Ormana gitme dediler. Ormana gitme
Neden gitmeyecekmişim? Gece neden ormana gitmemem gerekiyormuş diye yanıtladı.
Orada senin gibi insanları yiyen koca bir kurt yaşar. Ormana gitme, gitme. Çok ciddiyim.
Doğal olarak, kız ormana gitti. Bir şekilde ormana gitti ve tabii ki onu daha önce ikaz etmiş oldukları gibi, kurtla karşılaştı.
Bak sana söylemiştik diye böbürlendiler.
Bu benim hayatım, peri masalı değil, sizi gidi ahmaklar dedi. Ormana gitmem gerek ve kurtla karşılaşmam gerek, yoksa hayatım asla başlamayacak

Uzattığı saçlarını duygularını saklamak için kullanan kadınların, vahşi kadına, içsel vahşi doğalarına dönmesi için yazılmış bir kitaptır gibi bir tanım yapabilir miyim, emin değilim. Her şeyden önce, Kurtlarla Koşan Kadınlar asla bir kişisel gelişim kitabı değil. Ucuz anlatıların ve buna bağlı yönlendirmelerin olduğu ”nasıl yapabilirim” türevi ipuçları bulabileceğiniz bir eser de.

Feminist Okumalar temasında okunacak öncelikli rehber belki. Kadınların içgüdüsel doğası üzerine yirmi beş yıllık bir çalışma, vahşi kadın arketipine dair mit ve öykülerin çözümlemesini içeren bir derleme…

Ayrıntı Yayınları‘nın ağır kitaplar serisinde bulunması tesadüf değil; oldukça keskin öğretilerle dolu, uzun çözümlemeler içerisinde okurun kaybolması muhtemel, onlarca farklı kaynaktan yararlanılarak yazılmış bir başyapıt, başucu kitabı.

Övgü dolu sözlerime hiç durmadan devam edebilirim, kitap beni neredeyse tamamen tatmin etti, doyurdu ve iyileştirdi. Cinsiyetsiz bir okur olma hayaline sahip bir birey olarak, ön yargılardan, öz deneyimlerimden bağımsız biçimde değerlendirdiğimde zihnimde yepyeni kapılar açmayı başardığını itiraf edebilirim. Clarissa Pinkola Estes, yılların birikimini aktarırken bazen tekrara düşse de kurtlar ile kadınlar arasındaki benzerlikleri ele alarak temellendirdiği anlatısında, evrensel bir eser yaratmayı başarmış.

”Kurtların ve kadınların kendilerini yanlış anlayanlar tarafından yok edilmesi çarpıcı bir benzerlik taşır” diyerek anlatıyor yazar kitabın temel aldığı benzetmeyi.

Canis Lupus ve Canis Rufus kurtlarına yönelik çalışmalarda, sağlıklı kurtlar ve sağlıklı kadınların belirli ruhsal karakteristikleri paylaştıklarını aktarıyor okuruna: keskin bir duyarlılık, oyuncu bir ruh ve yoğun bir kendini adama kapasitesi… Kurtlar ve kadınlar, doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar. Sezgileri çok güçlüdür, yavruları, eşleri ve sürüleriyle yoğun bir biçimde ilgilenirler. Sürekli değişen koşullara uyum sağlamakta deneyimlidirler; tuttuklarını koparmalarının yanında çok da cesurdurlar. Ancak ikisi de sürekli avlanmış, taciz edilmiş ve yanlış bir şekilde obur, son derece saldırgan hasımlarından daha az değerli görülmüştür.

Vahşi doğadan ayrılmak kadının sağlam, kunt, diri, hayat verici, yaratıcı, sadık ve göçebe kişiliğinin zayıflamasına, postu kolay deldiren, çelimsiz, sıçrayamayan, avlanamayan, doğuramayan, bir hayat yaratma yeteneğinden yoksun biri olarak yaşamasına sebep olmuştur.

Estes, bu iki paragraf arasındaki uçuruma jungçu psikanalist altyapısını, öykü analizlerini sığdırmış. Öncelikli olarak kadın okurlarının, kendi yaşamları için içgüdüsel doğalarını fark etmelerini, vücutlarının en ilginç yeteneklerini keşfetmelerini istiyor gibi bir hali var. Medeni hayatın türlü zehirlerine karşılık ise masalların hala mutlu sonla bitme ihtimalini panzehir olarak kullanıyor sanki.

Kurtların içgüdüsel hayatlarına sürekli referanslar vererek ölüm/hayat/ölüm isimli bir döngünün altını çiziyor sıklıkla. Buna göre, bu doğa, bir canlanma, gelişim, çöküş ve ölüm döngüsünden ibaret. Döngüyü her zaman izleyen yeniden canlanış fiziksel hayatı ve psikolojik hayatın bütününü yönlendiren, etkileyen bir güce sahip. Sevginin dahi bu döngüyü takip ettiğini ustalıkla anlatan yazar, bize ölümü her zaman daha fazla ölümün izlediğinin öğretilmesinin yanlış olduğunu savunuyor; ölümü bir çeşit yeni hayatların kuluçkası olarak görüyor.

Emma Watson‘ın Our Shared Shelf isimli feminist kitap kulübünde de okuma listesinde bu arada Kurtlarla Koşan Kadınlar.

Yazar, her ne kadar bir röportajında Bir kadın olduğum için kadınlara yönelik yazmayı tercih ettim, erkek olsaydım, ona göre yazardım demiş olsa bile, kitaptaki öğretilerin birçoğunun evrensel tarafı var. ”Zamanı geldiğinde zamanıdır. Hazır olmasanız bile, işleriniz bitmemiş olsa bile, bugün geminiz geliyor olsa bile. Zamanı geldiğinde zamanıdır” , ”Rahatlatma ile besleme arasındaki fark şudur: eğer karanlık bir dolapta tutuğunuz için hastalanan bir bitkiniz varsa ve ona yatıştırıcı sözler söylerseniz, bu rahatlatmadır. Eğer bitkiyi dolaptan çıkarıp güneşe koyarsanız, ona içeçek bir şeyler verirseniz ve sonra onunla konuşursanız, işte bu beslemedir” gibi cinsiyetsiz öğütlerin olduğu satırlarda, derin psikolojik sorguların, aile ilişkilerinin, ruhun karanlık ve aydınlık yüzünün kurcalandığını görmek mümkün.

Toplamda 20 masal/öykü içeren kitapta, anlatıların sonunda ödevler/metaforlar üzerinden analizler yapılıyor; Estes’in kendi hayatı ve hastalarıyla olan ilişkileri birkaç sayfa sonrasında kadın ruhunun haritasını okuruyla birlikte çıkarıyor. Yara izlerinden çekinmeyen, bağışlamanın evrelerini bilen, vahşi bir kadın olarak yetiştiriyor sizi kitap.

Kitabın kapağını kapattığınızda kendinizi ormana gitmekten korkmayan, ormana gitmezse hayatının asla başlamayacağını bilen sağlıklı bir kurt olarak buluyorsunuz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here