San Francisco’nun 2,6 km uzaklığındaki Alcatraz Hapishanesi, sadece Amerika’nın değil belki de tüm dünyanın en çok konuşulan hapishanesiydi. 1861 yılından 1963 yılına kadar aktif olarak kullanılan hapishane daha sonra bir müzeye dönüştürüldü. Alcatraz Amerika’da o kadar popülerdi ki 2008 yılında yıkılması için yapılan referandum, %72 ret oyuyla sonuçlandı.

1850’li yıllara kadar İspanya’nın hakimiyetinde olan La Isla de los Alcatraces, daha sonra Amerika yönetimine geçti. Bir süre kadar San Francisco’nun savunulması için askeri amaçla kullanıldı. Burada tutulan askeri mahkumlar ve isyancılar buranın ileride bir hapishane olarak kullanılmasında etkili oldu. 1934 yılına gelindiğinde ise Alcatraz federal bir hapishaneye dönüştürüldü.

Disiplinin oldukça sıkı tutulduğu Alcatraz Hapishanesi’ne yeni hükümlüler yerine diğer ceza evlerinden mahkumlar getirildi. Bunun en büyük sebebi disiplinin daha sıkı tutulmak istenmesiydi. Diğer ceza evlerinden getirilen tehlikeli mahkumlar, burada sıkı bir disiplin altındaydılar. Hapishanenin tasarımı da mahkumların serbest kalana kadar sıkıcı bir monotonluk içine girmesine olanak sağladı. Burada kalan mahkumlara gıda, giysi, barınak ve tıbbi yardım dışında hiçbir hak verilmedi. Bu 4 temel hakkın dışındaki olanakları mahkumların kendileri kazanmaları gerekiyordu ancak bu o kadar kolay değildi.

Alcatraz, Al Capone, George “Machine-Gun” Kelly, Alvin Karpis gibi ünlü suçlulara ev sahipliği yaptı. Bu kadar ünlü ve güçlü suçlular diğer hapishanelerde ayrıcalıklara sahip olabilirlerdi ancak konu Alcatraz olunca bu pek mümkün değildi.

Hapishane o kadar katı kurallara ve cezalara sahipti ki mahkumlara kelimenin tam anlamıyla cehennemi aratmıyordu. Bu katı kurallara uymayanlara ise çeşitli yaptırımlar uygulanıyordu. Üstelik bu yaptırımlar oldukça acımasızdı. Bu cezalardan ilki Şerit Hücresi’ydi. Bu hücre hapishanenin D-Blok alt kısmında bulunuyordu. Buraya getirilen mahkumlar çırılçıplak bir halde karanlık çelikten bir hücrede tutuluyordu. Üstelik bu hücrede tutulan mahkumlara ekmek ve sudan başka bir besin kaynağı verilmiyordu. Hücrede tuvalet yerdeki bir delikten ibaretti ve lavabo yoktu. Burada tutulan mahkumların diğer mahkumlarla iletişim kurması ise kesinlikle yasaktı. Aynı şekilde Şerit Hücresi’ne benzer delik hücreler de mahkumlar için ceza olarak kullanılıyordu. Buralara konulan mahkumlar 19 gün boyunca izolasyon altında tutuluyorlardı.

Hapishanenin yenilenmesi yüksek maliyetlere yol açıyordu. Bu sebepte 1963 yılına gelindiğinde Alcatraz Hapishanesi kapatıldı. Daha sonra Birleşik Devletler Park Hizmetleri burayı bir müze olarak tekrar açtı. Artık Alcatraz Hapishanesi, halka açılmıştı. Alcatraz’ın bir ada üzerine kurulmasının en büyük nedenleri de kamuoyundan uzak tutulmak istenmesiydi. Bunun sebebi burada bulunan tehlikeli mahkumlar ve onlara uygulanan ağır cezalardı. Hapishanenin halka açılmasından sonra buraya gelen insanlar, hapishanede hayalet olduğu söylentilerini ortaya arttı. Söylentiye göre burada işkence görmüş mahkumların ruhları hala hapishane içerisinde geziniyorlardı.

Bu söylentilerden en çok konuşulanı mahkumlardan Bernard Coy, Joseph Cretzer ve Marvin Hubbard ile alakalıydı. Bu üç mahkum zamanında hapishaneden kaçmaya çalışmış ancak başarısız olmuşlardı. Üstelik bu girişimlerini canlarıyla ödemişlerdi. Üç mahkumun kurşuna dizildiği hizmet koridoru ise söylentilere göre hala mahkumların ruhlarına ev sahipliği yapıyordu. Bu iddiaları güçlendiren olay ise 1976 yılında güvenlik görevlisinin duyduğu ürkütücü seslerdi.

Hapishanenin delik hücrelerinden biri olan Hücre 14D’nin de bazı ruhlara ev sahipliği yaptığı söyleniyordu. Buraya gelen ziyaretçilere ve burada çalışan görevlilere göre bazı zamanlarda çiğ bir soğuk hücreyi sarıyordu. Ayrıca bazen de ani bir yoğunluğun hücreye hakim olduğu da söyleniyordu. Bu hücreyle ilgili anlatılan hikayeler ise hücrede tutulan bir mahkumun gece boyunca acılar içinde bağırdığına dayanıyordu. Söylenene göre mahkumun ölümünden parlak gözlü bir yaratık sorumluydu. Ertesi gün gardiyanlar hücreye geldiklerinde ise mahkumun boğularak öldürülmüş halde bulmuşlardı. İşin ilginç tarafı mahkumun ölümünden sorumlu kişi ve kişiler bir türlü bulunamadı. Ertesi gün mahkumların sayımı esnasında gardiyanlar mahkum sayısında bir değişme olmadığını iddia etti. Oysa ölen mahkumun sayımda olmaması gerekiyordu. Üstelik bazı gardiyanlar ölen mahkumu sayımda gördüklerini iddia etmişlerdi. Hem de ortadan kaybolmadan hemen önce…

Golden Rule Warden lakaplı James Aloysius Johnston, Alcatraz’ın ilk ve en uzun süreli bekçisiydi.  Bekçilik yaptığı zamanlardan birinde Johnston’un başından da paranormal bir olay geçmişti. Hikayeye göre Johnston hapishane duvarları içinde bir hırıltı duydu. Daha sonra ise soğuk bir rüzgar bir anda Johnston’un yüzüne çarptı. Üstelik bu olayı tek yaşayan Johnston değildi. Olay yaşandığı sırada Johnston, bir grup ziyaretçiyi gezdiriyordu ve hepsi bu olaya tanık olmuştu. Olayın sebebi ise asla açıklanamadı.

Alcatraz’ın müzeye dönüştürülmesinden sonra gelen ziyaretçiler arasında hayalet söylentileri oldukça arttı ve giderek yayıldı. Bunlardan en önemlilerinden biri ise A, B ve C hücrelerine dair ilginç iddialardı. Bu bloklara gelen ziyaretçiler ağlama ve inleme sesleri duyduklarını söylüyorlardı. Ziyaretçiler arasında bulunan bir medyum da C hücresinde Butcher adlı yıkıcı bir ruhla karşılaştığını belirtti. Bu oldukça dikkat çekti çünkü bu blokta Butcher lakaplı Abie Maldowitz, başka bir mahkum tarafından öldürülmüştü.

Son yıllarını Alcatraz’da geçiren Amerika’nın en ünlü gangsterlerinden Al Capone’un hayaletinin de hapishane duvarları içinde olduğuna dair söylentiler de mevcut. Capone, Frengi olarak da bilinen Sifiliz hastalığına yakalanmıştı ve tedavi edilemiyordu. Bu sebeple zor günler geçiren Capone, hapishane bandosunda banjo çalmaya merak salmıştı. Hastalığının da etkisiyle iyice paranoyaklaşan Capone, dinlenme saatlerini diğer mahkumlar gibi hapishane bahçesi yerine duş odasında geçiriyordu. Bahçede öldürülmekten korkan Capone, dinlenme saatlerinde duş odasında banjo çalıyordu. Capone’un ölümünden yıllar sonra bekçilerden biri duş odasından banjo sesleri geldiğini iddia etti. Ancak Alcatraz’ın Capone ile ilgili geçmişinden habersizdi ve seslere bir anlam veremedi. Bununla birlikte ziyaretçilerden ve çalışanlardan bazıları da hapishane duvarlarından banjo sesleri işittiklerini söylemişlerdi.

Alcatraz ile ilgili çeşitli paranormal olay söylentileri yıllar geçtikçe daha da arttı. Açıklanamayan ağlama sesleri, ateşsiz dumanlar, açıklanamayan ürpertiler ya da hayalet gördüklerini iddia eden ziyaretçiler sürekli gündeme geliyordu. Ancak ne yazık ki bu tuhaf olayların sebepleri bir türlü bulunamadı. Kim bilir belki de tarihin en korkunç, en tehlikeli hapishanesi hayaletler tarafından ele geçirilmişti. Üstelik bu hayaletler, Alcatraz’ı yakından tecrübe eden en az onun kadar tehkileri mahkumlarım hayaletleriydi.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here