Müzeler çoğu zaman bizi geçmişte bir yolculuğa çıkartan, yaşanmışlıkları o dönemin eşya ve belgeleriyle bizlere sunan ve eğlenceli diyebileceğimiz ortamlardır. Eğlence kısmı genellikle geçerli, ancak her zaman durum böyle olmuyor. Kimi müzeler içlerinde barındırdığı sergiyle ve hikayesiyle oldukça farklı deneyimler sunmakta ziyaretçilerine. Hatta ürkütücü ve korkunç deneyimler yaşamak bile mümkün. Yani aslında tarihin ihtişamlı taraflarından çok gözden kaçırmayı tercih ettiğimiz o karanlık yüzünü de sunuyor bazı müzeler bizlere. İşte o müzelerden bir tanesi, daha adıyla bile ziyaretçilerini korkuturken merak da uyandırıyor: Budapeşte’de bulunan Terör Evi Müzesi.

Terör Evi giriş katında bulunan tank

Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de, özgün adı “Terror Haza” olan bir müze Terör Evi. Yapı, tarihi göz önünde bulundurulduğunda isminin hakkını veriyor demek hiç de yanlış olmaz. Çünkü 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren uzun bir müddet adeta Macaristan’daki insanlık suçlarının ve terörün yuvası konumundaymış şu anki müze binası. Geçtiğimiz yüzyıla damgasını vurmuş olan iki büyük totaliter rejimi, önce Nazi yanlısı ardından da komünist kontrolü ardı ardına yaşayan bir ülke Macaristan. Ve iki rejim de Macar halkı için en hafif deyimle talihsiz olarak nitelendirilebilecek faaliyetlerini şu anda müzenin bulunduğu aynı bina içerisinde devam ettirmişler. Nazizmin Macaristan ayağı olan NYKP (Demir Haç-Macar Hareketi Partisi) tarafından 1944-1945 yılları arasında, onların kontrolü kaybetmesinin hemen ardından ise Macaristan’daki komünist rejimin kolluk gücü olan ÁVH (Devlet Koruma Gücü) tarafından 1945-1956 yılları arasında bir karargah ve karakol olarak kullanılmış olan bu yapı, söz konusu dönemler arasında Macar halkının adeta korkulu rüyası haline gelmiş. Haliyle 12 yıl boyunca binanın baskıcı rejimlerin kalesi görevini üstlendiği yorumunu yapmak yanlış olmaz.

Müze duvarlarında hayatını kaybedenlerin fotoğrafları

Binanın orijini ve kısa hikayesi bile tüylerin ürpermesine neden oluyor. Fakat içinde barındırdığı sergi biraz incelendiğinde dehşete düşmemek elde değil. Tüm müzeye dağılmış olan kurbanların fotoğrafları, o günleri yaşayıp da canlı çıkabilecek kadar şanslı olanların aktarmış oldukları anıların yer aldığı video kayıtları zaten insanı o anlara, o atmosfere götürmeye yetiyor. Çünkü gördüğünüz her fotoğrafın ardında birtakım yaşanmışlıkların, büyük acıların ve bir o kadar büyük kayıpların yaşandığını tahmin edebiliyorsunuz. Bu yönüyle müze, empati duygunuza hitap ederken bir yandan da o dönemin gergin ve korkunç atmosferini de unutmamanızı sağlıyor.

Bodrum katında bulunan bir hücre

Ancak müzenin sergi alanın en alt katı, her şeyi oldukça somutlaştıran ve adeta sizi o zor günlere taşıyan bir nitelikte. Bodrum katında o günlerde kullanılmış olan hücreler neredeyse aynı o günkü halleriyle ziyaretçilere açık bir vaziyette. Örneğin insanların dizlerinin üzerine kadar soğuk su içerisinde bir gün boyunca tutuldukları bir ıslak hücre ya da yalnızca bir metrelik bir tavana sahip bir siper hücresi bulunmakta. Yine içerisine girdiğinizde ayakta durmak zorunda kalacağınız, hatta kolunuzu bile tam olarak vücudunuzdan ayıramayacağınız yalnızca yarım metrelik bir zemine sahip olan tevkif hücresi de o dönem insanlara karşı uygulanan bu vahşi ceza yöntemlerini ve mahkumlara sunulan insanlık dışı şartları gözler önüne seriyor.

Döneme ait silah ve kıyafetler

15 yıla yakın bir süre boyunca sayısız insanlık suçuna ev sahipliği yapan ve sayısız insan için de yolun sonu anlamına gelen bu bina, 2002 yılında alınan bir kararla müze haline getiriliyor. Ve bu bina müze olarak yeniden düzenlenince de, yapı için konulabilecek en uygun isim seçilmiş: “Terör Evi.” İnsanı her anlamda etkileyen ve tüyler ürpertici bir deneyim olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğimiz bu müzenin girişinde de, adeta tüm hikayesini özetleyecek; kısa ancak oldukça vurucu bir cümle yer alıyor: “affedebiliriz, ancak asla unutamayız.”

 

Kaynak: 12

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here