Amerikalı rapçi Trippie Redd sanal dünyada bilinmezlikteyken bir yıldıza nasıl evrildi? Logic‘i kültleşmiş başarısından arenaları dolduracak birine dönüştüren şey ne? Bugün ele alacağımız asıl soru, “Müzik dünyasının önde gelen şirketleri geleceğin yıldızlarını nasıl tanımlıyor?” olacak.

Aslında bu sorunun cevabı zaman içinde dünya turlarının, bitmek bilmeyen reklam çalışmalarının etkisiyle hala değişmeye devam ediyordu. Şimdi ise şarkıcılar ve plak şirketleri kariyerlerini yükseğe taşıyacak yeni bir yol buldu: Veriler.

Albüm satışlarını, Billboard listelerini düşününce sayılar ve analizler hep müzik dünyasında kullanılan güçlü araçlardı. Sonrasında müziğin dijital platformlarda -tabiri yerindeyse- “tüketilen” bir materyale dönüşmesiyle insanların eline daha çok sayı, daha çok veri geçmeye başladı. Bu artan veriler iyi çıkış yapabilecek şarkıları yakalayabilmek, şarkıcıların kariyerlerini iyileştirmek ve müziğin kendi sesini bulmak için bile kullanılıyor.

Universal Music’in İsveç ayağında analiz yapan Anket Desai, müzik sektörüne ekonomi alanındaki eğitimini tamamladıktan sonra gelmiş ve Universal Music’teki ilk günlerini şöyle tanımlamış: “Yaratıcılığı odağına koymuş olan bir şirkette verilerle, analizlerle ve ekonomiyle ilişkisi olan tek insan bendim.”

Desai, Spotify üzerinde analiz yaparken; Logic’in 1.800.273.8255 parçasının dinleyicisinin normalde olması gereken yüzdelikten daha fazlasının, sanatçının şarkılarını kişisel çalma listelerine eklediğini ve şarkıları tekrar tekrar dinlediklerini keşfetti. Bu istatistikler de plak şirketinin, şarkıcının reklamına daha fazla yatırım yapması için yeterli oldu ve aslında karşılığını da aldılar. Şarkı, Billboard‘un meşhur Hot 100 listesinde 3 numara oldu.

Sonrasında Desai, aynı tarz bir ilginçliği Tove Lo‘nun dinlenme verilerinde buldu. Lo’nun parçalarından biri İsveç’te EDM (Electronic Dance Music) kategorisinde iyi bir yükseliş yakalamıştı; iki ay sonra Tove Lo, EDM sanatçısı olan Alesso ile yaptıkları “Heroes (We Could Be)” parçasını yayınladı ve şarkı Billboard’un bir başka listesi olan U.S Dance Club Songs‘ta 1 numara oldu.

Bu durumlardan da anlaşıldığı gibi veriler artık plak şirketlerinin yeni yıldızlarını bulması için öncelikli olarak başvurduğu bir araç haline geliyor. Mesela, kurucusu Shav Garg olan Indify -“music data platform (müzik veri platformu)” olarak tanımlanıyor-, müzik sektöründeki üst düzey insanların potansiyel yeni sanatçıları önceden tespit edebileceği ve yükselme potansiyeli olan sanatçılara yatırım yapabildiği biri platform. En başta böyle bir fikrin işeyip işleyemeyeceğini tahmin etmek zor olsa da erkenden keşfedilen bu sanatçılar arasında şu an her yerde şarkılarını duyabilmemizin mümkün olduğu Khalid de var.

Garg’a göre sanatçıların yaptığı müziği dinlemeden de onlar hakkında belli kanılara varmamız mümkün; eğer sanatçılar Youtube, Instagram ve Spotify gibi hesaplarında düzenli bir şekilde takipçi kazanmaya devam ediyorsa, onlar direkt olarak “yatırıma değer” kategorisinde sayılabilir. “Cross-platform growth” olarak adlandırılan bu durum kilit noktası olarak görülüyor. Bir diğer nokta ise yüklenen bu içerikler ne kadar beğeni alıyor veya gerçekten kaç kişi yüklenen videoları izliyor gibi soruların cevapları.

Gerard Rice da bu yayın akışına ve sosyal medyadaki rakamlara dikkat eden insanlardan biri, aynı zamanda Sony‘nin de ortağı olduğu Same Plate Entertainment’ın ticaret müdürü ve sanatçıların haftalık olarak verilerini çıkarmakla yükümlü. Mesela bu plak şirketine bağlı olan bir sanatçı eğer yemek pişirme videoları paylaşmak istiyorsa –bu arada bu gerçekten başına gelen bir durummuş- bu onun takipçilerinin ilgi alanını kapsayacak mı? Albümüne övgüler yazan hayranların tweetlerini retweetlemek ona gerçekten takipçi kazandıracak mı? Sanatçının online verilerine bakıldığında tur düzenlemenin en mantıklı olacağı yer neresidir? Hangi “streaming (yayın)” platformu sanatçıya daha fazla dinlenme sağlıyor? Son örnek için Rice, kendisinin ve sanatçının ekibinin bir karar vermesi gerektiğini söylüyor, yayın platformuna harcadıkları emeği ikiye mi katlamalılar yoksa diğer şarkıları yükseltmek için parayı o parçalara mı yatırmalılar?

Plak şirketlerinin etkileşim sayılarını arttırmak için kullandıkları bir diğer yöntem ise viral videolar kullanmak. Örnek vermek gerekirse; eğer bir şarkı sosyal medyada süregelen bir challange (akımlaşan meydan okumalar) ile bağdaşmışsa challange‘la ilgili olan şarkının dinlenmesini de arttırıyor, böylelikle kazanılan para da artmış oluyor. Peki, ilk başta şarkı nasıl viral oluyor? Süreç şöyle işliyor, TikTok gibi büyük platformlarda geniş bir takipçi kitlesi olan insanların bağlı olduğu ajanslarla iletişime geçiliyor ve sanatçılardan seçilen şarkıların videolarında kullanılmasını talep ediyorlar. Bu taktik bazen varolan bir challange’a ivme kazandırmak bazen de tamamen yeni bir trend başlatmak için kullanılabiliyor. Bu durumun etkileri, kullanılan şarkının dinlenmesini 20 milyondan 50 milyona çıkaracak kadar büyük olabiliyor.

Verilerin, bireysel artistlerin kariyerlerinin de ötesinde olan alanlarda etkisi var. Mesela Latin sanatçılar Facebook’ta çok fazla izleniyor. Yani eğer bir gün Latin bir sanatçının reklamı yapılacaksa Facebook üzerine düşülmesi gereken bir mecra oluyor.

Chartmetric isimli müzik veri analizi yapan şirketin kurucusu olan Sung Cho; yeni platformların ortaya çıkmasıyla birlikte insanların veriye olan ihtiyaçlarının değiştiğini, mesela Facebook‘un buna iyi bir örnek olduğunu, insanların artık ordaki arkadaş sayılarını önemsemediğini söylüyor. Chartmetric’in müzik verilerini transkript eden Jason Joven ise televizyona yapılan reklam yatırımlarının işe yarayıp yaramadığını da gösterdiğini söylüyor ve ekliyor: “Tüketiciler artık zamanın çoğunda kimi dinleyip dinlemediğinin bile farkında değil. Onlar genelde Apple Music’in “Today’s Hits” gibi listelerindeler. Bu yüzden sanatçının Wikipedia görüntülenmeleri bir televizyon şovuna çıktıktan sonra artıyorsa, bu genelde plak şirketleri/menajerlerin ve sanatçının “Sanırım programda söylediğim bir şey insanların ilgisini çekti” diye düşünmesine sebep oluyor.”

Bazen bir şarkının başarılı bir şekilde yeniden yorumlanarak seslendirilmesinin de şarkının orijinaline olan ilginin artmasını sağlayabiliyor. Bu duruma örnek olarak; Luh Kel‘in Wrong şarkısının dinlenmesi durup dururken Filipinler’de artmaya başlıyor ve sonradan fark ediliyor ki Filipinli biri bu şarkıyı yeniden seslendirmiş ve insanlar bu şarkının orijinalini merak edip araştırmaya başlamışlar. Bu durum ortaya çıktan sonra da şarkıcının reklam ekibi şarkının reklamını/tanıtımını yapmışlar, böylelikle şarkı Spotify’da Filipinler’in en çok dinlenenleri listesine çıkmış.

Verilere ulaşılabilmesi zamanla sanatçıların ve plak şirketlerinin viral olma potansiyeli olan anları yakalayabilmesine ve kimlerin şarkıları dinlediğini bulmalarına da yardımcı oluyor. Ama yayın akışı servislerinden gelen bu bilgiler, tabii ki sanatçılar ve plak şirketleri haricindeki herkese karşı anonimize ediliyor.

Müzik sektöründeki bazı insanlar demografinin de önemli olduğunu; mesela daha yaşlı dinleyici kitlesinin daha az “maceraperest” olduğunu ve eğer sanatçının dinleyici kitlesinin yaş ortalaması yüksekse, müziklerini ulaştırmak için genç bir fan kitlesine sahip olan sanatçılardan daha çok emek harcaması gerektiğini söylüyorlar.

Son olarak sektördeki çoğu insan, iyi bir iş ortaya çıkarmak için kullanılacak olan verilerin, iş tamamlanana kadar geçecek olan zamanda gözler önüne serilmemesi gerektiğini söylüyor. Aksi takdirde zaten şu an herkes popüler olanın peşinde giderken ortaya Drake veya Ariana Grande gibi revaçta olan sanatçılara birebir benzer şarkılardan başka şeyler dinleyememiş oluruz.

Orijinal metin: https://www.complex.com/music/2019/09/data-changing-music-industry

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here