“Kızıyordum, artık kızmıyorum. Bir şey oldu epey önce, kimsenin beni öldüremeyeceğini fark ettim. Affedilmeyecek ihanetlere tanık oldum. Affetmeyeceğim. Affetmenin, ne büyük uyum isteği ve palavra olduğunu fark ettim. Çok uyumsuzmuşum. Azıcık uyayım diye, ne fedakarlıklar yaptım, geçmiş olsun, affedemiyorum, etmeyeceğim de. Korku kendi cehenneminde debelensin, benim cehennemim başka…”

Adı; doğum ve bereket anlamına gelen, tanıtması zor bir kadın var karşımızda, Umay Umay. Kendi tabiriyle çok öfkeli ama umutlu bir kadın. 90’lı yılların, belki de ilk kez tabuları yıkan, cesur mavi saçlı kadını. Sabahları kahve konyak içmeyi seven, kendini anlatmaktan nefret eden, derin bir ruha ve muhteşem bir gülümsemeye sahip olan Umay, elbette ki olgunluğunu ve birikimini tek bir alanla sınırlamadı.

Onu anlatmanın zor olmasının nedeni, anlatmaktan çok ürettikleriyle anlaşılmak istemesi. Çünkü o, insan ruhunun kıvrımlarını ve inceliklerini tam anlamıyla anlatabilecek cümleleri, sözleri hayatta bulamadığını çok kez dile getirdi.

Umay Gedikoğlu, ilk kez 1990 yılında Eray Artan ve Melih Rona ile birlikte “Leprechaun” grubuyla müziğe başladı. Asıl çıkışını ise pop rock tarzındaki “Umay Umay” albümüyle yaptı. Bu albümden iki yıl sonra ”Naylon” albümü çıktı.

Böylece ”Düşmedim Daha” klibindeki siyah pelerini ve performansıyla hafızalarımıza kazındı.

Yazmak şarkı söylemekten daha farklı. Çünkü şarkı söylemek affediyor her şeyi, yazmaksa öç alıyor.

Klasik 90’lar Müziği’nde Pop furyası devam ederken; saçıyla, gülüşüyle, duruşuyla, hafif toplu yapısıyla farklı bir kadın girdi hayatımıza. Dağınık hallerini, kırmızı rujunu, sigarasını görünce oluşturduğumuz profili hemen bir kenara atalım. Umay için hüzünlü prenses yakıştırması yapamayız. Depresif, umutsuz, evine kapanan bir kadın görüntüsü gelmemeli gözümüzün önüne. Çünkü o, doğuştan gelen hüznünü her şeye ve herkese küsmek için kullanmak yerine, üretkenliğine bir araç olarak kullanıyor. Bir röportajında bu konu hakkında şöyle söylüyor:

”Hüzün mutsuzluk değildir. Pesimist bir tavır da değildir. Hep karıştırılıyor bunlar. Doğa tarafından, Allah tarafından veya hormonlarım tarafından hüzünlü olabilirim. Beni oraya hapsetmenize çok kızıyorum. Umutsuz sanatı hiç sevmem. Mesela; Zeki Demirkubuz’a katlanamam. Umutsuzdur o, mutsuz değil. Kuru mutsuzluğu hiç sevmem. Benim mutsuzluğum çok dişidir, üreticidir, sarsıcıdır. Ölürken bile umutsuz olmayacağımı düşünüyorum. Vedayı da çok güzel kullanıyorum. “Her elveda kırık bir merhabadır aslında,” diye bir cümlem var. Evet, çok mutsuzum ama çok güzel bir mutsuzluk bu. Genel olarak okuyucunun algısında benim umutsuz ve karanlık olduğuma dair yargı var.”

Kendisini anlayanları dingin havasıyla saran bu güzel kadın, daha önce de belirttiğimiz gibi sanatını tek bir alanla sınırlamadı. Müziğinin yanında sivri cümlelerini okuyucuya batırdığı ”Orospu Kırmızı”, ”Rüya Duvarları”, ”Sokaklar Uyudu Artık Öpüşebiliriz”, ”Bütün Güzel Çocuklar Şüpheli”, ”Veda Busesi” ve ”Cevapsız Ağrı” adlarında 6 tane kitabı var.

Onun sesindeki garip ama çekici çatallığa, müziğindeki hüzne herkes nasıl uyum sağlayamıyorsa, yazılarındaki cesurluğa, kısa ve öz vuruşlara aşina olamayan da bir o kadar insan var.

Umay:
“Pisim ama güzelim.” diyerek ruhunun güzelliğini,
”Çünkü gitmek en büyük kalmaktır.” diyerek hayatı boyunca bir yerlerde kalışlarını,
”Zavallı ben. Herkes bir şeyler biliyor.” diyerek susuşlarının nedenini dile getirdi.

2 çocuk annesi olan ve çocuklarına taptığını söyleyen Umay, rahmetli Kazım Koyuncu ile çok yakın arkadaştı. Hatta ”Kalbim Acıdı” adlı parçayı beraber söylemişlerdi. İç dünyasını yansıttığı bir diğer alan olan fotoğrafçılığa başlama nedeni de bu dostluğa dayanıyor.

”Deklanşöre, Kazım hastalandığında basmaya başladım. Hastaydı… Öleceğini öğrendiğimde, peş peşe basmaya başladım. Her basışımda, ‘gitme, n’olur’ diyordum. Durdurmak istiyordum zamanı. Gittikten sonra da ‘n’olur gel’ diye devam ediyorum. Fotoğrafçılığım, benim için bir kayıp hikayesi. Susup seyredebildiğim bir hikaye. Yoksa, fotoğrafçılık umurumda değil. Makinemi her yere, herkese ‘sen gittikten sonra’ diye doğrultuyorum. Onsuz, yalnız ve güzel. Hatalarımızı bile affedemediğim, buruk bir arkadaşlık hikayesi. Sanırım fotoğraf makinelerim de gözyaşı tabancam.”

Umay, kitaplarını eşcinsellere adadı. Kürtleri, eşcinselleri, devrimcileri anlattı hep. Aşk içinse ölmeyi değil, öldürmeyi tercih edenlerden. Tekrar başa dönersek, kimseyle iyi geçinme derdi olmayan, yalnızlığıyla mutlu, kafasının ve kalbinin içine kelimelerin yetmediği bir kadın var karşımızda.

Hep güzeldi, hep güzel, hep güzel kalacak…

Artık özgürüm. Öyle yalnızım ki…