Bazı moda şovları vardır ki üzerinden yıllar geçse de yalnızca koleksiyonu ve tasarımcının bıraktığı anılarla değil, aynı zamanda bir tiyatro oyunu gibi hikâyenin de kurgulandığı ve set tasarımının her türlü detayıyla bu şovu unutulmaz kılmayı amaçladığı… Kısacası moda ve dekorasyonun iç içe geçip birinin nerede başlayıp diğerinin nerede bittiğini kestiremediğimiz bir görsel şölen.

Bunun için moda tarihinde çok değil ama birkaç yıl geriye gidiyoruz: Paris’te gerçekleşen Louis Vuitton 2014 ilkbahar/yaz koleksiyonuna. Dikkat! Görüntü kararmaya başlıyor. Marc Jacobs’ın aylardır Louis Vuitton’dan ayrılacağı ile ilgili yoğun spekülasyonların döndüğü bir dönemden bahsediyoruz.

Defilenin gerçekleştiği mekân adeta tasarımcının olağanüstü gösteri yeteneğini hatırlatmak adına tüm o siyah tonlarındaki detaylarla orada. Otel koridorlarından atlıkarıncaya, süs havuzu, istasyon saati, yürüyen merdivenler ve ferforje çerçeveli asansörlere kadar her şey geçmiş koleksiyonlara ithaf edilmiş bir geziyi anımsatıyor.

Tasarımlarını olağanüstü bir özenle hazırlanmış setlerde sergilemesiyle bilinen Jacobs, bu koleksiyonunda da beklentileri karşılayarak hiçbir zaman bir odasında kalma ayrıcalığına erişemeyeceğimiz Paris oteli setiyle ilkbahar/yaz sezonuna şık bir fon oluşturmayı başarıyor.

Jacobs’ın tüm program notları “Hepimizin içindeki showgirl’e” şeklinde imzalanmış. 41 farklı görünüşün yalnızca bazıları “showgirl” temasını yansıtıyor ancak neredeyse tamamı ayrıntılı işlemelerle birlikte kristaller ve ışıldayan süslerle tamamlanmış. İstisnasız tüm modeller, Stephen Jones imzalı deve kuşu tüyünden gösterişli başlıklar takıyor. Geçmiş aylarda perde arkasında dönen şeyler bir yana, Marc Jacobs ve Robert Duffy iyi bir şekilde ayrılıyor gibi görünüyor. Koleksiyonun temeli Jacobs’ın o zamana kadarki en unutulmaz sunumlarından parçaların set tasarımıyla mükemmel uyum içinde bir derlemesi niteliğinde.

Defileye kıyafetler yönünden bakıldığında çoğunlukla 90’lar punk esintileri hissediliyor ve ağır deri ceketler ile bu görünüm pekişiyor. Kadın formunun her fırsatta altını çizen defilede feminenlik kavramı cesur bir şekilde yeniden tanımlanıyor. Defileye hâkim olan siyah, zaman zaman kot kumaşların ışığıyla kırılıyor. Bu koleksiyonda tasarlanan denimler mom jean’in yeniden yorumlanmış bir lüks versiyonu gibi.

Defilenin ardından Jacobs, iş ortağı Robert Duffy ile birlikte lüks Fransız moda evinden ayrılacaklarını duyuruyor. Tüm bu hüzünlü imalara ve simsiyah atmosfere eşlik eden kıyafetlere rağmen ortada üzücü bir mesele yokmuş gibi bir hava hâkim. Her şey siyaha batırılıp çıkarılmış gibi ama nostalji burada da bitmiyor.

Marc Jacobs bu koleksiyonunu hayatına dokunan ve ona ilham veren kadınlara adadığını açıklıyor ve alfabetik sırayla ağzından isimler dökülüyor: Emmanuelle Alt, Jane Birkin, Betty Catroux, Carlyne Cerf De Dudzeele, Coco Chanel, Cher, Grace Coddington, Sofia Coppola, Victoire de Castellane, Catherine Deneuve, Claude Lalanne, Julie de Libran, Lady Gaga, Judy Garland, Katie Grand, Juliette Gréco, Francoise Hardy, Zizi Jeanmaire, Rei Kawakubo, Madonna, Liza Minnelli, Kate Moss, Louis Nevelson, Edith Piaf, Miuccia Prada, Lee Radziwill, Millicent Rogers, Sonia Rykiel, Carla Sozzani, Elsa Schiaparelli, Barbara Streisand, Diana Vreeland, Vivienne Westwood ve Anna Wintour.

Defilenin tamamını buradan izleyebilirsiniz:

Kaynak: 1, 2, 3

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here