Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

Şüphesiz ki Paul Gauguin, uygar dünyada ilkel yaşam arayışı içerisinde olan bir sanatçıydı. Hayatı boyunca iyi bir iş adamı olarak kaldı. Borsacı olduğu dönemde ne kadar zeki ise sanatçıyken de bir o kadar zekiydi. Usta ressam borsadan iyi paralar kazandığı dönemde, kendi sınıfındaki insanlar gibi izlenimci resimler satın alıp koleksiyon yapmaya başladı. Bir süre sonra boş zamanlarını resim yaparak değerlendirmeye karar verdi. Eski ustaların Louvre Müzesi’ndeki yapıtlarını inceledi. Kendine kısa sürede bir yol çizecekti.

Suzanne Dikiş Dikiyor, 1880

Sanata olan yatkınlığını fark ettiğinde bir eşi ve beş çocuğu vardı. Fakat bu durum onu yıllardır düşlediği bohem yaşam ve kendi kişiliği ile tamamladığı, yoğurduğu sanat anlayışından vazgeçirmedi. Önceleri borsacı ve sanatçı olarak idame ettirdiği hayatı, 1882 yılında borsada yaşanan bunalımlarla sona erdi. Sonrasında iş arayışı içerisinde olsa da sanatçı olma kararlılığı iş konusunu önemsizleştirmişti. O sanatçı olmalı ve bohem hayatı düşlediği şekilde yaşamalıydı. Eşi Mette‘in bu durumun farkına varmasıyla Danimarka’ya, ailesinin yanına dönmesi bir oldu. Mette burada çocuklarını geçindirebilmek için Fransızca dersleri verecekti. Gauguin, eşini Danimarka’da yalnız bırakmadı, bir Fransız tekstil firmasında satış temsilcisi oldu ve sanat çalışmalarına devam etti. Orada bir sergi açtı. Resimlerinin beğenilmemesi üzerine çok geçmeden ailesini bu uzak kuzey ülkesinde bırakıp Paris’e döndü. Gauguin, ailesini gözden çıkardığında burjuva kesimini aşağılarken sırtını topluma dönmüştü. Avrupa eleştirmeni oldu, Tahiti‘nin sömürge yönetimine karşı direnişlere bile katılıyordu. Düşlediği hayatla süslediği idealist tavırları, kurnaz hesaplarını da barındırıyordu. Kendisi, burjuva kesimini yeren bir sanatçı olduğunu söylese de yaptığı resimleri kalbur üstü insanların beğenisine sunuyordu. İdealist tavrı, oğluna mühendislik okumasını, onun gibi sanatçı olup yoksulluk çekmemesini söylemesiyle son buluyordu.

Dans Eden Breton Kızlar, Pont-Aven,1888

Sanatçı yavaş yavaş gerçekleriyle yüzleşmişti. Oysa ”Burjuvalara özgü” işinden ayrılmayı çok istemişti, şimdi ise bunun zamansız olduğunu düşünüyordu. İstediği yaşamı kentte sürdüremeyince çareyi taşınmakta buldu. 1886 yazında Britanya’nın Atlantik kıyılarındaki küçük bir kasabaya, Pont-Aven‘e taşındı. Burada ucuz bir yaşam sürme hayaliyle gelen birçok sanatçıyla karşılaşmıştı. Arkada bıraktığı hayatının özlemini de çekiyordu, ama bu açığı daha çok çalışıp kendini bütünüyle resme vermesi ile kapatmıştı. Zamanla oradaki insanların saygısını da kazandı.

Pont-Aven’e taşındıktan iki yıl sonra yapmış olduğu Dans Eden Breton Kızlar tablosu, renk kullanımıyla izlenimciliğin etkilerini hala sürdürmekteydi. Sanatçı 1886 yılında gerçekleşen İzlenimciler Sergisi’nde on dokuz resim ile yer aldı. Monet, parıltılı şehir yaşamından izler taşıyan eserlerini sergilerken, Gauguin onun tam aksine daha yerleşik ve doğa ile iç içe gözlemlerde bulunduğu eserlerini izleyiciyle paylaşıyordu. Sanatçı formu öne çıkarma arayışını ilkelcilikte bulacağı kanısındaydı. Böylece rotasını tropik ve el değmemiş yerlere çevirdi. İlk durağı olan Panama‘da yapamayınca, Fransa’nın Karayipler’deki sömürgelerinden biri olan Martinik Adası‘na yerleşti.

Gölde, 1887

Kendini bulma yolunda İzlenimcilik ile başladığı sanat anlayışı, renk kullanımları ve form arayışlarıyla başka yönlere doğru gidiyordu. 1887 yılında Martinik Adası’na taşındığı zaman yaptığı Gölge tablosundaki renk kullanımı halen izlenimci yöntemlere uyma çabasının bir göstergesiydi.

Sanatçının tropik adalara olan tutkusu onun için uygarlıktan kaçış planı olsa da çocukluğunu Güney Amerika’da geçirmesinden doğan bir özlem duygusuydu. 1848 yılında Paris’te doğan Eugène Henri Paul Gauguin, bir yaşındayken ailesi ile birlikte Peru‘ya gitti. 1855’e kadar orada kalan sanatçı ailesinin Fransa’ya geri dönmesiyle değişik ülkeleri görebilmek için denizci oldu. 1872-1882 yılları arasında geçirdiği kentsoylu yaşamı, aslında hayatını durağan geçirdiği tek dönemdi.

Madeleine Bernard,1888

1888 yılında Fransa‘ya dönmesi ile temel üslup uğruna hem teknikten hem de renkten vazgeçmişti. Sonunda, izlenimciliğin kentli dünyasından da kendini arındırmıştı. Kırsaldaki yalın yaşamın içerisinde esinlenecek birçok şey bulmuştu. Teknolojik gelişmelerin önem kazanması ve endüstrileşme ile insanlar bazı gerçekler ile yüzleşti. Bu yeniliklerin bir bedeli olmalıydı. Artık özlenmeye başlanan ”öteki dünya”, gözden uzak bir kasabada, kırsalda ve sanayi ile bozulmamış topraklardaydı. Yani Gauguin’in resimlerinde.

Gauguin sonrasında Vincent Van Gogh ile tanışacak ve 1891’de Tahiti‘ye gidecekti. Paul Gauguin’in yaşamındaki diğer detayları bir sonraki yazımızda sizler ile paylaşacağız.

Kaynak: Gauguin, Ingo F. Walther, Taschen

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here