Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

“Canavarlar gerçektir, hayaletler de öyle. Hepsi içimizde yaşarlar ve bazen kazanan olurlar.”

                                                                                                                                – Stephen King

Hikâyeler garip şeyler. Zihinlerimizde ucu bucağı olmayan diyarlar yaratan giriş kapılarının mimarları, öyle ya da böyle hayatımızın her anında birlikteliğimizi sürdürdüğümüz sihirli soyutluklar. Ve bazıları var ki yarattıkları şey bir ‘süpernova‘ misali yankılanıyor benliğimizde, sonsuza ve ötesine. “It de bu hikâyelerden biri. Olağanüstü bir yazarın uçsuz bucaksız hayal gücünün bireysel hayal güçlerimize sunduğu mucizelerden biri. Stephen King‘in on yıllar önce yarattığı hikâye bugün hâlâ nefes almaya devam ediyor. Bu sefer büründüğü biçim iddialı bir sinema filmi oluyor. Hazır It vizyona girmişken sizi Pennywise‘la uçurmaya geldik. Hazırsanız başlıyoruz:

1 – Sürükleyicilik Nedir, Nasıl Yapılır?

It‘in alametifarikası Stephen King’in güçlü kaleminden aldığı kuvvetin hakkını vererek hazırlanmış sağlam senaryosu. Sürükleyicilik konusunda senenin şu ana kadar tartışmasız en iyi filmi var karşınızda. Salonda geçirdiğiniz ilk yarının sonunda sanki her şey yeni başlamış hissi verecek derecede bir akışkanlıktan bahsediyoruz. Belki de en güzeli son yılların en fena alışkanlığı “fragman hastalığı”ndan azade bir film olması. Fragmanında her türlü sürprizi verip tat kaçıran yapımların aksine It‘de sinemaya girdiğiniz ilk andan itibaren o ana kadar film hakkında gördüğünüz her şeyin buz dağının görünen kısmı olduğunu fark ediyorsunuz. Kategorisi itibariyle anlamsız korkutmalara boğulmak bir yana karşınızda öyle ikonik bir tavırla süren bir film var ki şaşkınlığınız hayranlığınızla iç içe geçiyor seyir boyu. Geçtiğimiz yıl Duffer Brothers‘ın Stranger Things ile yarattığı akımın rüzgarından aldığı güçle beyaz perdeye kelimenin tam anlamıyla ürpertici bir soluk getiriyor It. İzlerken geçirdiğiniz her dakikadan memnun olduğunuz o “sıkı” filmlerden biri var karşınızda.

2 – Tüm Zamanların En İyi Pennywise’ı: Bill Skarsgård

“Dans Eden Palyaço Pennywise” hiç bu kadar gerçek olmamıştı. İsveç’in sinemaseverlere hediyesi Skarsgård ailesinin gençlerinden Bill’in performansı -abartı yok- iliklerinize işleyecek. Çekimler esnasında feci kabuslar görmesine sebep olacak şekilde rolüne kendini kaptırdığını söyleyen Skarsgård’a inanmamak mümkün değil. Günümüz sinema teknolojisinin sınırsız imkanlarını ve başarılı görsel efektleri de arkasına alan oyuncu korku sinemasının “en iyi kötüleri”nden biri oluyor gözlerimizin önünde. Pennywise’ın sarı sarı parlayan gözlerinin etkisi sizi salondan sonra takip edecek derecede kuvvetli.

3 – Çocuklara Katılmaya Hazır Olun

It‘in temel konusu aşina olmayanlar için şöyle özetlenebilir: Ebeveynleri ve akranları tarafından binbir türlü kötü muameleye maruz kalan bir grup çocuğa musallat olan Palyaço Pennywise’ın gizemli hikâyesi etrafında şekillenen bir “arkadaşlık” öyküsü. Haliyle Pennywise’ın yanında hikâyemizin sahiciliğinin temel taşı bu “kaybedenler kulübü”nü oluşturan çocuklar oluyor. It‘in muazzam bir noktaya gelmesinin en güçlü etkenlerinden biri de her biri çok yetenekli çocuk oyuncuları bünyesinde bulundurması. Tüm çocuk oyuncular hem ayrı ayrı hem birlikte sağlam performanslar sergiliyorlar. Yine de belirtmek gerekir ki tüm oyuncular arasında biri bir adım önde. Stranger Things’te “pişen” Finn Wolfhard, Richie rolündeki dozunda ve başarılı bir mizahla harmanlanmış takdir edilesi performansıyla adeta “parlıyor”. Wolfhard ile beraber, Beverly rolündeki Sophia Lillis‘in de gelecekte çok iyi yerlere geleceğini söylersek sağlam bir tahmin yapmış oluruz. Uzun lafın kısası, Pennywise’ın hedefleri en az kendisi kadar çetin ceviz.

4 – Atmosfer ve Müzikler

Filmin dönem ruhu, beyaz perdenin hikâye anlatımına katabileceği gücü bir kez daha tüm sinemaseverlere kanıtlayacak cinsten. Derry kasabası nefes alıyor, çatırdıyor ve sizi içine çekiyor. Kütüphanesinden evlerine, tekinsiz binalarından kanalizasyonlarına kadar, size haritasını oldum olası bildiğinize emin olduğunuz bir evren yaratıyor It. Kırmızı balonların verdiği “çiğ” hisle yoğrulan tüm bu mekanlar, tarihi fotoğraflar, New Kids on The Block dokunuşları filme eşine az bulunur bir “iz bırakma” yetisi bahşediyor. Tüm bunların üstüne bir de Benjamin Wallfisch‘in müzikleri eklenince kendinizi sinema salonunda mı yoksa Derry’nin tekinsiz kucağında mı bıraktığınıza emin olmanız imkan dahilinde değil.

5 – Arka Plan

Hikâye uzaktan bakınca yüzeysel bir macera-korku-fantastik üçgeninde başıboş dolanıyor gibi gözüküyor olabilir. Oysa içine girdiğinizde It‘i bu kadar özel yapanın aslında arka planı ve söylemek istedikleri olduğunu görüyorsunuz. Filmde akran zorbalığı, çocuk istismarı ve ihmali, ensest, “munchausen by proxy*” başta olmak üzere birçok önemli problemin yaşandığını izlerken verilen mesajı ayakta alkışlıyor olacaksınız. Ve anlayacaksınız ki ortada tekinsiz bir palyaçodan çok daha korkunç bir gerçek var: Çocuklara erişkinlerin yaşattığı “binbir suratlı” zulüm. Bu zulmün korkusuyla boğulan çocukların iç burkan öyküsü aslında “It“. Üstünü örtüp görmezden geldiğimiz acı gerçekleri yüzümüze vuran kıymeti yüksek bir sanat eseri. Her şeyden öte bu duruşuyla bile herkes tarafından izlenmeyi fazlasıyla hak ediyor.

It, tüm zamanların en ikonik filmlerinden biri olmaya aday. En kısa zamanda bir fırsat yaratın ve siz de izleyin. İzleyin ve düşünün. Çünkü Pennywise bir kurgu değil. Tekinsiz palyaçolar her yerde. Onlardan birine dönüşmeden içinizdeki çocuğun elinden tutun. Çünkü tüm çocuklar mutlu bir hikâyeyi hak ediyor.

(*Munchausen by proxy sendromu (MBPS) ise özel bir çocuk istismarı formudur. Aile ya da koruyucu, çocukta bir hastalık varmış gibi yapmakta ya da hastalık yaratmakta ve “hasta” çocuğu doktora götürmektedir. Ayrıntılı bilgi için http://www.ttb.org.tr/sted/sted0600/8.html adresini ziyaret edebilirsiniz.)

Bonus: Fragmanlar

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here