Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

Çoğu martı sırf yiyecek bulmak, sahilden ayrılıp tekrar geri dönebilmek için uçar. Bunun dışında bir şey öğrenmek için uğraşmazlar, öğrenmek istedikleri bir şey yoktur. Onlar için uçmanın tek anlamı, karınlarını doyurabilmektir. Oysa Martı Jonathan Livingston için önemli olan yemek değil uçmaktı. Martı Jonathan, uçmayı büyük bir tutkuyla seviyordu.

Bu tür bir düşünce, onu diğer martılardan ayırıyordu. Deniz seviyesine çok yakın bir yükseklikte süzülebilmek için sürekli çalışan ve bu yüzden bütün bir günü yalnız geçiren Jonathan için ailesi bile çok kaygılanıyordu.

 

Richard Bach, Bir kuşu özgür olduğuna ikna edebilmek niye dünyanın en zor işi? Üstelik çok kısa süren bir çalışmayla bunu kendilerinin de anlaması bu kadar mümkünken gibi bir sorgulama temelindeki kitabını ödüllü yarış pilotu Johnny H. Livingston’ın yaşamından ilham alarak kaleme almış.

Martı, bir oturuşta okunabilecek kadar ince bir kitap gibi görünse de birkaç paragraf süren uçuş betimlemeleri ile sadece bir “çocuk kitabı” olmadığını yüzeysel bir bakış atarak anlayabiliyoruz ve aslında ilk sayfadan itibaren özgürlüğün masalına konuk oluyoruz.

 

 

Üç bölüme ayrılan kitabın birinci bölümünü uyanış, diğer bölümleri ise bilmek, öğrenmek ve eylem gibi kelimeler temsil edebilir sanıyoruz. Bir yamaç paraşütü pilotunu ya da gökyüzü aşığı her insanı kendine hayran bırakabilecek kadar uçuş becerileri üzerinde duran kitap, bir martıya “yeniden” uçmayı öğretiyor.

Gündoğumuyla birlikte Martı Jonathan, çalışmalarına yeniden başladı. Beş yüz fit yükseklikte, balıkçı tekneleri durgun mavi deniz üstünde ufacık bir nokta, yiyecek bulabilmek için dönüp dolaşan martı sürüsü ise belli belirsiz bir toz bulutu gibi görünüyordu.

O, korkuyu yenmenin gururuyla, haz alarak yaşıyordu. Tüm bunları düşünürken kanatlarını sımsıkı gövdesine yapıştırdı, kanat uçlarının açılarını azıcık genişletti ve dimdik suya daldı. Dört yüz fite indiğinde son hızına ulaşmıştı. Artık bu yükseklikte bir ses duvarı haline gelen rüzgar ona sürekli çarparak daha fazla hızlanmasını engelliyordu. Dimdik aşağı doğru, saatte iki yüz kırk mil hızla -üç yüz seksen km- uçuyordu. Bu hızda eğer kanatları açılırsa, milyonlarca minik martı parçacığına dönüşeceğini biliyor ve bunu göz ardı ediyordu. Çünkü hız, güç demekti; büyük bir zevkti ve kusursuz bir güzellikti.

Yüz fite indiğinde heybetli bir rüzgar kanat uçlarını tok bir sesle titretiyordu. Yolunun üstündeki balıkçı teknesinin ve martı kalabalığının bir meteor hızıyla büyüyerek kendisine doğru yaklaştığını fark ettiği anda durmak istedi.

Duramıyordu. Çünkü bu hızda nasıl durulabileceğini ya da dönebileceğini henüz öğrenmemişti.

 

Uçmanın nasıl bir matematik gerektirdiğini satırlarında ustalıkla yoğurabilen yazar, birçok okur için Başucu Kitabı niteliği taşıyan bir eser seviyesini yakalamayı başarmış.

Gerçek anlamda sadece uçmayı, uçmanın güzelliğini ve yüceliğini bir sembol olarak değerlendirdiğimiz zaman kitabı yorumlamak bambaşka kapıların açılmasına neden oluyor. Bir “Çocuk Kitabı”nın ötesinde olması bu bağlamda da pekişiyor.

Son olarak, bahsetmeden geçemeyeceğiz: Bizce, bir kitaba geç kalmak diye bir şey yok bu hayatta. Olsa olsa okur hazır olmuyor okumaya, ama bir gün, uçup geliyor bir yerlerden ve buluyor sizi.

Jonathan Livingston’un sizi en yakın zamanda bulmasını dileyerek Yasemin Mori’nin sürprizli şarkısı Oyna’yı eklemeyi de unutmayalım.

Martı… Jonathan…

 

Dipnot: Epsilon Yayınları tarafından basılan Martı Jonathan Livingston’un 3. Baskısı esas alınarak yazılmıştır, alıntılar yine aynı kitaba aittir.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here