Yazıyı okumadan önce lütfen gözlerini kapatıp eseri bir kere dinleyin ve hissedin, daha sonra da bırakın Debussy eşlik etsin size. Keyifli okumalar!

Herkesin kulağı aşinadır, Debussy’nin ünlü eseri “Clair de Lune”ün huzurla başlayıp sonrasında bizi mateme, umuda ve kaosa yolcu eden ezgisine. Eserin başında insanın ruhu yumuşar, eserin ezgisi adeta kulaklarımızı doldurur, sakinliğe davet eder bizi. Sonrasında acı bir tını çalınır kulağımıza, biraz dikkatli dinleyen herkes fark eder acının o saniyede notalara yansımasını. Clair de Lune’ü dinleyen kişi, esere kendini kaptırmaktan alıkoymalıdır kendini. Kaptırdığı an takip edemez artık onu, halbuki ezgisinde onlarca farklı duygu barındırır eser. Acıdan sonra sakinleşmesini bekler insan ezginin, bir süre sakinleşir hatta. Dinleyicisine dinlenme süresi bırakır eser. Sonrasında yavaş yavaş tırmanan gerilimi hissederiz. Kulaklarımızdan beynimize doğru çıkışını duyumsar insan. Debussy oradadır artık, beyninizin içindedir. İnsanın hissettiği her hissi neredeyse 6 dakika gibi kısacık bir zaman dilimine sığdırmayı başarmıştır.

Eser, Verlaine’in aynı adlı şiirinden esinlenilerek bestelenmiştir. Bu şiir ne yazık ki hala dilimize kazandırılmamıştır. Debussy’nin ünlü eserinin her ne kadar ünlü şair Verlaine’in şiirinden esinlenildiği söylense de bana göre Debussy’yi bu eseri yazmaya asıl teşvik eden Verlaine’in çalkantılı ruhudur. Paul Verlaine 19. yüzyıl Fransız şiirinin hatta dünya şiirinin en önemli isimlerinden biriydi. Arthur Rimbaud ile birlikte şiirde yaptıkları devrim yıllarca birçok sanatçıyı etkiledi. İkilinin edebi devrimlerinin yanı sıra, birbirlerine karşı olan devrimleri ise şiirlerinin kaynağı olarak değerlendirildi yıllar sonra.

Paul Verlaine

Kimilerine göre Rimbaud bir fırtınaydı, Verlaine ise Rimbaud hayatına girmeden önce sakin bir denizdi. Bana göre ikisi de yolunu kaybetmiş iki rüzgardı ve birbirilerini buldukları andan itibaren beraber esmeye başladılar. Bir süre sonra öylesine bütünleştiler ki birbirilerinden ayrılırlarsa birer esintiden fazlası olamayacaklarını fark ettiler. Ayrılırlarsa ağacın yaprağını bile kımıldatmaya yetmeyecekti ikisinin de gücü.

Verlaine, narin bir ruhtu, sakin bir rüzgardı Rimbaud’dan önce. Rimbaud gerçekten bir fırtınaydı. Verlaine, disiplinli çocukluğundan ardından gelen sıkıcı bir hayat sürüyordu, evliydi. Rimbaud ise hayatının en uçarı döneminiydi, Verlaine belki de bu nedenle karşı koyamadı Rimbaud’ya. Siyah beyaz hayatına giren bir gökkuşağı olarak değerlendi Rimbaud’yu. Karısını terk etti. İkili arasındaki döngüye girmiş bir saman aleviydi. Bir anda yanıp sönen bir tutku ve her sönüşün ardından kül olan iki büyük şair.

Arthur Rimbaud

İkili arasındaki döngü bir gün Verlaine ile birlikte kırıldı. Verlaine, Rimbaud’nun alaycı tavırlarına dayanamadı ve onu terk etti. Sonrasında Rimbaud: “Dön, dön artık, bir tanecik dost, dön” diye başlayan meşhur mektubu yazdı ancak Verlaine geri dönmedi. Aralarındaki tartışma büyüdü ve Verlaine, Rimbaud’yu silahla yaraladı. İkili bu olaydan sonra küllerinden doğamadı, yolları artık birbirlerine çıkmadı.

Bu nedenle Debussy’nin Clair de Lune’ü yalnızca Verlaine’i barındırmaz içinde. Verlaine kadar Rimbaud da vardır ezgide. Verlaine’in aşkı buluşundaki huzurla başlar parça, hızlanan kalp atışlarıyla devam eder. Hiddete dönüşür zaman zaman, sesler yükselir, heyecan artar. Kasveti hissedersiniz kimi zaman. Her zaman oradadır ama Verlaine ve Rimbaud. Asla yalnız bırakmazlar sizi parça boyunca. Debussy bestelerken bunları yansıtmayı amaçlamamıştı belki bestesini yaparken ama benim kulağıma gelen bu oldu Clair de Lune’ü her dinleyişimde.

Claude Debussy

 

 

KAYNAKÇA: 12 ve 3

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here