ettiği düşünüldüğünde, kadının kendi gerçekliğiyle karşılaşacağını düşünebiliriz. Bu gerçeklik, kadının maddi ve manevi varlıkları arasında denge kurma sorumluluğunu aktarıyor olabilir.

Ressam böylelikle seyircinin kendisine de, bu iki tezat kavramsal yapı arasında yargılamada bulunmasını ve bir dengeye kavuşmasını öğütlüyor gibi görünmektedir. Hristiyan inancının kutsal temsili olan; kiliseye resim yapmayı bırakarak artık maddi kaynakların sembolü olan; tüccarlara resim yapmayı başlayan sanatçılar düşünüldüğünde, bu göndermenin daha da mantıklı bir zemine oturduğunu söyleyebiliriz.

Eser yorumlanırken her ne kadar 17.yüzyıldaki Hollanda şartları ve yaşamı düşünülerek hareket edilmeye çalışılsa da, eserin neler anlattığı konusunda sadece tahminler yürütülebilir. Belki de, bunca tahminin dışında hala fark edemediğimiz detaylar ve anlamlar mevcuttur. Vermeer’in gizemli bir alegori ile denge kurma çabasını anlatan bu eseri, günümüzde Washington Ulusal Galerisi’nde sergilenmektedir.

Kaynak: 1, 2, 3,

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here