Undertale, 2015’in sonuna yaklaşmışken bir sürpriz yapıp oyuncuların karşısına çıkmıştı. Witcher 3, Fallout 4, Bloodborne vs. gibi çok iyi oyunların yanında tek kişinin çıkardığı bu oyun, büyük beğeni toplamıştı. Hikayesi, müzikleri, karakterleriyle gerçekten de harika bir oyundu. Birçok oyuncu tarafından sadece yılın değil son zamanlarda çıkmış en iyi oyun olarak seçilmişti hatta. Aradan üç yıl geçti oyunun fan kitleleri oluştu, oyun teorisyenleri birçok teori söyledi, yazdı ve Toby Fox karşımıza Deltarune ile çıktı bu sefer. Bakalım bu devam oyunu(?) nasıl olmuş.

Deltarune, Undertale’in üzerine birçok yeni şey koymuş. İlk olarak oyunda artık bir karakter yaratabiliyoruz. Başını, gövdesini, bacaklarını, en çok hangi rengi sevdiğini, hoşlandığı şeyleri, ve ismini kendimiz seçtiğimiz bir karakter yaratma ekranı çıkıyor karşımıza. Tabii ki oyun burada da bir muziplik yapıyor, onu da oynarken görebilirsiniz.

Karakterimizi yarattıktan sonra oyun başlıyor ve kendimizi bir odada buluyoruz. Yaşadığımız evin odasından çıkıp oyundaki annemizle birlikte okula gidiyoruz. Okulda derse girdiğimizde Alphys, bir proje ödevi vermiş ve bunun için partner bulmamızı söylüyor fakat herkes birbiriyle partner olmuş durumda. Ardından sınıfa okulun belalısı Susie giriyor. Mecburen onunla partner oluyoruz ve Alpyhs iki karakteri tebeşir almaya gönderiyor. Susie ile birlikte tebeşir dolabından farklı bir dünyaya geçiyoruz. Hikaye de tam burada başlıyor.

Oyunun genel hikayesine bakarsak Undertale kadar etkileyici ve iyi değil. Fakat bu hikayeyi sadece bu oyunla yargılamak da pek doğru değil çünkü bu daha ilk bölüm. Toby Fox bir evren yaratmaya çalışıyor. Undertale ve Deltarune bu evrenin ilk parçalarıydı.

Undertale’den Farklı Olarak

Toby Fox, büyük oyun şirketleri gibi “Undertale zaten tuttu, ben hiç üstüne koymadan yeni bir oyun çıkarsam herkes oynar.” diyerek yeni bir oyun çıkarmamış. Birçok değişiklik yapmış. Bunlardan en çok göze çarpanı artık tek başımıza değiliz. Tek başına dolaşmıyor hatta tek başına savaşmıyoruz. Savaşlarda diğer karakterlerle birlikte savaşıyoruz, karanlık dünyada diğer karakterlerle birlikte yürüyoruz. Bu değişiklik yalnızlık hissiyatını ortadan kaldırmış fakat beraberinde birçok şey de getirmiş. Partili savaş sayesinde savaşlar çok daha kolay olmuş, ben hiç ölmeden tamamlamıştım oyunu. Oyundaki zorluk kalkmış olsa da yine de farklı bir dinamizm gelmiş savaşlara. İlk oyundan farklı olarak Büyü yapabiliyor ve Guard seçeneğiyle kendimizi savunabiliyoruz. Bir önceki oyunda olduğu gibi birçok bulmaca var oyunun içinde fakat bunlar öylece koyulmuş gibi, beni hiç zorlamadı ama barındırdığı şakalar hoşuma gitti.

Karakterlere gelirsek Undertale’den bildiğimiz muzip, garip karakterler burada da var. Oyuna birlikte başladığımız Susie bir kabadayı ve iyilik yapmaktan hiç hoşlanmayan birisi. Farklı dünyada karşılaştığımız Ralsei(ismi size bir şey çağrıştırdı mı?) Susie’nin aksine tatlı, hep iyilik peşinde olan birisi. Bu oyundaki kötü(!) karakterimiz Lancer, Undertale’den Sans’a çok benziyor. Esprileri ve hareketleri birbirine çok benzer. Bu bilerek mi yapılmış bilmiyorum ama keşke daha farklı bir karakter görebilseydik. Bunların yanında savaştığımız karakterler önceki oyundaki kadar farklı değil. Oyunda sadece birkaç tane düşman tipi var ve oyun boyunca onlarla savaşıyoruz. Boss savaşları maalesef iyi değil, oyunun kolaylığından dolayı mıdır bilmem ama savaşa giriyoruz ve çıkıyoruz. Bu kadar.

Atmosfer ki ne atmosfer!

Toby Fox Undertale’de olduğu gibi yine harika müzikler tasarlamış bu oyun için de. Yaşadığımız olaylara ve mekanlara göre değişen müzikler oyuna çok lezzet katıyor. Girdiğimiz mekanlar, grafiklerin pikselliği, renkler, müzikler sizi bu dünyanın içine çekiyor. Ses tasarımı bazen kulaklarımı rahatsız etse de çoğu yerde iyi kullanılmış. Grafiklerin piksel ve basit olmasına rağmen iyi bir atmosfer sunuyor oyun. Farklı dünyanın karanlığı, gerçek dünyanın renkli ve canlı olması oyuna keyif katıyor.

Oyunda oldukça fazla detay var ve bu detaylar gösterilmek için uğraşılmamış. Sadece oraya bir yere koyulmuş, “fark edilirse ne âlâ fark edilmezse de ne yapalım” denilmiş gibi. Oyunu bitirdikten sonra bu detayları bulanları izlemenizi ve okumanızı tavsiye ederim.

Bu bir devam oyunu ve tabii ki bir önceki oyuna göndermeler olacak. Oyunun çoğu yerinde de gönderme yapılmış. Hatta Undertale’deki karakterleri bile görebiliyoruz bir noktada. Bu ayrıntılarla birlikte oyunu keşfetme açlığı oluşuyor. Her yere bakma hissi uyanıyor içimde. Bazı yerlerde boş şeyler çıksa da bazı yerlerde minik detaylar, şakalar yakalayabiliyoruz.

Oyunun sonu ayrı bir muamma. Bu evrene yakışan gariplikte, ne olduğunu bilemiyoruz. Sonuç hakkında bir şey diyemeyeceğim çünkü bu bitmemiş bir oyun, benim beklediğim gibi miydi? Hayır ama devam oyunları için merak uyandırdı. Undertale’daki gibi farklı sonlar yok fakat oyundaki seçimleriniz ve öldürüp öldürmeme kararlarınız bir şeyleri değiştiriyor tabii ki.

Özetlemek gerekirse Toby Fox bir şeyler yapmaya çalışıyor ve ne yaptığını bilmiyoruz. Bu bir hikayeler dizini mi veya bir evren mi oluşuyor daha belli değil. Sadece yapılan şeyler benim çok hoşuma gidiyor, bu müziklerle birlikte farklı dünyalara girip birbirinden farklı ve garip karakterlerle karşılaşmak çok güzel. Ne yapıyorsan devam et Toby diyor ve diğer oyunları beklemeye çekiyorum kendimi. Umarım bu hikaye daha devam eder ve iyi sonuçlanır, oyun dünyasının bu farklılığa ihtiyacı var çünkü.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here