Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Baba filminin başrolü olarak seçildiğinde, kimse onun bu rolün altından kalkabileceğini düşünmüyordu: “Ne? O cüce mi?”

Kimse Brando’dan sonra yeni bir efsanenin doğduğunun farkında değildi belki de. Özellikle ikinci filmde Robert De Niro’yla mükemmel bir uyum yakalayan oyunculuğu, on yıllarca sürecek “star”lık kariyerini başlatacaktı.

“Yıllar önce, Francis Ford Coppola, beni ilki çekilen Baba için seçtiğinde, ondan başkası kimse beni istemiyor, iş vermiyordu. Kimse beni tanımıyordu ve üstelik stüdyo bile beni istemiyordu.”

77 yıl önce bugün, 25 Nisan’da New York’ta dünyaya gelen Alfred James Pacino, bir aktör olarak büyüklüğünü o kadar iyi kanıtlamış ki, hakkında methiyeler düzersek bunu yapan bininci site oluruz diyerek, biz bu sefer bir röportajını çevirmek istedik sizler için. 25 Ağustos 2015 tarihli bu röportajla, biraz da kendi ağzından tanıyalım diye usta aktörü.

Al Pacino, başarılarınızın ağırlığıyla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Bilmem, hiç o yönden düşünmedim. Onlara bir başarı diyemezsin. Oynadığın o rolleri, yaptığın resimler gibi düşünürsün. Yani bir aktörün şöyle dediğini düşün: “Asla son filmim kadar iyi bir film yapamayacağım, bırakmalıyım.” Biz buna yan gelip yatmak deriz, yapmamız gereken bir şey bu. Ben varım! Yan gelip yat, bol sıfırlı bir çek al, başka alanlara yönel… Ama bazı sağlam sebepler var ki, beni her zaman bu işe döndürüyor.

Yeni bir şeyler denemek istediğiniz için mi?

Öyle, eğer bir şekilde katkı yapabileceğimi düşündüğüm bir şey çıkarsa, bir şey derim – her ne anlama geliyorsa. Şu anlama gelir, “doğaya ayna tutmak”, Shakespeare’in deyimiyle. Eğer hissettiğim bir şeyi aktarabiliyorsam, bu da yeteneğimi geliştirip rolle iletişim kurmama yardım edecek bir tür çalışmaysa, denerim. “Emeklilik” kelimesini kullanmayacağım, çünkü bir sanatçı için garip bir kelime.

Christo’nun dediği gibi, sanatçılar emekli olmaz, ölürler.

Ama emekli olanlar da var. Mesella Phillip Roth, The Humbling kitabından uyarlama bir film de yapmıştık. Yazmayı bıraktı ve çok mutlu! Çıkar, istediğini yapar. Bunu anlayabilirim. Çok rutine biniyor. Senaryoyu alırsın, senaryoyu okuman gerekir, senaryoyu tanıman gerekir. Bitince yine en baştan. Böyle olunca da farklı şeyler arıyorsun. Seni gerçekten kullanmak isteyen bir yönetmen gibi mesela.

Ama şu da bir gerçek ki, tüm yönetmenler sizi ister.

Baba’dan önce, ilkinden önce, beni hiç kimse istemiyordu. Ama Francis (Baba’nın yönetmeni) istedi! Sadece istedi ve anlam veremedim. Stüdyolar da istemedi, kimse istemedi  –  kimse beni tanımadı. Bence bir yönetmen ilgili olduğunda, ben de eğilmeye başlıyorum. Bir risk arıyorsunuz, bir yarış, düştüğünüz ve kalkıp devam ettiğiniz gerçeğini.

Neden?

Bu işi yeterince uzun süre yaptıysanız, kendinizi açmak istiyorsunuz. Kapatmak değil çünkü gönüllülük önemlidir. Deriniz kalınlaşsın istemezsiniz bu işte. Brecht’in de o harika oyununda dediği gibi, yazdığında çok da gençti üstelik. In The Jungle of Cities’i yazdığında 22’ydi ve orada karakterlerden biri şöyle diyor: “İnsanın derisi çok ince bu dünya için.”  Yani giderek kalınlaştığını görüyor, ta ki bir şeylere çarpıp da hissetmeyene kadar.

Sınırlarınızı zorlamak arzusundan dolayı oynadığınıza pişman olduğunuz bir film var mı?

Hiçbir şeyden pişman değilim. Sadece hata diyebileceğim şeyler yaptım. Yanlış filmi seçtim, ya da karakterde kalamadım, ya da birini oynadım ve bazı seçimler yaptım… Ama yaptığınız her şey sizin bir parçanızdır. Ve bir şeyler öğrenirsiniz bunlardan. Yani bu yerlerde olma fikri ve bunun heyecanı, bunlar anılardan fazlasıdır, hayatınızı şekillendirirler. Bu yüzden, hiçbir şey için pişman değilim.

Peki ya Star Wars’u geri çevirmek?

Star Wars. Evet, bu ilk büyük hatamdı.

Ve bir Terrence Malick senaryosu?

Evet, Terry bir filmde oynamamı istemişti, ben de hep istedim… İşte hatalarımdan bir başkası. Müze dolusu hatam var! Geri çevirdiğim bütün senaryolar!

Bugün eskisine göre aktörlüğe bakış açınızın değiştiğini söyleyebilir misiniz?

Evet, söyleyebilirim. Başka türlü bu işi bu kadar sürdüremezdim. Bana kalırsa yaşadıkça aşama kaydediyoruz, dönemlerden geçiyoruz ve bence yaş bununla ilgili. Buradayız, ve sonra değiliz! Öldüğümüzde sadece ölürüz ve ne zaman bilmiyoruz, hiç kimse bilmez. Dönemlerden geçiyoruz işte.

Hayatınızın şu anki döneminden memnun musunuz?

Bilirsin, düşününce, bardağın yarısı dolu mu boş mu? Hepimiz için olay bu aslında. Bazı günler var ki gerçekten eğleniyorum. Bazı günler de var ki eğlenmiyorum. Bir ressam olsaydım kimse yaşımla ilgilenmezdi. “Resim yapıyorum, sanatçıyım!” Nefret ederim bunu söylemekten. Sevmiyorum bunu söylemeyi. Daha en baştan öğrendiğim bir şeydir bu. Zamanında birlikte yaşadığım bir kadın demişti ki: “Ne yaparsan yap, sanatçıyım deme!” “Biliyorum, söylemem de!” (Kahkahalar) Bundan kaçarım hep. Yıllardır kaçarım bunu söylemekten. İşin özü, bence bir sanatçıyım. Umuyorum ki öyleyim. Ama bence bir ressam olsaydım, sorulanlar farklı olurdu.

Ama tüm aktörlerde bu sorun var.

Bu görünüşle ilgili. Çizilen imajla ilgili. Çizdiğimiz imajla başa çıkmak zorunda olmamızla ilgili, her ne kadar birçok farklı karakteri canlandırsak da, belli bir imaj var ortada. İşte “sanatçıyım” dediğinde biraz gösterişçilik gibi gelmesinin sebebi bu, çünkü nihayetinde bir film yıldızısın. Ve bu da yanlış. Bu da gösteriş “Ben bir film yıldızıyım!” O zaman ne demeliyim ben?

Kaynak: 1.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here