Bu içeriğimizde klasik müziğin kurucularından olan Bach, Handel ve Haydn’ın hayatlarına ilişkin bilinmeyen yönlere değineceğiz. Müzik tarihine adını altın harflerle kazıyan bu isimlerin öğrencilerine yani Mozart, Beethoven ve Schubert’e de serimizin bir sonraki yazısında yer vereceğiz. Takipte kalın. 🙂

Johann Sebastian Bach

1685 yılında Almanya’da doğdu. Müzisyen bir aileden gelen Bach için sanatın birçok tanımı vardı. Fakat ona göre müzikte en önemli gaye Tanrı’yı hoşnut etmek olmalıydı. İnsan yeryüzünde çok çalışmazsa, öldüğünde Tanrı’nın huzuruna çıkamayacağını düşünürdü. İki kere evlenmişti ve yirmi çocuğu vardı. Kilise müziğine asla bağlı kalmamıştı. Weimar Sarayı’nın gözbebeği olan Bach piyanoda diğer parmakların yanı sıra küçük ve baş parmağın da kullanılması gerektiğini düşünüyordu fakat bu öğrencileri için çok zorlayıcıydı. Görme duyusunu kaybetmeye başladığında bile beste yapmaktan vazgeçmedi. Notaları başkasına yazdırmak zorunda kalsa da yılmadı. 1750’de sara krizi geçirip öldü. Öldükten sonra Şehir Belediye Meclisi onun için kısa bir bildiri yayımladı. “Herr Bach’ın büyük bir müzikçi olduğundan şüphemiz yok ama bizim bir müzikçiye değil müzik öğretmenine ihtiyacımız var.” dediler. Bach’ın karısı tüm aileye bakmak zorunda kaldı. O kadar fakirleştiler ki büyük besteci Fakirler Mezarlığı’na defnedildi. Bach’ın besteleri ise kilisenin dolaplarında unutulup kaldı. Kilise okulu öğrencileri piknik yemeklerini sarmak için kağıt aradıklarında Bach’ın eserlerinden birer sayfa koparmayı adet edindiler.

Georg Friedrich Handel

Venedik karnavalında Scarlotti tarafından alkışlandığında 22 yaşındaydı fakat ünü çoktan müzik dünyasına yayılmıştı. Handel Bach’ın aksine müzikle hiç alakası olmayan bir ailenin çocuğuydu. Handel’in babası berberdi ve oğlunun müzik yapmasına kesinlikle karşıydı. Onu tehdit etmekten çekinmiyordu. Ta ki Handel’i dinleyip eğitilmesini isteyen Dük’e kadar. Bu olay üzerine Handel ders almaya başladı. Üstelik 17 yaşındaydı. “Müzik dünyasının yorulmak bilmeyen bestecisi” ünvanıyla genç yaşında Almanya’ya gitti. Hamburga’da Johann Mattheson ile yakınlaştı. Kendisi gibi bir yetenek timsaliydi. Müzik dışında çeşitli bilim dalları ve felsefe ile de ilgili olan Mattheson 83 yaşında öldüğünde 88 kitap bırakmıştır arkasında. Bu yüzden Handel için çok önemliydi. Handel ve Mattheson müzik yüzünden düello yapmış ve düello bitince alanı kol kola terketmişlerdir. Scarlottilerle yakın dostlardı. Gena Scarlotti ona öyle hayrandı ki adını duyar duymaz ıstavroz çıkarıyordu. İtalyan sanatına hayran kalan Handel mezhebini bile değiştirip İtalyanlar gibi katolik oldu. Almanya’ya dönüşü Hanover Orkestrası’nın şefi olan Agostino Steffoni’nin teklifi üzerine gerçekleşti. Steffoni papaz, matematikçi, filozof eleştirmen, elçi, şarkıcı ve şefti. Devrin yazarlarından biri “Handel Steffoni’nin izinden yürüyor ama onun ayakları daha büyük.” demiştir Fakat Handel’in kendi yolu vardı. Almanya’dan sonra İngiltere’ye gittiğinde 25 yaşındaydı fakat ömür boyu yetecek ün kazanmıştı. Rinoldo’yu İngiltere için besteledi. Almanya’ya döndüğünde ise operanın eskisi kadar tutmadığını görmesi üzerine hoşlandığı İngiltere’ye geri döndü. Gulliver’in yazarı olan  Jonathan Swift ve ünlü şair Alexander Pope ile çok yakınlardı. Bir süre sonra İngilizler de ona sırtlarını döndüler. Açtığı opera iş yapmıyordu. Maddi durumunun kötülüğüne rağmen fakir besteciler yararına sık sık konserler düzenledi ve gecenin kârından payını almadı. Vücudunun sağ tarafı felç oldu. Vazgeçmedi. Mesiah’ı besteledi. Gözleri bozuldu, ameliyat oldu. Fayda etmedi, kör oldu.

Franz Joseph Haydn 

Handel gibi o da toplumun alt sınıfından gelmekteydi. Babası arabacı, annesi ise aşçıydı. Haydn’ın besteleri bu yetişme tarzına ve hareketliliğe rağmen kederliydi. “Altın bir kafeste şarkı söyleyen bir bülbülün yalvarışı gibi.” Haydn isimlendirildiği gibi senfoninin babası değildi ama Mozart’ın müziğinin isim babasıydı. Mozart çocukluk yıllarında ona hayrandı. Hatta ilk bestelerinden bir kısmını Haydn’a ithaf etmişti. Haydn da onu sever ve desteklerdi. Mozart’ın genç yaşta, en verimli döneminde ölüp fakirler mezarlığına gömülmesine çok üzüldü. Başlangıçta Mozart etki Haydn etkisindeyken sonraki dönemlerde Haydn Mozart’tan etkilenerek yeni eserler yazar. 66 yaşındayken ünlü İngiliz şairi Milton’un “Kaybolan Cennet” isimli şiirinden ilham alarak “Yaratılış” oratoryosunu yazar. 10 Mayıs 1809’da Napolyon’un orduları Viyana kapılarına dayanmıştı. Şehir bombalanırken, bombalardan biri Haydn’ın evinin yakınına düştü. Haydn’da yatağa düştü. Üç hafta sonra ölüm döşeğinde “Şu berbat savaş benim de sonumu getirdi.” diyerek söyleniyordu.

 

Kaynak: Ünlü Bestecilerin Hayat Hikayeleri

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here