1.Tabii Ki Sanat Merkezi

Şimdi böyle söyleyince biraz garip oldu biliyoruz. Bir insan elbette sırf sanat merkezi var diye sevilmez. Ama onun sanat merkezinin çok güzel bir yönü vardı. Özel bir eğitim kurumu olmalarına rağmen öğrenciler herhangi bir ücret ödemeden eğitim görebiliyordu. Türkiye’nin ilk parasız özel okulu olarak açılmıştı. Hatta sırf bu yüzden mahkemeye verildi. Haksız rekabete yol açtığı söylendi. Müjdat Gezen bu sebepten 18 ay hapis cezası istemiyle yargılandı. Nihayetinde hâkim “Para almak zorundasınız, isterseniz burs verirsiniz” dedi. Bunun üzerine paralı kurslar açıldı, oradan yaratılan gelirle de burs verilerek konservatuvarın ücretsiz olması sağlandı. Bu konu hakkında şöyle söylemiş Müjdat Gezen: “Kurulduğu günden beri ücretsiz eğitim veriyoruz. Yetenek sınavıyla alıyoruz öğrencileri. Ben diyorum ki, her şeyimi taklit ettiler. Ben bu okulu 23 sene evvel açtım. Binlerce okul açıldı. Bir tek bedava oluşunu taklit edemediler.”

2. “Devletin Sanatçısı Olmaz, Halkın Sanatçısı Olur

Hiç devlet sanatçısı unvanı alıp almadığı sorulduğunda şöyle bir cevap veriyor üstat: “Hayır, bana hiçbir zaman bu unvan verilmedi. Ben her dönem muhaliftim. Zaten verilseydi de almayacağımı bilirlerdi. Yani bildirmiştim ben. Tıpkı ‘Başbakanın yemeğine gelir misiniz?’ dedikleri zaman, ‘Sağ olun, benim karnım tok’ dediğim gibi. Çünkü devletin sanatçısı olmaz. Halkın sanatçısı, milletin sanatçısı olur.”

3. Okulu Kundaklandı, Peki Onun Tepkisi Ne Oldu?

20 Şubat 2017 gecesi sanat merkezine bir saldırı yapılmış, yakılmaya çalışılmıştı. Bunu sabah saatlerinde öğrendi ve apar topar okuluna gidince destek olmak için gelen öğrencilerini gördü. “Çocuklar burası eskimişti, zaten yaptıracaktım” dedi. Olayın ardından kapsamlı bir araştırma başlatıldı ve Müjdat Gezen’e Emniyet tarafından yakın koruma verilmesi teklif edildi. O da sadece okulun ve tiyatronun önüne polis konulmasını istedi, yakın korumayı istemedi ve istememesinin altındaki naif sebep de şu: “Ben 74 yaşındayım. Düşünsene 24 yaşında genç bir polis memuru beni korumak için önüme geçecek, o ölecek ben yaşayacağım. Ben bununla yaşayamam dedim. O yüzden istemedim. Ben yaşayacağım kadar yaşadım. Babam 70 yaşında öldü, ben 4 sene daha fazla yaşadım. Daha ne olsun”

Daha sonra kundakçı yakalanıyor ve ifadesinde Müjdat Gezen’in Osmanlı’ya hakaret ettiğini, saldırıyı bu yüzden yaptığını söylüyor. Sanıyoruz ki buna verdiği cevap yeterlinin de ötesinde: “Okulumun girişinde hem Osmanlı Sadrazamı Ahmet Tevfik Paşa’nın hem de Osmanlı’nın en büyük bestekârı Dede Efendi’nin büstü var. Osmanlı’nın geleneksel tiyatrosu orta oyununu yaşatmak için neler yaptım. O kundaklayan çocuğa ‘Oğlum sen Osmanlı için ne yaptın?’ diye sormak istiyorum. Haberi yok ki. Ben her Fatih Camisi’ne gidişimde Fatih Sultan Mehmet’in türbesine girer ‘Sana teşekküre geldim ey Fatih, bu güzel şehri bize armağan ettiğin için’ derim. Dünyanın en güzel şehrini bize veren 21 yaşındaki bir çocuk. Avni mahlasıyla şiir yazıyor. Dört dili ana dili gibi konuşuyor. Reformlar yapıyor ve bir çağı kapatıp yenisini açıyor. Şimdi bunları inkar mı edeceğiz?”

4. Atatürk Sevdası

Bir gün CNN Türk’te yayınlanan Şeffaf Oda’ya konuk olduğunda, Atatürk sevdalısı olduğundan bahsederken unutamadığı bir çocukluk anısını anlatıyor: “Annem 5 vakit namaz kılardı. Evimizde tek fotoğraf vardı. Atatürk’ün fotoğrafından başka fotoğraf yoktu. 5-6 yaşlarındayım. Ezan başladığı zaman seccadesini yayardı. Bir gün ‘Gel yanıma’ dedi. ‘Bak bu ezan var ya, işte biz bu ezanı bu adama borçluyuz’ dedi”.
Selanik’e Atatürk’ün evine gitmiş ve evin bahçesinde altında “Mustafa Kemal bu ağacın altında oynardı” yazan nar ağacından kopardığı bir narı almış ve sanat merkezindeki vitrine koymuş. Mustafa Kemal Atatürk’ü okumuş, anlamaya çalışmış, araştırmış, yaptıklarına gönülden saygı duymuş bir insan. 10 bin sayfa okumuş Atatürk’le ilgili, okumaya da devam ediyormuş. Her sene mutlaka bir Atatürk oyunu sahneliyor.

5. İlk Maaşı

Profesyonel anlamda ilk oyunu Yeni Komedi Tiyatrosu’nda Paris’ten yeni dönen genç yönetmen Asaf Çiyiltepe’nin yönettiği “Çılgın Dünya” idi. Daha 16 yaşındaydı. İlk maaşını aldığında da doğru evinin yolunu tuttu. Hikaye onun cümleleriyle şöyle devam ediyor: “Maaşımı aldım, tramvaya bindim, eve geldim. Annem mutfakta çay yapıyordu. Cebimden paramı çıkardım ve ona uzattım. ‘Anne bu benim tiyatrodan kazandığım ilk maaşım, al. Sana daha çok para kazanıp getireceğim’ dedim.  Annemin ağladığını anımsıyorum. Babamı yitirdiğim gün sahnede aklıma gelen iki anıdan biri bu olmuştur. Anneme ilk maaşımı verişim. Öteki de, babamın beni şehir tiyatrolarına götürüp, sahne amiri arkadaşına ‘Eti senin, kemiği benim’ deyişi.”

6. Kardeşten Öte Yaşadığı Dostluğu: Savaş Dinçel

1961’de konservatuvarda aynı sırayı paylaştılar. Ondan sonra da hiç ayrılmadılar zaten. Savaş Dinçel hayatını kaybedene kadar yan yanalardı. Gençliklerini beraber yaşadılar, yaptıkları muzipliklerden dolayı tiyatrodan atıldılar, yeni bir tiyatro kurmak istediler ve batırdılar, birçok yetenekli isimle çalışıp kendilerini geliştirdiler… Birlikte çok başarılı günler de gördüler en kötü günleri de. Dostluğun en gerçeğini yaşama fırsatını buldular. Bu yüzdendir ki Savaş Dinçel’in gidişi çok etkilemiştir Müjdat Gezen’i. “Gittik. Maç başladı. Savaş ile ben salonda maça bakıyoruz. Sumru ile Leyla da mutfakta. Savaş ‘Ya benim sol kolum yanıyor’ dedi. Sonra ‘Benim bütün vücudum yanıyor. Müjdat ben ölüyorum’ dedi. ‘Yok ölmüyorsun, olur mu öyle şey?’ dedim. ‘Bundan evvel de olmadı mı böyle bir şey?’ dedim. ‘Yok ilk defa’ dedi ve çenesi düştü, takma dişi ağzından çıktı. Sumru’ya seslendim. Sumru onu görünce ‘Amaan yapmayın böyle şakalar be. Kaçtır…’ dedi. Biz onu kandırırdık böyle. ‘Sumru şaka değil’ dedim. Bilinen bir ambulans vardı, telefon edildi. Çok kısa bir zaman sonra geldi ambulans. Nabız alamadılar. Tansiyon 3’e düşmüş. Elinden tuttum. Gitti gidiyor işte, görüyorsun. Bindirdik ambulansa, biz önde onlar arkada gittik. Ameliyathaneye bile girdim bir ara. Dışarı attılar haliyle. Olmadı. Elimde öldü işte. 50 yıllık arkadaşım ‘Müjdat ben ölüyorum’ dedi ve öldü. Uzun yıllar mezara gidemedim. Hâlâ Savaş’ın öldüğü eve gitmiş değilim. Sumru ile her gün en az iki defa konuşuruz. Bir defa Leyla konuşur, bir defa ben. Yalnız ölmeden evvel bir doğum gününde, 1 nisandı Savaş’ın doğum günü, ona bir tiyatro hediye ettim. İsmi ‘Savaş Dinçel Sahnesi’. ‘Hayatımda aldığım en güzel hediye’ dedi ve ağlamaya başladı. Pasta kestik falan. Birkaç ay sonra da ayrıldı gitti. Biz her 1 Nisan’da burada Savaş Dinçel ödülü veririz.”

7. Yeni Nesle Duyduğu Güven

Sanat merkezini şimdiden öğrencilerine bıraktığını biliyor muydunuz? Hem de o öğrencileri kendisi seçme hakkını bile kullanmadan, kura çekerek! Yani şüphesiz hayatında en çok emek verdiği, dişiyle tırnağıyla kurduğu okulunu; kura ile belirlediği 10 öğrencisine bıraktığını vasiyetine eklemiş. Günümüz şartlarında düşündüğümüzde kimsenin yapmayacağı bir iyilik olmasının yanında kimsenin duymayacağı bir güven de söz konusu. Hem de her bir öğrencisine, ayırt etmeksizin. İnsanın aklına şu soruyu getiriyor: bir insan öğrencilerini daha ne kadar sevebilir?

Elbette hayatı boyunca yaptığı birçok iyilik veya yardım var fakat niyetimiz bunları sıralamak değil. Zaten kendisi de bunlarla anılmak isteyen bir insan olmadı hiçbir zaman. Sadece sizlere, Türkiye’ye özellikle tiyatro anlamında büyük emekler vermiş, çok şeyler kazandırmış usta sanatçımızın bu verimliliğinin altında yatan güzel ruhunu biraz olsun yansıtabilmek istedik. Yazımızı onun bir şiiriyle bitiriyoruz.

Ve çıktım evden, vurdum kapıyı başıma vurur gibi, arkama hiç bakmadan. 

Sigara içemediğimden, bi cigara yakmadan, yürüdüm.

Bir su birikintisine bastım.

Islandı yüreğim, yürüdüm.

Dönmedim eve bir daha, dönmedim.

Sonra ne oldu bilmiyorum.

Dalından koparılmış bir meyva gibi içten içe çürüdüm.

 

Kaynak:  1. Gezen, Müjdat. Neden Dersen. 1. basım. İstanbul: ka kitap, Aralık 2013

2.